Çünkü gök sıkıntıyla ağar
rüzgâr buruşur, bir yaprak düşer
ve kaçıyordur solgun mavilikte
maviler ve al geyikler.
İşte altın ve kara akıntılar:
analar, yitirilmiş resimlik
Saat beş. Yoğurt vuruyor analar,
akşam
kaçak tütün gibi koyu, yumuşak,
alev almış göçebe bir kurt sesi
kalaysız bakraca, buzlayan ovaya yansıyan,
yok tipiye gem vuran
Küt küt toslayarak
şuramda bir delik açtıkça
yaşamak denen bocurgat
ne rakının tadı kalıyor
ne çingene pembeleri içinde
önüne gelenle fingirdeşen
Hocan Bedri Rahmi
renkli güneşler
bir iki kalın sözlük
nakışlı veremler
ve doğurgan aşklar yerdi bir oturuşta-
çok kalabalık bir halk yüzüyle öldü;
Odysseus
İki adım önümde gidiyor pazar yerinde,
başında eskjmiş keten bir kasket;
her tezgahın önünde yinelenivor aynı soru:
"domates kaça, şeftali kaça, kavun kaça? "
Çalışma masamın üstünde günlerdir:
Eski bir madenci lâmbası. Yerdeydi
nerdeyse üç yıldır. Neden göz önüne
getirdim bu tuhaf gereci? Bir simge mi
aranıyordum, bir göçüğün önsezisi mi
yeşermişti içimde? Zonguldaklı şair
Bilmiyor Rembrandt daha,
yalnız peynirden
ve akarsulardan konuşuyor
değirmenci Felemenk;
nice acılar süzdü paletinden
Hızla tenhalaştı akşamlar,
kahkahalar da azaldı sofrada:
işitiliyor, dinmedi yıllardır
ilerleyen bataklığın sesi
Daha dün alınmıştı tozu bilgisayarın
oysa gördüğüm ekran simsiyah,
Ey o yitik ülkenin evladı
duruyor hâlâ denizin üstünde
toprakçıl bir kelebeği
olduğu yere mıhlayan kahkahan
ayaklanacak neredeyse tören yerinin kalabalığı
bir silkinişle küllerin altından.
her insan
aklında en az bir kez
öldürür kendini
çünkü biliniyor artık
tek içgüdü değil
yaşam içgüdüsü




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!