Gecenin en koyu yerinde, kalemim bitmek bilmeyen bir hasretin üzerine eğiliyor.
Taş duvarlı o eski odada, lambanın cılız ışığı altında yalnızlığımla baş başa kaldım.
Hatıraları biriktiren değil, hatıralarla nefes alan o adam olarak; yine senin yokluğunun gölgesinde, sessizliğin en yüksek perdesinden haykırıyorum.
Ay, o gece gökyüzünde bir kandil gibi değil, senin yüzünün bir yansıması gibi asılıydı.
Pencerenin perdesini araladığımda, içeri dolan ayaz değil, sanki senin kokundu.
Uzaktan, ta ötelerden gelen o melodi; hani herkesin bildiği ama kimsenin benim kadar içten hissedemediği o şarkı, odanın tüm sessizliğini bir cam kırığı gibi parçaladı.
"Zamanı durdurmak isterdim, gün batarken..." derken sesin, güneşin değil, sanki kalbimin ritminin de yavaşlayıp durduğunu hissettim.
Sen gittin, arkanda ay ışığıyla yıkanan koca bir boşluk bıraktın.
Hatırlıyorum; ellerin, kışın ortasında unutulmuş bir çiçek gibi soğuk ama bir o kadar da nazlıydı.
O gece vedalaşırken gözlerindeki o buğu, yağmurun şehre düşmeden önceki son vedasıydı.
Hayatım boyunca hiç bu kadar susmamıştım. Kelimeler boğazımda düğümlendi; sanki hepsi birer inci tanesiydi de ipi kopmuştu, tüm cümlelerim yerlere saçıldı.
Sen giderken adının son harfini de yanında götürdün.
Şimdi dünya ne kadar dönerse dönsün, ben o duran anın içindeyim.
Ay bulutların ardına saklandığında, odanın içine dolan karanlık senin yokluğundu.
Masanın üzerinde, sayfaları sararmış o eski mektuplar duruyor; mürekkep akmış, yazı silinmiş ama o mektupların içinde sakladığın o son "hoşçakal" hâlâ taze.
Herkes "geçer" diyor.
Bilmiyorlar ki bazı acılar, insanın ruhuna damgalanmış bir mühür gibidir; ne yıkanır ne de silinir.
Sen, ay yüzlü sevgilim; geceyi aydınlatan ama aydınlattıkça beni karanlığa daha çok hapseden o yegâne ışıktın.
Şimdi ben, bu dört duvar arasında gidişinin yankısını dinliyorum.
Şarkı bitiyor, nota susuyor, ama senin adın hâlâ duvarlara çarpıp dönüyor.
"Ay yüzlüm, gökyüzüm, yıldız tozlarından ördüğüm hayalim..." diye mırıldanıyorum.
Gökyüzü çok uzak, yıldızlar çok soğuk.
Ben buradayım; hüzne emanet edilmiş,
Veysel Sarı, senin o hiç sönmeyecek sandığım ay ışığında kavrulan o yaralı yürek.
Eğer bir gün, ayın en parlak olduğu o ıssız gece, rüzgârın sesinde bir ağıt duyarsan, bil ki o benim. Yazdığım her harf, göğe savurduğum bir duadır; kavuşamadığımız o uzak kıyılara, belki bir gün, bir başka zamanda, bir başka şarkının nakaratında tekrar ulaşırız diye.
Veysel SariKayıt Tarihi : 9.07.2026 16:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!