Sen gülzara girmeyi kolay mı sandın?
Girip garip başına belayı sardın,
Gönlünü kanattın da acıyla yandın,
Gül dikensiz olur mu divane bülbül?
Şimdi kanasın yürek acıyla kıvran,
Ruhum hatıralarda bedenim bu gündedir,
Mazimde yaşıyorum aklım fikrim dündedir,
Yüreğim melâl halde ümidim sürgündedir,
Eğer bir gün dönersen dününü geri getir.
İstemem diktiğimiz aşk fidanı kurusun,
Gel lütfeyle ey güzel bir kere nazar eyle,
Güzelliğin eksilmez yine sende kalacak,
Çöz lâl renkli eşarbın perçemlerin ver yele,
Bir kaç telin görmeyle dünya mı yıkılacak?
Çok kaçamak bakarsın efsunlu gözlerinle,
Eski fotoğraflarda kaldı mutlu gülüşler,
Yürekler çırpınırken el ele yürürüyüşler,
Gözlere bakıp aşkı bir görüşte sezişler,
Yazık ki o yıllar çok çabuk geldi geçti.
Siyah-beyaz olsa da o eski fotoğraflar,
Vuslat imkânsizdır kayıp sevdalar,
Buğuludur gözler dününü arar.
Bülbül garip öter bozulur bağlar,
Hüzün sayfasıdır Eylül dediğin.
Firkatin vurgunu gönüller yanar,
Tek bir lahza unutmadım o Eylül gecesini
Gözlerime bırakmıştı giderken busesini,
O an içimde duymuştum ayrılığın sesini,
Ruhum her Eylül giyinir matem elbisesini.
Bilmem Eylül mü yazdırır ayrılık güftesini,
Duygu yüklü ruhumuzdan taşıp gelen hüzünler,
Gözlerin pınarlarında çağlayana dönüşür,
Hatıralarla yoğrulmuş ayrı kalmış gönüller,
Hasreti dindirmek için hayallerde görüşür.
Bilmem neden aşk koymuşlar zulmün diğer adını?
Tut ki dünya vakfedilmiş şahsına,
Çok imkânlar serilmiş ayağına,
Tüm insanlar bent olmuş etrafına,
Sonun nedir bilmiyor musun gafil?
Farzedelim hesabı yok kârının,
Aşktan dîl-hıraş hâlin zannetme işretle geçer,
Ne kadar boşaltan câm sanmayın içmekle geçer.
Mey deryasına dalsan tüketen sonuna kadar,
Boşuna sarhoşluğun aşkı terketmekle geçer.
Geçti mutlu seneler soldu gülşende güller,
Kanar gönül yarası bülbüle feryat düştü,
Koklayıp gülüyorken dîlşâd olurken eller,
Bize Vuslat beklerken yaman bir firkat düştü.
Taşkın ırmak gibiydi coşkuluydu gönüller,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!