Dosta gafil olma gönül,
Kin ve nefret dolma gönül,
İki dertle solma gönül,
“Hu” diyenler yol alıyor.
Kaldırıp ellerimi divanına açınca,
Gizli sırlarımı dergâhına saçınca
Onca anlamaz kuldan anlayana kaçınca
Bil ki huzur bulurum huzuruna varınca.
Acaba sen neresindesin bu şehrin?
Aynı şehirde birbirinden habersiz,
Senin adımlarını saydım yaşadığın sokakta,
Kaç numaralı ev senin, kaçıncı caddede
Şu kahve içtiğim kafeye hiç düştü mü yolun,
Şu dükkâna girdin mi mesela,
İnsanoğlu böyleydi işte:
Tuhaf, karmaşık, çözülmez…
“Allah’ı seviyorum.” der;
Ama şeytana koşardı. Allah’a inanır;
Ama nefsine tapardı.
İnsanoğlu her musibeti hak edip
Çeyiz sandığından çıkmadı ki senin hayatın,
Kahır sandığında kahır sakladın.
Ey benim dağılmayan efkârım,
Ne getirdin yıllarından,
Önüme dök, bakalım,
Çıkar sır küpünü, neler sakladın;
KAHROLSUN
Hep böyle uzun mu sürer acılar?
Kalbi taş etmeye yeminli gibi.
Susmanın külfeti konuşmaktan çok ağır,
Affetmek, hangi maddede imkânsız
İhanet mi yoksa af mı daha imansız?
Adını andığımda gözlerim doluyor ya,
Akmasın gözyaşlarım kirpiklerimde kalsın.
Arada bir yanımda sandığım oluyor ya,
Bırak hasretin iliklerimlerimde kalsın.
Seni sorduklarında işte bitti diyorum,
KARAYA ÇALAR GECE
Karaya çalar gece ve oysa beyazlar yakışır bize,
Tut elimden gelecek, yarın ya da hayır şimdi!
Neden kötülere nar düşer de kederler bize?
Acıyı umuda açılır sandık vay be hayat yine yanıldık!
Hâra düştüm evvelceden çok evvel,
Akıl yandı, fikir yandı, söz yandı.
Bilinmezlik ummanıydı ta ezel,
Bilmek için içime zerre-i sevda düştü.
Aslında çok yorgunum Kenan.
Ve senin adınla anılan bu şehirde
Benim yüreğim “Yusuf” değil artık.
Hiçbir “Züleyha” yüreği,
Ayna olamadı cismime.
Kayboldum kuyularda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!