Ali Pakyardım Şiirleri - Şair Ali Pakyardım

0

TAKİPÇİ

Ali Pakyardım

Bazen durup düşünüyorum, gerçekten kararları veren, yolları seçen ve hayatı şekillendiren kim?
İnsan çoğu zaman yaptığı planlarla, aldığı kararlarla ve gösterdiği gayretle her şeyin kendi iradesiyle gerçekleştiğini sanıyor.
Ben de uzun yıllar böyle düşündüm.
Attığım adımların, kurduğum hayallerin ve verdiğim mücadelelerin yalnızca bana ait olduğunu kabul ettim.

Fakat zaman geçtikçe fark ettim ki bazı kapılar hiç beklenmedik anda açılıyor, bazıları ise ne kadar zorlansa da açılmıyor.

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Sessizlik dökülür odanın duvarlarına
Kendi sesimi duymaktan korkar oldum
Avuçlarımda kalan kırık cam parçaları
Tutunacak bir dalım vardı, onu da ben kırdım


Devamını Oku
Ali Pakyardım

Zamanın akmadığı bir sabaha uyandım.
Gözlerimi açtığımda odada senin kokun hâlâ vardı ama sen yoktun.
Sanki birkaç saat önce burada olmamışsın gibi, sanki hiç yanımda durmamışsın gibi... Ama en çok da sesin yankılanıyordu zihnimde.
Bir boşluk... Açıklanamayan, anlamlandıramadığım, tarifi imkânsız bir boşluk.

Giderken bir sebep bile söylemedin. "Böyle olması gerek" dedin sadece.

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Mutluluk, bazen en sessiz köşelerde, en beklenmedik anların içinde gizlenir. Hayatın telaşlı koşturmacasında kaybolurken, bir anda, bir gülümsemenin huzurunda yeniden keşfedilir. Çoğu zaman büyük olaylar veya çarpıcı anlar değildir mutluluğu getiren. Bazen sadece bir an durup, çevredeki her şeyi unutmak, derin bir nefes almak yeter.

Günler peş peşe gelir geçer, ama gerçek mutluluk öyle bir anda kendini gösterir ki, dünyadaki her şey anlamını yitirir. Bir bakış, bir dokunuş, sıcak bir kahve kokusu, esen hafif bir rüzgar… Hepsi içimizdeki karmaşayı dindiren küçük ama güçlü anlardır. Çünkü mutluluk, dışarıda arandığında değil, içimizde bulduğumuzda en derin haline kavuşur.

Sık sık mutluluğun peşine düşeriz, onu uzaklarda, elde edilemez bir yerde ararız. Ancak Mutluluk, hayatın en sıradan anlarında saklanır. Yorgun bir günün ardından, bir dostla paylaşılan sessizlikte ya da gün batımına dalıp gitmekte gizlidir. Sadelik, huzur ve varlığın kendisi, mutluluğun dokusunu oluşturur.

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Hiç kendine bakmayı denedin mi?
Yıldızların altında denize dalarken, ayın sudaki kırık ışıklarında hayalini aradın mı?
Ben seni orada gördüm.

Benim gözlerimde beliren senin suretindi ama sen hiç kendi gözlerinden kendine baktın mı?
Nereden bileceksin ki içimdeki fırtınaları?

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Beni sarsan şey olayların büyüklüğü değildir. Dağların yerinden oynaması, şehirlerin yıkılması, servetlerin bir gecede el değiştirmesi ya da insanların hayatlarını değiştiren büyük kırılmalar yaşaması tek başına beni şaşırtmaz. Çünkü büyüklük, varlığını içinde bulunduğu dünyanın kurallarından alır. Büyük olan da mümkündür, küçük olan da. Gök gürültüsü ne kadar doğalsa, fırtına da o kadar doğaldır. İnsan doğar, yaşar ve ölür; medeniyetler yükselir ve çöker. Bunların hiçbiri bana evrenin düzenine aykırı görünmez.

Asıl şaşkınlık, ihtimalin sınırlarında saklıdır.

Milyonlarca olasılığın arasından birinin gelip tam önümde belirmesi, beni olayın kendisinden çok daha fazla etkiler. Çünkü büyüklük gözle ölçülür fakat düşük ihtimal akılla hissedilir. Bir insanın ölmesi hayatın kaçınılmaz gerçeğidir fakat yıllardır hiç karşılaşmadığın birinin, hiç beklemediğin bir yerde ve hiç beklemediğin bir anda karşına çıkması, işte bu zihni duraksatan şeydir. O karşılaşmanın ağırlığı, olayın kendisinden değil, gerçekleşme ihtimalinin ne kadar küçük olduğundan gelir.

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Geçmiş, hatıraların içinde sararmış yapraklar gibi dururken, zaman zaman içimizde bir sızı bırakır. Her bir an, bir hikâyenin parçası, kimi zaman mutluluğun doruğunda, kimi zaman da acının en derininde saklanır. Gözlerimi kapattığımda, geriye dönüp baktığımda o anılara yeniden dokunmak isterim, ama ne zaman elim uzansa, bir hayal kırıklığının keskin soğuğu ile karşılar beni.

Bir zamanlar kalbimin ritmiyle atan şehirlerin sokaklarında, neşe dolu kahkahalar, umut dolu bakışlar vardı. Şimdi ise o sesler, yankısını kaybetmiş birer hüzün ezgisi gibi. Geçmişin buğusunda kaybolan hatıralar, bir avuç suya dönüşüyor; her hatırladıkça parmaklarımın arasından kayıp giden, bir daha tutamayacağım bir avuç su…

Hayal kırıklıkları ise, zamanın hiç iyileştiremediği yaralar gibi, içime işliyor. Beklediğim, umduğum, kendimi adadığım ne varsa, hepsi birer sisin ardında kayboldu. Bazen bir dostun sessizliği, bazen bir sevdanın bitişi, bazen de hayallerin gerçeklerle çarpıştığı o acımasız an... Her biri içime kazınmış izler bırakarak geçip gitti, ama ruhumda açtıkları yaralar hâlâ kanıyor.

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Öyle bir özlem ki bu,
Ne geceler yetiyor anlatmaya, ne de sözcükler,
Her nefesim ağırlaşıyor sensizlikle,
Her anım, seninle dolup taşan bir boşluk.

Sen gittin,

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Özlem, kalbin derinlerinde yankılanan ve ne zaman başlayıp ne zaman biteceği belirsiz, keskin bir yara gibiydi. Onun varlığı, her şeyin eksik olduğu bir dünyada, tamamlanması imkansız bir boşluğa dönüşmüştü. Yüreğin tam ortasında bir sızı; ne elle tutulabilir ne de gözle görülebilir, ama her an, her nefes alışında varlığını hissettiren bir sancı. Sessizlik içinde bir çığlık, insanın içini kemiren bir huzursuzluk, bitmeyen bir bekleyiş...

Özlem, yitirilen zamanın izini sürmek gibi, geriye dönüp her şeyin aynı olduğu bir anı aramak gibiydi. Ama o an, çoktan geçmiş, silinmişti. Zamanın karşısında çaresizce duran insan, eski anıların üzerine bir hayat inşa etmeye çalışırken, her seferinde o yokluğun duvarına çarpıyordu. Özlem, her köşeyi sarmış, her nefesi esir almış bir tutsaklık gibiydi. Dönüşü olmayan bir yolun başında durmak, sonsuza kadar varılmayacak bir menzile yürümek...

Bir ses, bir dokunuş ya da bir bakış... Bunlar sadece geçmişte kalan anıların yankısı olarak zihinlerde dolaşırken, her geçen gün bu yankı zayıflıyor ve özlemin kendisi daha da büyüyordu. O eski sıcaklık, içini ısıtan o anılar, şimdi soğuk bir gölgeye dönüşmüştü. Özlem, içini kemiren bir açlık gibiydi; ne kadar doyurmaya çalışsan da eksikliği giderilemeyen bir açlık.

Devamını Oku
Ali Pakyardım

Özlem; insanın yüreğinde derin bir boşluk bırakan, yokluğuyla varlığına dair en güçlü hisleri uyandıran bir duygudur.
Bazen bir kişiye, bazen bir ana, bazen de geri gelmeyecek bir zamana duyulan bir hasrettir.
Bir anının sıcaklığıyla sarılmış, geçmişin dokunuşlarıyla harmanlanmış bir duygu olarak içten içe büyür.

Özlem; insanın yüreğinde yankılanan sessiz bir çığlıktır. Gözlerin kapandığında hatırladığın bir yüz, kokusunu hala burnunda hissettiğin bir bahar sabahı, dokunmaya çalıştıkça uzaklaşan bir hayal gibidir.
Ulaşılması güç olan her şeye karşı bir sızı, kayıp olanın peşindeki sonsuz bir arayıştır, o kadar güçlüdür ki, bazen bir kelime, bir melodi ya da bir manzara bile o anı geri getirir, kalbini saran hafif bir huzursuzlukla birlikte.

Devamını Oku