Işıl ışıl parlayan bir sabaha gözlerimi açtım,
İçimde tarifi olmayan bir huzur vardı,
Çünkü gönlüme sen doğdun.
Ah, sen hangi duamın karşılığı oldun?
Vicdan dedikleri masala dönmüş, Merhamet dillerde, yüreklerde yok. Kim kimi ezer, kim kimi gömer, Bütün hesaplar çıkar olmuş.
Ne zaman bu kadar kaybolduk biz? Ne zaman insan, insana bu denli uzak? Bir tek gözyaşı sahiden samimi, Bir tek hüsran yalanı boğacak.
Ve ben… Kör düğümler içinde bir ses, Bağırıyorum yankılansın diye, Ama duyacak biri kaldı mı?
Hüzün çöker sessiz, bir akşam vakti.
Gökyüzü yorgun, kalbim de öyle…
Her şey sanki aynı, ama içimde bir şey eksik.
Kader, kulağıma usulca bir şeyler fısıldar —
Güneş ışıkları dokunur
Pencere pervazlarından odama
Huzuru getirmesini bekler yüreğim
İçimde bir kasırga, dinmek bilmiyor,
Her anım harabe, yüzüm gülmüyor.
Sol yanımdaki acı bir an dinmiyor,
Sen söyle sevgili, ölüm mü kalım mı?
Özlem har olmuş, yakar.
Gözlerim derinlere dalar.
Tatlı bir söze can versem, ne çıkar?
Ölüyorum, sevdiğim, artık gelsene.
Gene çaresiz çırpınışlar sarıyor bedenimi,
Yağmur gibi döküyor gözlerim kanlı yaşları,
Yokluğun oturup kalıyor yüreğimin
Baş köşesine.
Bir sesin eksik boş odamda bu akşam,
Bir dokunuşun yok, içim üşüyor.
Kelimeler darmadağın,
Yıldızlar bile sessizce ağlıyor.
Cam kenarına oturdum, elimde sigaram, önümde bir fincan kahve.
Beyaz bir sayfaya,
kalemi tutup seni dökmeye çalıştım satırlara.
Her satırda burnum sızladı… Ne çok özlemişim!
İçine hüznün sancısı çöktüğünde,
Aldığın her nefes hançer olup bağrını deldiğinde,
Benim yüzündeki tebessüm solup gittiğinde,
Yokluğumu anlayıp özleyeceksin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!