Çünkü bunların hiç birinin yaşanabilir olmasının somut nesnesi, sosyal birliğin kendi ortamı içinde yoktu. Bu tür olası, hayali söylemlerin, sosyal birlik içinde, hiç bir değer ifade eder yerleri yoktu. Ya hep açtılar, ya hep toktular. Ne birikmiş malları vardı ki mal birikmesi olanaksızdı. Ne de eşitsiz dağılmış rızka sahiptiler. Ne de, kendilerinden olma nesillere miras bırakacak düşünme düzenleşmelerinin, aile kurumunu düşünebilmişlerdi. Gereksinilen ihtiyaç gelenekti. Bu da toplumdaki gibi ikide bir değişmiyordu. Gelenek ve gelecek, totem aracılığı ile atalardan kendilerine intikal ediyordu. Totem, atalar ruhunun sembolizm idi bu.
Komün güç, klan döneminde, bir köle olmayacağı için; resuller kölenizi azat edin diyemeyecekti. Yine evlilik kurumu olmadığından, 9 yaşında olanla evlilikler yapıp yapamayacağınız, hiç bir zaman tartışılmayacaktı. Hatta kendi evlatlarınız ve kendi üvey evlatlarınız olmayacağından, üvey evlatlarınızın boşandığı karısı ile evlenmek zorunda kalmayacaktı. Ha keza size örnek olsun diyen, evliliklerin olup olmayacağını ve halka; bunları “ en güzel ahlak” diye göstermek zorunda kalmayacağı için; bu dönemin nebileri, sosyal birlikten işsizlik maaşı alıyor olacaklardı!
Eğer böyle biri nebi kişi ortaya çıksa, bu türden demeleri olamaz idi. Akıl edip es kaza diyebilmiş olsa idi! Eğer akıl edebiliyorlarsa! Ona uzaydan gelmiş biri gözü ile bakarlardı. Ve kutsal dumanla kötü ruhlarını kovmaya çalışırlardı!
Kötü ruhlar anlayışı, o dönem insanlarının, zaten var olan animist anlayışlarının, kendi algılarına göre sınıflamalarından biridir. Söz gelimi kendi doğal güçsüzlüklerinden ve hastalanmalarındaki anlaşılmaz nedensellikleri anlayamamaları sonucunda kötü ruh, kendilerince yansıladıkları kuruntusal neden idi. Başının ağrıması gibi. Ahrazlık gibi ve kimi deliliklerdeki belirişlerin, kötü ruhlar elinde olunuşu sanıları gibi anlayışları vardı. Saralı durumlar. Hep bu tür kötü ruhlar anlayışı içindedir. Açıkçası somut olgusal telakkilerin, inanılarak bilinir kılınması idi. Zaten bu ruh çağırmanın yanına bu kötü ruhları kovan rit seansları da vardı. Rüyalar da, bu tür ruh anlayış ve müazzep anlamlandırmaların kaynağını beslemekte, açıktır ki etkindiler.
..
Yine bu türden, halksal devinme alanlı, bir inanç ve geleneğin, bir birine ters ve alabildiğine bir birini görmeyen, mantık işletilmesine bir örnek vereyim. Bir cenaze törenin, acılı, ağıtlı hatta daha ilerisi saç baş yolmalı, dövünmeli, çığlıklar, ağıtlar tutuşmalı, olmasından doğal ve mantıklı ne var değil mi? Bundan kuşku edilir mi? Elbette ki bu tür öznellikler bizim mantık işletmemizin bir anlayış ve doğruluk süzgecidir.
Oysa Ganalılar bir ölüm olayında, insanlara davet gönderirler ve cenazeye oldukça kalabalık katılımı sağlarlar. Kalabalık cenaze sahibine para hediyesi verir. Katılımcılar ziller, defler eşliğinde şarkılar söyleyip, alkışlar ve tempolar eşliğinde, oyunlar oynar, danslar eder, halay çekerler. Cenaze tabut içinde ve omuzlar üzerinde, taşıyıcıların raks hareketleri ile omuzlarda bu raksa eşlik ettirilir ve sonra neşe içinde, gülüş ve normal konuşmalarla defnedilir.*
İki dinsel ve inançsal öznel mantık ne kadar farklı değil mi? Her iki insan topluluklarının müsamaha ediş ve olayları, olguları, algılamaları, kafadan olay ve olguları biçimden biçime sokmaları, aynı olabilir mi? Yani halkın demokratik! Mantığı, toplumun işleyişsel ve eğitimsel anlayış mantığı olamaz.
Olamaz da kimi öğretim görevlisi, akademik unvanlılara göre olur! Hem de bal gibi olur! Söz gelimi sokaklarda gösteri yapan insanların mağaza yakmaları, dükkânları yakıp, kırıp dökmelerini; köyleri yakılan insanların haklı öfkesi olarak, müsamahayla tolarize etmektedirler! Böylesi bir dâhiyane halk mantığı düzeyinde, bilimsel görüşleriyle bizi şaşırtmaktalar. Hatta televizyondan televizyona bulunmaz bir Hint kumaşı oluşun cevahirliğinde dolaştırılmaktalar. Biz de pek ala bilinç edinmekteyiz! İşin garip yanı, bunların siyasete de akıl verip, bir sosyal projeye imza atar olmalarıdır! Bakınız, halkın, yürüyüş yapanların; böylesi bir eylem istemi ve haklı olma gerekçeleri olabilir. Ben bunu analiz etmiyorum
..
Hayâ imanın süsü, haram insana pusu.
İmanla his edilir, cennetin mis kokusu.
Hayvan denen mahlûktan, insanı ayırandır
İzzet ile itibar, insanda hayâdandır.
Ey güzel din kardeşim, imanını, güçlendir,
..
Sevda yalan, aşk da yalan
Gel gönlünü etme viran
Bir çift sözdür bâki kalan
Akıl başta olsa gerek.
Para yalan, pul da yalan
Gel dünyayı etme talan
..
Sus...
Akıl verme yüreğim.
Akıl verme ki öleyim
Sus...
Aklım erdiğince gideyim
Aklım ermesse döneyim.
Sus...
..
Akil olan kişiler, vakıfâne düşünürler...
Bu sebeptendir, ezeli ışık ile gezerler...
..
Aşk üçgenine daldım bu yolda,
Oysa matamatikten hiç anlamazdım ki okulda.
Kaldım,dona kaldım
İstanbul limanında rüyalara dolandım.
Üşüdüm üşüdüm,
..
Risk
Akıllı oluşumuz ile övünürken, davranış ve tercihlerimiz,
akılımızı veriliş amacı doğrultusunda, doğru kullandığımızı teyit ediyor mu?
Akıllı davranmıyorsak;
akıl sahibi olmamamızın bize dertten başka kazandıracağı bir şey olabilir mi?
..
Şöyle yüreğimin haline bakıp,
Karar verme duygusunu kaybettim.
Sinemin içine bir ateş yakıp,
Karar verme duygusunu kaybettim.
Benim beynim gün geçtikçe çöküyor,
Yürek düşünceye karşı çıkıyor.
..
Gücün ve kuvvetin asli sahibi yardır
Akıl ve azme teslim edilmiş olan bela adına imtihandır
Sır olan, esrarın içinde anlam bulan kuvvet kulluğunikmalinde ki vefay-ı sanattır
Nefes vakte tabi, kalp nazar gâh olmaya sevdalı, ruhhilkatine ne kadar yabancı merak aslonan zihni ferahlılıktır
Tagutu ve belamı bilmeyen azdır
Nefs adına şöhrete adanmış zavallılıktır, kahır içindekahreden nazardır
..
Edep, kalbin ve vicdanın şiarındandır
Aktif haldeki meramından akseden suhuletli bir sedadır
Asabiyet ve kabalık ruhu yoran bir hastalıktır, hassasiyetiolmayan gönül kuraktır
Afak ummana bedel bir tahayyülün insicamından tezahür edecekşevk-i kabuldur, ihsanı ise sırr-ı hudadır
İnsan cehlini yenmek için azmetleidir
Nefsini terbiyeye dikkat kesilmiş bir ümittir, yoksa hazankülfettir
..
Deli olduğunu düşünmeyesin,
Zira sen gerçekten pek akıllısın.
Akıl pazarlanmaz; akıl şov yapmaz;
Adını deliye çıkartmayasın!
Akıllı bilse de, ‘Bilmiyorum! ’ der;
Ne görür, ne duyar; kanıksayasın.
..
Boşuna uğraşman, kanlı katiller,
Sizin gibi azgın insan olamam ben.
Üstünüze lanet söylerken diller,
Bu feryatlardan ayrı kalamam ben.
Kardeşliğe kurşun sıkmak ne akıl?
Bu akılsa? Sizin akıl çok sakil.
..
35]Hele gençleri asmak için, asılma yaşını, yasaya uydurmak için, bu çağda, düzmece kemik yaşıyla büyüterek, hukuki kararlarla suçluyu asmak, aklın almayacağı, toplumsal temeli sarsacak girişimler iken, suskun kalan mangalda kül bırakmaz aydınlar ve siyasi hükümetdirler bunlar. Bir yasa çıkarışla bunların hukusuzluğunu devlet olarak onanmazlığını ilan edemezler. Bilmezler ki insanlar insan kurban etme yamyamlığını binlerce sene önce, eşdeğer kıldığı bitki ve hayvanları kendi ile eşitleyerek kurban edip, onları saygılaşan, totem kılan, uygarlaşmayı çağlar önce başardığı halde, hala; kan akıtmadan asmak; kesmek; öldürmek fiillerine kılı kıpırdamayan öke kahramanlardır, bu aslancıklar!
Bu hukuksuzluğa, böylesi iletişim çağında, bu örgütlülükle, engel olamayan, sözde aydınlar; kılını dahi oynatmayıp kılını kıpırdatmayan, böyle bir tutumun tavır alınışının beklendiği anlarda, toz olan zıpır, güya haktan yana savunucular! Müflis tüccarın eski defteri karıştırması gibi, edimlere başvuruyorlardı. Şu da gerçek ki, hiçbir şey eleştiri ve inceleme alanı dışında tutulmamalıdır. Ama bunları yapar iken de, halka karşı makul mantıklı gösterilecek tutumlarının olacağı yerde, akıl karıştıran, maksatlı bir akıl argümanların olumsuzlukla propagandif olacağı da, göz önünde bulundurulmalıdır.
Oysa güncelin ve dünün kıyaslanmasında kriterler çok farklıdır. Kıytırık tartışmaların görmezden geldiği de budur. Hâlbuki birinde, yani İstiklal Savaşında, genelin var oluşu ve genelin yararı söz konusudur. Genç Cumhuriyetle oluşan yeni kurucu meclisin,i müesses nizamla daha yeni yeni belirir ve otoriter oluşu, söz konusudur. Oysa güncelimizde ise kurulu bir düzen vardır. Bugünkü anlayışsal kurallarla, geçmişin kurallı uygulamalarına dek olanlarıyla demokrasi adına, dama taşı gibisinden oynanmaktadır.
Bugün sizlerin geleceğe sorunlar aktardığınız gibi, geçmişin; cumhuriyetin, 1915’in, 1876’nın, 1839’un vs. günümüze aktardığı problemleri vardı. Yaşayan dokunun hataları, fevrilikleri, öznellikleri, muktedir olamayışları ve akıl edemeyişleri, hepten olanaklar dahilinde kimi görülmesi gerekenlerdendi.
..
Vesveseyi baştan bir yana atmak
Cenabı allahı akıla düşmek
Akıl sağlığını başına katmak
Cenabı allahı akıla düşmek
Anlama artışı başlara doluş
Yetenek dopdolu birisi oluş
..
Kime ne söylenir
Akıl sahibi değil mi, tercihler mi kabahatlidir
Sosyal devinimler hangi saik indir, kader çaresizlik içindedir
Peki, irade sahibine ne söylenecektir, nefs adına telakkiler bitecek midir?
İmtihan kul içindir
Kul olmayan köleliğe tabidir, gönül esaret içindedir
..
Ne söylenir bilinmez oldu
Ruhum hicrana ram oldu, gözler beklemekten yoruldu
Sessiz çığlığım ar oldu, sükût etmek nar oldu, artık yazmak kar oldu
Geçip gitmeden, bir kelam etmeden, melalimi hasretmeden gönül söyle nice olur
Aşk, halin deminden söz eder
Ruh maşukunu bekler, gönül vuslat için can çeker
..
Mahzun nefesler sadıktır, aşkın ve sabrın turabıdır
Umut onun kalbinde çok anlamlıdır, ruhu hakka yakındır, sıtkın farkıyla afa-ı hicrandır
Aşk, teni ve nefsi terbiye eden nizamdır, nefesin kübrasında sadıktır, vuslat için can atandır
Her cehtin ilgasında aşk yoksa, sabır ve kanaat bilinçten uzaksa acı kardır, elemde aşikardır
..
Sosyal seçmeli basınç ve yönetim; ezoterik anlamalarla zaten baştan beri olan bir muktedirlikti. İnsanlık kendi gereksinmelerini doğada bulduklarıyla yetinmeyip, gereksinimlerini kendisi üretir duruma geçmesiyle beraber, sosyo toplumsa yapının örgütlenmesi gibi bir sorunla da, karşı karşıya kaldılar.
Bir sosyal yapılı, etnikti uzman muktedirlik, başka etnikti uzman muktedirliklerle girişti. Böylece sosyal etnikti tekil kültür devinim alanının süreci yarıldı. Dıştan başka bir sosyal yapı kültürle girişen olguya dek olaylar, tekil etnik yapının zamanını büyüttü. Süreç zamanı tek tip kültür yerine, en az iki kültürün zaman dilimi girişmelerine akış vermişti. Bu akışı denetleyen tekil bir kutsal sosyal kültürlerle; bir de uzman üretim ilişkilerine dek plural kültür, rutin işlerin örgütlenmesi belirlemiştiler.
Tekil sosyal birlikti etnik seçmeli basınç, çoklu anlayışını yeni düzlemsel sürecin önüne koymuştu. Süreç hem çelişkilerini, hem kendi dinamiğini akıl eder erbapların dikkatine sunacaktı. Kronolojik olurla tekil seçmeci olan sosyal basınçlı yönetimle, yeni uzmanlık alanlı çoğul yönetim; bir sentezle yönetim birliği zaman içinde bir birliğe doğru gittiler. Yönetimin tekleşmesi, birliği; çeşitli varyasyon girişmeleri sonunda, mutlakça bir tekil egemenlikle yönetir olmayı ortaya koydu.
Sentez sürecin işleyişi süreç bütünü içinde derişim farkları ve bu farkların kendi ağırlık yoğunlaşmasını biriktirmeğe başladı. Artık yönetime dek süreç, bir örgütlü organik çözeltinin derişiğinde olur iletişim olmayıp, her bir yoğunluk kendi kesikli ve kopuk topaklanma erkini öne çıkarmayı ortaya koyuyordu.
..
Paydos buyruguna topragi ve tabiati önkosullanmamis insanlik dünyasiydi, hatirladigi kadariyla gözün alabildiginden uzak ve aklin hayalin yorulabildiginden daha ötelerden sinirsiz sonsuzlugunu kavrayip anlayabildigi degerliligin hangisine yetisir özümsenirse birdigeriyle cogalip zenginlesmeye kolkucak sardigi.
Sevgi dedikce sorumluluga sorumluluk dedikce bilgiye bilgi dedikce cesarete cesaret dedikce katilimciliga katilimcilik dedikce özgüvene özgüven dedikce özümsemeye özümseme dedikce emege emek dedikce vicdana vicdan dedikce akil fikir birikimine akil fikir dedikce düzene dengeye düzen denge dedikce sagliga huzura ve kaynagi bitmez tükenmez yasama sevincine, dönüp dolastigi dünyayi dara zora sokmadan ve yitirilmemis hayal ve düsüncenin hayata cagrilip söylenen büyük bestesinde ormanla denizle dereyle sincapla ugur böcegiyle kurbagayla kuzuyla cimenle bulutla ayni nice ve nicelercesiyle duyan bilen sezen yüklenen ve tasiyan damarlardan toplanip ….
Yokluklariyla bunalip bogulmanin eninde sonunda dagi bagi suyu yagmuru cileyi örgüyü cicegi buydayi evi sokagi uru kökü soyu sülaleyi toplumu düzeni dünyayi bozup kurcaladigi kadar siddete kavgaya gecimsizlige nefrete küslüge kofluga kokusmusluga huzursuzluga ve mutsuzluga davetiye cikararak insanligi kangrene dönen kisiyi kiyassiz ölümcüllerle kapatip kilitleyecek olan kusatilmisliga henüz kendi haline terk sogulmamis sogumamis cöllesmemis coraklasmamisken her kisi…
Cantayi esikten hasir kilim serili sekiye atar atmaz dünyasi parsel paftalariyla haciz damgasi yememis sinirsiz sonsuz kurdun kusun yozun kertenkelenin kaplumbaganin sümbülün salkimin sögüdün kevenin kengerin alicin alecigin akli fikri düsüncesi özü esasiyla yasama sevinci sonsuz ve sinirsiz cocukluk dünyasiydi…
Sonra sanatin sinemanin müzigin egitimin ulasimin sevginin sayginin sorumlulugun aklin bilginin inancin kültürün birikimin ilginin paylasimin emegin adaletin varligina hükmsüzdür manasina gelicilikle son vere vere, soygun sömürü yagma talan vurgun ganimetcilliginin aldatildikca aldatan gamimet servet saltanatciligi haydut haramilini egildi büküldü yamuldu yamandi ve tapindi insanligina son verdikce semirip serilmeyi sivtinip kertinen coraklik.
Buna sebep ayni kurak kapali giselilikten ekmegi suyu topragi akli fikri niyeti emegi gayreti planli programliligin kin kusucu ve nefret güdücü endiseli kuskulu kisitli ve karamsar kendi duvar duvara kalin kabuguna kapanmisligin derinlesmesinde yagma hirs haram sömürü soygun sapkinligini simsiyahlasmaktan baska hayati olmayan sinema sanat egitim müzik medya market ve edebiyat, ön kapaklara veya cadde yol kenarlari afislesmesine daima haril haril calisip isleyen aruzanin günlük menüsünü, dakkalik günlük aylik ünlülerini birincilerini kaynak aktarici ve duruma icat edilmis insan saglayicilari olarak listeye siralar veya yazili icabi bitmis listeleri yenileriyle gicirlastirip tazelestirirler.
Stephan Hawking…
..



