Ediz Ata, torunum
Hele sor
Nalbant Mustafa
Bilir
Söylesin sana
Yanağındaki urun sebebini
Bir açık adresim de yok
Kime sorsam tanımıyor
İstanbul'da kendimi arıyorum
Gören, duyan olmuyor…
***
Ne yaman güne düştüm
Ah, İstanbul
Nice aşkların gizli tanığı
Yedi tepene şiirler yazılsa da
En güzel yerin sahil…
İlk, martılar görür sevgililerin öpüştüğünü
Kıskanır onları boğazın mavi suları
Sene dokuz yüz elli dokuz
Birinci ayın biri
Amcam
Askerlik yaparken Erzurum'da
‘Kara Kağıdı’ geldiği gün
Ben doğmuşum
Sen,
Acı, ümit, sevmek
Nefes aldığım hava
Damarlarımda ki kan
Susuzluğumu giderecek su
Karnımı doyuracak ekmek...
Gölgesinde dinlendiğim söğüt dalı
Yürüyerek kenarına vardığım su
Şu dağ başı, şu patika yol, yeşeren çimen
Açan nergis,lale, sümbül, karanfil
Şu günebakan...
Ve dirhem dirhem içimde büyüyen mutluluk
Her cefanın her kederin
Vefası sen sanmıştım.
Aşıktım,
Her sözüne inanmıştım.
Bırakıpta gittiğin zaman
Bir sokak pazarında
oturdum bir taşa
Tezgaha koyamayacak kadar az
olan umutlarımı satıyorum…
Dönüp bakan, fiyatını soran bile yok
Oysa talibi çıksa
Denizde balık olsam
Dağda çam ağacı
Gelir mi, haber salsam
Üç kardeş, beş bacı…
Kara bulut dağılır mı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!