Sonbahar adı üstünde sonbahar,
Yalnızlığın ve ayrılığın en güzel örnekleri bu mevsimde yaşanır.
Hüzne kapı aralar bu mevsim, gitmelere merhaba...
Üşüseler de ellerim katmıyorum artık ceplerime,
Isınıyorum zannediyor yorgun bedenim,
Ben üşüyorum!..
Kandırıyorum yine kendimi,
Yürüyorum öylece uzayıp giden bir yolda;
Bir bilsem nereye gidiyorum, bilmiyorum!
Aklımda gülüşünden bir parça bulma umudu,
Üzerimde bulutlar, az sonra çiseler mi bilinmez yağmur?
Ancak seni görebilme olasılığım kadar bir ihtimal.
Farkındayım üşüdüğümün,
Ellerim öylece kendi hâllerinde...
Eski bir şarkının nakaratı dolanmış dilime,
Söylüyorum tekrar tekrar: "Üzülme."
Taşındılar benden hislerim de çok uzun zaman önce,
Vazgeçtiler benden öylece,
Gençliğimin çamurlu bir dönemecinde.
Vazgeçtiler benden, kaldılar geride.
Ben dikine şiir mi hikâye mi olduğunu bilmediğim şeyler yazarım, uzar satırları uzayıp gider.
Adana-Ankara, Adana-İstanbul, Adana ve gittiğin yer arası...
Tekrar sigaraya mı başlasam? Senden sonra nasıl bir yeni başlangıçla koşsam sona doğru?
Ne zaman çözülecek boğazımın düğümü?
Kestirir miyim bir gün uzayan saçlarımı?
Bir ara ben de olur muyum mutlu?
Daha kaç zaman tek başıma ıssız yollarda yürürüm?
Senden sonra kaç adım beni kaybolmuş bana götürür?
Unuttum çok zaman oldu bir damla gözyaşı dökmeden yazmayı.
Bir damla gözyaşındaki tebessümü ben bilirim,
Toplarım kalbimdeki seni hayallerimle,
Sonra hasretini bulurum.
Kızarım her seferinde kendime, zamansız çiçek açan kalbime.
Öylece dururum bilmediğim bir yolun ortasında, gözlerim dalar bakarım uzaklara.
Üşür ellerim ayaklarım,
Dilimde eski zamanlardan kalma bir şarkı...
Ve ben her defasında aptalca sana kur yaparken kendimi bulurum,
Belki beğenirsin diye umar,
Belki diyerek kendimi paralarım.
Suya yazılan bir sevda olmasın diye dualar ederim,
Sevda göğe çizilmez, sevdalık resmedilmez bilirim.
Akşam biter, vakit ilerler sonra zulmet ve ben,
Kader diyerek gülümser,
Bana kucağını açmış olan bilinmeze yürürüm.
Aklıma gelir bir sürü saçmalık;
El eder uzaktan, "gel" eder, seslenir adımı,
Kucağında türlü günahlar ve kötülük!..
"Benimle şair, gel benimle!" diye seslenir şeytanım adımı,
Kabarır nefsim, pürdikkat kesilir;
Duraklasa da sorar nedir teklifin?
Ben bocalarım, beyaz yalpalar, siyah koşar adım,
Hasretinde kaybolurum,
Üstelik ilk defa da değildir bu kayboluşum!..
Uzaklarda bir duvar, duvarda asılı bir pano;
Okuyamıyorum, okunmuyor acaba ne yazıyor?
Sırtımda atmaya kıyamadığım çocukluğumdan kalma düşlerim,
Duruyor bir kül yığını yolumda,
Orada işte tam ortada,
İçinde bir Anka kuşu!
Kaçıncı ölümü bu? Kaçıncı küllerinden doğuşu?
Söyleyin gözlerim söyleyin gördüklerim doğru mu?
Altın sarısı tüyleri, güneş gibi sarı rengi,
Okuduğum kitaplarda oysa renginden hiç bahsedilmezdi!
Nasıl bir duvar? Nasıl bir pano bu?
Kanıyor yukarıdan aşağıya kanıyor her yanı,
Her yanı revan her yanı pıhtılaşmış kan.
Görüyorum panoda asılmış listede adımı,
Yazmışlar yanına ismimin:
"Sil artık gözlerinden akan yaşı,
Yolun açık olsun gülümse, şair git güle güle."
Dolanıyor Anka kuşu dolanıyor başımın üstünde,
Dokunuyor ruhuma gölgesi...
Ve ben üşüyorum,
Bir lanetmiş gibi sonbaharı yalnız mı yaşıyorum?
Neden yalnız sonbaharda bir ben ölüyorum?
Kayıt Tarihi : 5.06.2026 14:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!