Ahmet Yozgat Şiirleri - Şair Ahmet Yozgat

Ahmet Yozgat

1/:
Evimizdeki telefonun kordonu
Çıkar evden dışarı
Ve uzar gider ilden ile
Yok mudur bunun sonu?
2/:

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
Masallar tüterken gözümde
Sıcak bir ilkbahar gününde,
Sağda solda gezine gezine,
Bin bir mal pazarına varsam,
Dalsam envai çeşit eşyanın arasına.

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
Parmağımı emiyorum ya
Önce annem paylıyor beni
Arkasında babaannem
Şikayet ediliyorum
Akşam gelen babama

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
Kırmızı bir toprak cinsiydi anam.
Elleri bileklerine kadar hünerli ustam,
Yoğurdu günlerce beni.
Bedenimi oluşturdu uzun uğraşlarla.
Sonra bin bir itina ile taşındım,

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
'Fareler okur mu? ' demeyin çocuklar.
Siz okursunuz da neden okumaz onlar?
Komik bulmayın çocuklar.
2/:
Demeyin, 'Okumak için kitabı

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
Ben bir hüzünlü ayakkabıyım
Yaşarım bir kapının önünde.
2/:
Ben bir hüzünlü ayakkabıyım
Kalabalık bir apartmandayım.

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

Feremez Yaşar’ı ta lisede okuduğu yıllardan beri tanırım. Tanır ve severim… Daha sonra onu, devlet kademelerinde görev başında hatırlıyorum. İlk tanıdığım uzak yıllarda, onun en büyük özelliği vatanını ve halkını seviyor olmasıydı, hem de çocukluğundan beri ve art niyetsiz… Aynı zamanda naif bir şair olan Feremez, şiirlerinde hep hamasi konuları işliyordu; istiyordu ki, vatanda birlik ve ülkede dirlik olsun. Kardeş, kardeş olduğunu bilsin ve gereğini yapsın. Bunu, kendisine şiar edinmişti o idealist şair… İdeali hâlâ taze…
Feremez Yaşar, uzun yıllardan bu yana, Anadolu’nun Güneydoğu Bölgesinde eğitimci bürokrat olarak görev yapıyor ancak daha öncesi de var: O, aslen buralı. Okulu, yolu ve elektriği olmayan bir mezralı… Bu bölgede mezralı olmak zor iş be abem. Mezra dediğin köy bile değil hatta mahalle de sayılmaz. Issız ve unutulmuş dağ başlarında üç beş evden oluşan bir öbektir mezra. Çoğunlukla akrabaların bir arada bulunduğu küçük yerleşim yerlerine verilen addır mezra. İhtiyaçların dağ gibi çok, ihtiyaca verilecek cevabın neredeyse hiç yok olduğu küçücük mezralarda yaşamak herkesin bileceği hatta tahmin edebileceği bir iş değil. Oraların sıkıntısını ancak Feremez gibiler bilir.
Evet, bilenlerden biri de bizim Feremez Yaşar’ımız. Onun mezrası Batman ilinin en mahrum ilçesi sayılan Sason’a bağlı… Sason’un en mahrum köyü de Feremez’in mezrası. Kan davalarının, aşiretçiliğin, töre cinayetlerinin kol gezdiği bir yerin en mahrum mezrasında dünyaya gelen Feremez Yaşar, doğduğu yerin tüm sıkıntılarını çekerek büyüdü. Okul yoktu ki okula gitsin. Yol yoktu ki ilçeye insin. Bakkal yoktu ki, bir şekerleme alsın. Hatta burada zavallı köylünün tarlası, tapanı bile yoktu. Küçücük birer bahçe ve bahçenin başında taştan birer ev... Evde ise, gerçek bir ev bile sayılmaz. Altında hayvanların üstünde insanların yaşadığı iki gözlü sığınak... İşte, bu evlerden biri de Feremez’in ailesine aitti. Mezradaki ev sayısı hepi topu on bir taneydi. Her hane de belki on birden fazla çocuk yaşamaktaydı ve hiçbiri Türkçe bilmiyordu. Doğal olarak okulun ne anlama geldiğinden de habersizdiler. Feremez, küçük yaşta kaderinin çizdiği çember içinde kalmaya isyan etmişti. Türkçeyi bile bilmediği o yıllarda kalktı, uzaktaki bir akrabasının yanına okumaya gitti. Çünkü o köyde tek sınıflı bir okul vardı. Feremez’in okulla ilk taşınıştı gün, hayatında bir dönüm noktasının da başucuydu. O gün kararını verdi küçük Fero; bu iş burada bitmeyecekti. Okuma, o yolculuk nereye kadar gidecekse oraya kadar devam etmeliydi.
Etti de… İlkokuldan sonra Sason ilçe merkezinde ortaokul daha sonra da Siirt ve birkaç çevre ilde lise ve yüksek okul…
Feremez artık bir öğretmendir. Fakat öğretmenliğini bölgedaşları gibi batıda değil doğduğu yerde hatta köyünde yapmaya karar verir. Uzun bir zaman önce Türkçeyi dahi bilmeden ayrıldığı köyüne Türkçe öğretmek üzere geri döner. Ancak bu köy oldukça küçük gelir, onun ideallerini gerçekleştirebilmesi için. O, köyünü değil bölgeyi kurtarmaya taliptir; en azından bu yolda ömür tüketmeye hazır... Bir süre sonra Feremez’i İlçe merkezine müdür olarak inerken görüyoruz; hem de halk eğitim merkez müdürü olarak. Çok geçmeden kolları sıvayan genç müdür, değil bu ilçenin, bölgenin bile görmediği bir çalışmaya koyuldu. Halk eğitim merkezinde tam yüz kurs açtı. Bu kurslara daha çok kadınları kaydetti. Her kurs kendi görevinin yanında, kursiyerlerine ilk önce Türkçeyi öğretecekti. Düşündüğünü ve dediğini yaptı genç müdür. Yüzlerce kadının Türkçe konuşmanın yanı sıra birer meslek sahibi olmasına da ön ayak oldu. Fakat onun asıl amacı, okul yüzü görmeden büyüyen ve vakitsiz evlendirilen kız çocuklarını topluma katmak/kazandırmaktı. Bunun için makas değiştirdi. İlçesinde mili eğitim müdürü oldu. Bu makamda da kollarını hızlı sıvadı: Köylerde ve mezralarda okula gitmeyen kız kalmadı onun zamanında. Kısa vakitte köylüler okumanın, kızlar ise okuryazar olmanın kıymetini anladılar.
Feremez’in ideali yalnızca kızları okutmak, okumanın kıymetini halka öğretmek değildi. Bölgenin asıl meselelerinden biri de kan davalarıydı. Bu yörede de hemen hemen her ailenin yüz yıllardan beri süregelen bir davası vardı. Bu davalar sebebiyle her yıl yüzlerce insan, genç yaşta hayattan koparılıyordu. Feremez’in kendi ailesinin de davaları vardı. Bu yüzden o da, birçok akrabasının sokak ortasında vurulmuş olduğunu göre göre büyümüştü. Bir röportajında Feremez Yaşar şöyle diyordu: “Bölgenin fevkinde zorluklarla boğuşarak okula gittim. İlkokuldan liseye, oradan yüksek okula kadar okurken bile, hiç ilgilenmediğim hâlde kan davalarımızın etkisinden kurtulamadım. Her zaman soğuk bir namlunun ucunda korumasız bir hedeftim. Yalnız başıma, desteksiz bir kısmını yatılı okuyarak eğitimimi bitirinceye kadar çok acılar çektim. Bu arada, köhne kan davaları yüzünden birçok akrabamı kayıp ettim. Yatılı pansiyonlarda, annemden uzakta, hiç bilmediğim bir hayata tutunmaya çalışırken gün geçmiyordu ki bir haber almayayım; “Falan akraban öldü, filan akraban yaralı…” Ne acıydı Ya Rabbi! Göz göre göre, bir hiç uğruna genç insanlar ölüyordu. Kalanlar da ölmemek için bin bir zorlukla kazandıkları paralarının çoğunu silâha ve mermiye yatırıyorlardı ancak bu, kurtuluşun gerekçesi değildi ve daha çok ölüm getiriyordu. Şimdilerde arkama bakıyorum da, ne yazık ki, akraba gençlerimizin çoğu ya mezarda, ya da cezaevinde yaşlanmış. Onların genç kadınları dul kalmış. Çocukları öksüz! ”

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

Caminin yanında evimiz,
Biz Müslüman bir aileyiz.
Kötülük nedir, bilmeyiz.
Caminin yanında evimiz…
***
Caminin yanında evimiz,

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
Ellerimi severim ben,
Sevda çizen tuvaline gönlümün.
***
Ellerimi severim...
Tutup yangınını soframın,

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:a...
Son perdede çekildi ışığın gözlerine
Şehrin ışıklı pencerelerine is düştü
Çıkmadın cama Belma…
Ama verilmiş sözün vardı hani
Yani umuda sarılı kavlimiz

Devamını Oku