Ben yolumu biliyordum,
o bilmiyordu.
Az önce indirdiler onu,
bir Kartal taksinin arkasından.
Ne tuhaf ki açılmak istemedi sanki bagaj kapağı.
FLÖRT KAÇAMAKLARI
Çocuk gülüşlü düşlerimi
ısıtırdın avuçlarında,
Dizi kanayan çocuklar gibi
Ağlardım da omzunda;
Siz hiç eksildiniz mi?
Eksilmek nedir bilir misiniz?
Yetmiş yaşında bir adamın,
Dört yaşında ki öksüz bir çocuk gibi masumca,
boyun büktüğünü gördünüz mü hiç?
UÇURTMALIK
ESİNTİ
Belki bir güz yağmuru.
belki koca ovada ki,
tek bir ağacın yalnızlığı.
KIBRIS’IN
ÇARŞISINDA
Ah deniz,
Hırçın deniz.
Ne güzel de vuruyorsun,
Kan ter içindeydi,
Yüzünden düşen bin parça.
Nefes nefeseydi,
Düş kırıklarıyla,
Geldi bir suçlu gibi,
usulca sokuldu yuvasına,
Gün geceyi kovmadan,
ibibikler şahlanmadan,
sessizce çıkıp giderdim,
bu eski dede evinden.
Çıplak ayaklarıyla topakları çiğneyip,
Bu sabah erkenden uyandım,
Gökyüzünü doldurup ciğerlerime,
üç yüz altmış derece dönüp etrafımda,
gördüğüm,
duyduğum,
kokladığım her şeyi saklayıp yüreğime,
- Çok üşüdüm sobaya odun atayım mı anne?
- Kardan adam yaptık anne. Çok büyüktü, ama eldivenlerim ıslandı.
- Abim bana bir kar topu attı anne. Tam enseme, o da içime girdi hoop indi ta belime.
- Ellerim sızlıyor anne. Hadi hohlayarak ovuştur ellerimi yine.
- Bana ördüğün bu yün çoraplar ayaklarımı hiç üşütmüyor anne.
- Biliyor musun anne? Bizim kızak hep en önde.
sen şimdi ağlıyorsundur, kıyıda kuytuda.
ama bak hayat devam ediyor hala!
bir ergen kız; hevesle ütülüyordur şimdi lüle saçlarını.
bir ergen delikanlı; tersinden kesiyordur yeni terlemiş bıyıklarını.
bir çocuk; büyümeyi hayal ediyordur durmadan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!