Babam,
ömrünü
kat yerleri beyazlamış eski bir mektup gibi
üzerinde taşıdı.
Ne zaman açılsa,
yazısından önce
beklemiş yıllar dökülürdü.
Sevgisi,
bir ağacın
kendi gölgesine yetişememesi gibiydi.
Yaklaşır,
tam dokunacağı yerde
ışığını geri toplardı.
Ellerinde,
çocukluğundan kalmış
ince bir ürperti yaşardı.
Bu yüzden
hiçbir sarılış
sonuna kadar varamadı.
Beş kardeştiler.
Aynı soyadı,
beş ayrı kapının eşiğinde
farklı seslerle eskidi.
Birinin çocukluğu,
ötekinin hatırasına hiç uğramadı.
Sofradaki ekmek bölündü;
yalnızlık bölünmedi.
Babam,
takvimlerin değil,
bekleyişlerin yaşlandırdığı adamlardandı.
Şiir yazarken
harfler kâğıda düşmezdi.
Sanki penceresi örülmüş bir evin
önünde uzun süre bekler,
içeri giremeyenler
sessizce geri dönerdi.
Sonra bir gün,
takvim
hiçbir şey olmamış gibi
bir yaprak daha çevirdi.
Saat,
aynı duvarın üzerinde
aynı sabrı sürdürdü.
Yalnız,
evin ağırlığı
fark edilmeden yer değiştirdi.
Adını andığımda,
dilimin altında
eski bir anahtar
soğumaya devam etti.
Hangi kapıya ait olduğunu
ikimiz de
hiç öğrenemedik.
Şimdi,
çocuklarımın
uzak bir noktaya dalan bakışlarında,
rüzgâr
eski bir ismi
kendi kendine fısıldıyor.
Mezarına geldiğimde
taşını okumuyorum.
Toprağa da bakmıyorum.
Otların yönü değişiyor.
Sanki,
çok eski bir evde,
kimsenin dönmesini beklemediği
bir kapının kolu,
içeriden
yavaşça yoklanıyor.
Ben yalnızca
o sesi duymamış gibi duruyorum.
Onur GöknilKayıt Tarihi : 24.07.2026 00:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!