KEREM YÜCE AĞAÇ ŞİİRLERİ

KEREM YÜCE AĞAÇ ŞİİRLERİ

Kerem Yüce

Beton duvarların çevrelediği bahçenin önüne gelmiştim bir sabah,içeri girmemle susmuştu yanyana sokulup dedikodu yapan ağaçlar.Aslında fark etmiştim; boyu uzun olan ağaç bir yandan sohbete katılıyor bir yandan beton duvarların üstünden gelip giden olup olmadığını takip ediyordu.O beton duvarların çevrelediği binanın önüne gelmiştim.Beni hemen fark etmişti duvarın üstünden dışarıyı izleyen o uzun boylu ağaç,bahçe kapısına yöneldiğimi görünce uyarmıştı diğer ağaçları ve ben içeri girer girmez susmuşlardı.Yaklaşık beş dakika gözlerimi ayırmadan sırayla izledim hepsini.O kadar dik duruyorlardı ki eğriliklerini belli etmemek için esen rüzgarla tek bir yaprak bile kımıldatmıyorlardı.Evin kapısını açıp içeri girdiğimde ilk işim ön bahçeye bakan üst kattaki odaya koşmak olmuştu.Camın kenarına sessiz sessiz yaklaşıp perde arkasından gizlice izlemeye başlamıştım ve bir süre sonra gitmemin verdiği rahatlıkla harekete geçmişlerdi.Önce köşedeki ağaç köpeğin kovaladığı kediye uzatıyordu elini,peşine yanındaki uçarak gelen,çağırdığı misafirlerini ağırlıyordu ve son haberleri öğrendikten sonra yolcularken el sallıyordu dallarıyla.Bir başka ağaçsa adres soran karıncayayol gösteriyordu.Ne güzel anlaşıyorlardı; kavgasız,kaygısız,yeri geldiğinde rüzgarla dans edecek kadar alçakgönüllü.Sesimin varlığında ben sana yetişemezken duyuyordum olmayan cümlelerin anlamını.Sessizliğim gezinirken bahçemde ben artık ağaçlardan öğrendiğim harflerin anlamının olmadığı silik alfabedeki yeni bir dille merhaba diyordum yüzüme değen gözlere...
..

Devamını Oku
Kerem Yüce

Bir meleğin ayağı takılıp şehre düşer gökyüzünden; düşerken bulutlara tutunma çabası ve boncuk boncuk terleyişi...Aşk kokusu yayılır o terleyişte,buram buram kokusu girer penceremden içeri ve uyanmışlığım.İlk defa duyduğum o kokunun peşinden gidişim,yaklaştıkça ciğerlerimde bir bayram havası,bir solumuşluk.Sabah olmadan bulmam gerekir o kokunun sahibini.Sağıma soluma dikkatlice bakarım ve karanlıkta yankılanan ayak seslerim karışır bir kuşun kanat sesine.Bir kuş neden kanatlanır gecenin karanlığında,neden kanat çırpar yalnızlığa? Anlarım ki o kanat sesinin geldiği yerden yayılır bu koku ve hızlanır adımlarım o tarafa.Düşerken kanatlarının altına sıkışan rüzgar ben yaklaştıkça arttırır şiddetini,uçmaya başlar gördüğüm herşey.Önce bir ağaç veda eder toprağa,peşine bir evin çatısı,baktı ki korkmuyorum en son başıma savurduğu o taş parçası,hatırlamam sonrasını.Gözümlerimi açışımla başımda biriken kalabalığın ortasından gülümser mavi gökyüzü.Bir anda sıçrar dikilirim ayağa,sendelediğimi görünce kalabalıktan biri elini uzatır dolar belime,'Dur! yavaş kalk,başını çarpmışsın' der.Parmaklarım uzanıp yoklar alnımın kenarını,elimde bir kan lekesi.O meleğin kendisini görmeyeyim diye savurduğu taştan kalan tek ispattır bu.Anlatırım kimseler inanmaz.O melek tekrar gökyüzüne çıkabilmek için kanat çırpar ve buram buram kokusu girer penceremden bazı geceler,bense inatla arar dururum.Bir kuş kanat çırpar kalkar dalından yalnızlığa,anlarım ki sürekli yer değiştirip durmakta ve sabah olmadan bulmam gerekir onu.Oysa o koku penceremden her içeri girdiğinde kalkıp peşine giderim,her gittiğimde sabah olur ve ellerimde kan lekesi...
..

Devamını Oku
Kerem Yüce

Sen bana birazcık bekle dersin,o cümleyi kullandığın anda anlarım göğsümdeki stepne yüreği,benden önce bir sevda uğramıştır limanına ve izlerini taşır iskelen.Sen o izleri silmeye çalışırsın bense sana yardım etmeye.Kabul etmezsin yardım teklifimi,sen etmedikçe uzar gider bekletilmişliğim.Oysa hiç silmedim,hiç yeni yatırımlar yapmadım yüreğimdeki limana,geleni karşılamak için elimde çiçeklerle hiç beklemedim iskelemde,her sevdamı ayrı bir köşeye yazdım ve seni de yazabilmek için bir köşe ayırdım.Halbuki anlayacaktın; sen iskelende beni beklerken ben seni karşılamayacaktım,sen limanlarını en güzel çiçeklerle süsleyip herşeyi dört dörtlük gösterecekken ben her sevdamın peşine dört dönmüşlüğümün izleriyle gelişine uzaktan bakacaktım.Bu kadar gösterişe,bu kadar hazırlığa gerek yoktu sevgili.Sen her ne kadar gizlesende,saklamaya çalışsanda ben sana tüm sevdalarımı tek tek anlatacaktım.O zaman düşecekti yanakların ve süzülecekti yaşlar gözlerinden ama uğradığın limanı yeni zannedip ne kadar köhne,harabe olduğunu gördüğünden değil,eski sevdalarını saklamak için o kadar koşuşturup hoş görünme çabasıyla verdiğin emek yüzünden.Yanıldın sevgili; benim saklayacak birşeyim yok,olsaydı senin gibi her sevdamda süslerdim iskelemi ve koşarak karşılardım limanıma her geleni,her sevda bir tomurcuktur ağaç dalında ve bu yüzden hiç bir sevdamdan utanmadım,izlerini kapatmaya çalışmadım ama dedim ya benim senin gibi saklayacak,utanacak hiç bir sevdam olmadı sevgili...
..

Devamını Oku
Kerem Yüce

Serseri düşünceler elini kolunu sallayarak gezerken dışarıda,siyasi tutuklu düşüncelerim vardı bu mapusta...Neden sustuğunu bilmediğim,göğsü daralıp yüreği kanayan kirli sakallı bir dost dururken yan hücremde,meydanda volta atıyordu yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine felsefesini hepimize aşılayan mavi gözlü,selvi boylu delikanlı.Yeşil ceketini bana hediye eden,ilk kez Şarkışla'nın karlı havasında tanıştığım yoldaş son nefesini veriyor gibi görünse de kim kurutabilmişti koca denizi bir ipin ucunda? Daha dün öğle yemeğini birlikte yediğim İbrahim tahliye edilmişti sözde ve teslim ediliyordu kaypak gardiyan tarafından her saniye kırmızısı çoğalan bir çuval içinde babasına.Oysa ki acıyan canları değildi çünkü zühre yıldızı parıldıyordu alınlarında.Kırık radyomuzda derinlerden gelen o ah gibi inceden bir bağlama sesi.Bu memleketi öz evlatlarından daha da çok sahiplenen bulgar göçmeni bir kadının türkülerinde şekil veriyorduk unutturulan özgürlük kavramına.
Yılmazken rüzgar inatla güneyden esiyordu tahliyenin tenimizi o tatlı tatlı okşayan havası.Bu mapusun iki kapısı vardı; biri Rusya'ya diğeri Paris'e açılan.Çapraz ateş altında ulaşılamıyordu,yetişmiyordu eller düşüncelerin dört mevsim ürün verdiği tarlalara,çıplak koşarken.Azizlerim Madımak'ta yangınların tam ortasında; Çorum'um,Malatya'm,Maraş'ım hançer yerken sırtından aslında kendini sokan bir akrep dolaşıyordu sokaklarımda.Tüm düşüncelerim can vermeye terk ediliyordu iki kapısı açılmış o mapustan ve bir gece salıverme adı altında zorla itiliyorduk sırtımızda mızraklarla.Dört yana savrulduğumuz düşünülürken dört koldan dizginlerini koparan atlar gibi keşiflere yol alıyorduk ve aslında biz özgürlük kokan son nefesimizi verirken,düşünceye vurulan anahtarları uçurumdan aşağı atılmış kilitleri kaldırmaya çalışıyorduk...
..

Devamını Oku