Acılar kuşatır kuzgun sürülerinin karanlığındaki gök yüzünün mavisini,hüznü ağartır,saçlarımdaki aklar kadar,entarisi kızıl,yalnızlığım Filizsi sürgünler biriktirir avuç içlerinde,söylenmemiş sözcükleri fısıldar, yıkık duyguların çoşkunluğunda ki sahipsiz şiirlere.şimdilerde dağları yurt edinmiş Tanrılar kadar suskun hislerim, ezberden söylenen sözcükler kadar hırçın, gönlümde barındırdığım gözler, bilinmezliğin sırlarında sabahlar, uzağına düştüm yabanıl kokuların hayallerine,yosun artığı mevsimler, anlamsızlaşan günler kaldı geride,Sınırlarını bilmediğim ülkelerde kayboluşların gölgesinde, içimde suskun duran sesim.
İşte sevgili yokluğuna sarıldı ölüm, kimi zaman intiharlar kuşandım yokluğunda, kimi zaman göz yaşlarımı akıttım sözcüklerime harf harf,hece hece, özünü kuruttun,Gönlümün kayaları düşüyor sözcüklerime artık, yoksun sen poyraz esen bahar yelinde,yoksun dingin ferahlıklarda.
Abdil IŞIK
17.01.2012 MUŞ AKKONAK
Yorgunum,yazın ruhunu, son bahara süpüren rüzgar gibi
öylesine
yalancı baharlar yaşadım,yalanlar içinde kayboldu düşlerim,kilitledim kalbimin kapısını, attım anahtarını kaybolan düşlerimin maviliğine,kimsecikler dokunamıyacak artık, Beklenmedik zamanlarda gelen aşkın bozkırlarında yolunu kaybetmiş bir çoçuk misali kayboldum; Seslendim ses vermediler,sessiz bir gemide soluk bir resim gibi idi, güneşin soldurduğu aşk ne yıkıntılardan korktum ne yıkılmaktan,gitmene izin verdim,acıtıyordun artık canımı,kesiklerin çok derindi,Neden yaktın bu kadar canımı,neden cansızlaştırdın ruhumu,kocaman huzunle sarılı yapraklarım,depresif haller ve belli belirsiz halisilasyonlar,Satır aralarına bir kaç basit kelime ile sığdırdık anlamı o kadar büyük ilk aşk tadındaki sözcükleri,harcadık,kapitalizmin sömürüsü altında,aşkda esir düştü kapitalizmin dikenli kollarına ı,iki ruh bir beden olmadı,ayrı idik artık farklı mevsimlerde yetişen otlar gibi,
Eskimiş artık gülüşüne çarpan sesim,
Gidişine,saklanır fısıltılarım,
Hayallerimin efsunlu prangalarında,
Yanık resimlerimizden arta kalır,
... Yokluğunun karanlığı, derin mi derin,
Bir öfkenin nöbetinde suskunluğum,
Acıların soysuzluğunda,eriyor korkularım,
Üşüyen sözcüklerim cılızlaşıyor,
Kahpeleşiyor yeminler,
Bir yosmanın dudaklarındaki fısıltılarda.
abdil ışık
Yetime çalar bakışların,buğulu camlar ardında,
Yosun tutan yüreğimde suretin,
Göğün mavisine koşmak ister çocuksu düşlerle,
Uçurtmalar salar, mavisine,yıldızlar toplanır parlak parlak,
Düşler ıslanır bulutsu göz yaşlarında,
Ölüm yanı başında yalnızlığın,
Kin tutar, kan tutar geceleri,
Çocuksu bir yürek kanar,
Avuntusu kalır, anıların,
Cellat gözlerine savrulur ölüm korkusu,
Urgansı bir iptir,bu çağda,bombalar,
Bir Ömer Muhtar ölür,Bin Ömer Muhtar doğar.
ABDİL IŞIK
Bir Sigara yaktım gözlerimin buğusuna
Buz tutmuş kalbim ısınırken,hayallerimle
Kısık bir sesle dile gelir,doğmamış kızım,
Zemheride
Tatlı bir gülümsemedir,dünyaya inat.
Gülüşünde kaybolur, gözlerimin karanlığı,
Bütün doğmamışlara inat,
Kokusu kaplar odayı,hüznüm dağılır,
Fısıldarım kulağına, uykusuz geceler
Yaşatacaksın babaya,ağlayacaksın acıktığında,
gözlerin kadar güzel olacak dünya,
Ellerin avuçlarımın arasında olacak,
Ürkek adımlarla arşınlayacaksın hayatın sokaklarını,
Paytak paytak yürüyeceksin,usulca büyürken,
Aşk denen katille tanışacaksın, boğazın düğümlenecek.
Dudaklarını kanatırcasına ısıracaksın kızım,
Göz yaşların karışacak hüznün maviliğine,
Sebepsiz fırtınalara gebe kalacak gecelerin,
Baban kadar kimse sevmeyecek seni,
Şimdi gitme zamanı,ölüm kanatlarını açarken,
Annesiz bir hayalden,
ABDİL IŞIK
09.12.2011 MUŞ -AKKONAK
Çığlıksı sesler kuşatır soğunda geceyi,
Üşüyorum boranların yurttuttuğu hayallerimde,
Kuzgun sürüsü kalabalıkların üzerinde güneşin nefesi
gurbet çıkmazlarındayım annem.
Göz yaşlarının sureti düşer seyir defterime,
Sayfa sayfa gülüşlerin ve kulaklarımda eskiyen sesin,
Deniz üstü yalnızlıklarda,özlemlerin çökelir yüreğime
sen kokar ufkun ötesi,senin dilinde konuşur gök yüzü,
Ve ben annem, korkuyorum küçük bir öpücüğü yanaklarıma kondurmadan
Gitmenden.
ABDİL IŞIK MUŞ
Yalnız ve kızıldı güneş
Kelimeler soytarılıklarını kuşanmış,
Soluk benizli dervişler,
Öfkeyi sarmıştı akrebe,
Her saat başı,
Aymazlığında idi sözcükler,
Sana her gelişimde nevruz çiçekleri açar içimde,
Diyarbakır kokarsın oğul,
Her görüş gününde, küflü mapushane kokusu siner üstüme.
Zemheridir ayazı mapusluğun,gözlerin kavuşur
Ölüm soldururken dağlarımdaki çiçekleri
Görürüm sonbaharı,
kırtik dağının göz yaşlarını, Muradın çoşkunluğundaki kahrı görürüm,
Oğul
İşte her şeye inat,
Uzat ellerini uzat ki yarınlar aydınlık olsun,
Her gidişimde,
Geçit vermeyen dağlar yoldaşım olsun
Belki yine gelirim
Hayallerim içimi ısıtırken
Soğuk bir Diyarbakır sabahında,
Sürgülü kapının karşısına.
ABDİL IŞIK
07.12.2011 MUŞ
Artık bilindik bütün söylenceleri
Kaldırırken yüreğimin tozlu rafına
Bir şiir çekiyorum,
firkat çarpmasıyla,
eylül nefesinde
Adı sensizlik
Paslı hancerdi bin yıllık yalnızlık kışlağımı yıkan,
beynimin kılcalında,
susuz nehirler kanardı,
dudaklarımda donardı sözcükler,
kordinatı belli olmayan varoşlarda, kefensiz sevdalar emzirirdi yalnızlık,
yıldızlar basardı geceyi
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!