Bir sokağın köşesinden başlıyor her şey.
Çay bardağının buğusunda seni arıyorum.
Gece yarısı açık kalan lambanın altında,
otobüs durağında birbirine değmeyen iki gölge…
İçimde bir kıpırtı, ama ellerim boş.
Aşk neydi?
Sadece güzel olduğu için mi sevilirdi insan
Güzel olana herkes bakardı,
ama suskunluğunu omzunda taşıyanı sevemezdi.
Senin suskunluğunun ardında bir dünya vardı
ben o dünyayı sevdim.
Leyla’yı görmeden çölde yanan Mecnun gibiydim.
Sevdiğim suret değil, bir ihtimaldi.
Romeo gibi balkona çıkmanı beklemedim
bazı aşklar kavuşursa eksilirdi, biliyordum.
Kerem ateşe yürüdü Aslı için,
ben sana yürüyemedim.
Anna Karenina bir tren rayında bitti,
benimki bitmedi; yaşanmadı.
Yaşanmayan aşklar ölmez,
sadece insanın içine yerleşir.
Hayatın her yerinde sen vardın
Babanın çocuğuna baktığı gözlerde,
yaşlanmış bir çiftin sessizliğinde,
simit satan çocuğun üşüyen ellerinde…
Sevgi, sahip olmak değilmiş
onu incitmemek için vazgeçebilmekmiş.
Ben senden vazgeçmedim.
Sana dokunmaktan vazgeçtim.
İmkânsızdın.Ama imkânsız olan şeyler,
insanı en çok insan yapanlardı.
Bir film karesine sığdırmaya çalıştım seni.
Ama bazı aşklar yaşanmaz, izlenir.
Titanic’te Jack, Rose’u sevdi ama onu özgür bıraktı
bir gemi battı, bir kalp ilk kez yüzdü.
Aşk, bazen batacağını bilerek elini bırakmamaktır.
The Notebook’ta isimler silindi, hafıza kayboldu.
Ama sevgi kalpten silinmedi.
Akılda kalan değil, ruhta kök salan bir şeydi bu.
La La Land hatırlattı
Bazı hikâyeler, aynı sahnede bitmez.
El ele değil, kalp kalbe ayrılırsın.
Casablanca’da Rick vazgeçti
gerçek sevgi, bazen “ben” dememeyi öğrenmektir.
Uçağa binmeyen aşklar vardır,
ama o uçak kalksın diye susanlar da…
Ve Al Yazmalım…
“Sevgi neydi ? ” sorusu hâlâ kulaklarımda.
İlyas tutkuydu, ateşti, rüzgârdı.
Cemşit sessizdi, omuzdu, sığınağımdı.
Sevgi, yarayı saranı seçmekmiş.
Her büyük aşk, en büyük sevda değildir.
Bazen insan, kendini yakanı değil,
kendini ayakta tutanı sever.
Benim aşkım hangisiydi ?
Ne Jack kadar cesur, ne İlyas kadar deli…
Ben, Al Yazmalım’daki o soruda kaldım.
Sevgi, belki de hiç seçilmeyeceğini bile bile
orada kalabilmekti.
Ve ben,hiçbir film karesine sığmayan
o aşıktım…ve hâlâ öyleyim.
Bir sabah, güneş sessizce sokakları ısıtırken
aklıma ilk sen düşüyorsun.
Baktığım her gölge, her köşe,
bir zamanlar senin varlığını hatırlatıyor bana.
Bir kafede yalnız otururken,
çay bardağının buğusunda seni görüyorum.
Bir kahkahanın yankısı değil,
suskunluğunun sıcaklığı…
Her yudum, biraz daha seni taşımak gibi.
Gece yarısı yürürken boş sokaklarda,
lambaların altına sığınmış gölgelerimizi düşünüyorum.
Elimiz değmese de,ruhumuz birbirine dokunmuş gibi.
Aşk bazen bir seçim değildir
bazen sadece beklemektir,
ve beklerken her şeyin farkına varmak
Sevgi, birine sahip olmak değil,
onu incitmemek için vazgeçebilmekmiş.
Bazen düşünüyorum,
ya bir film karesinde olsaydık?
Jack Rose’u sevdiği gibi seni sevebilir miydim?
Belki de hayır…Çünkü bazı aşklar yaşanmaz, izlenir.
Ama izlerken insan kendini tanır,
ve ben seni tanıdım, her suskun cümlende,
her bakışında, her uzak mesafede.
Sen varsan, hayat daha geniş,yokluğun bile dolu.
Ve hâlâ soruyorum kendime
Sevgi neydi?
Belki de sadece şunun için
Hiç senin olmayacak birini,
kendinden bile fazla düşünebilmekti sevgi…
Kayıt Tarihi : 16.12.2025 18:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Erkan Tankut kaleminden..."tankutbey"




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!