Zihnin tek bir eylemi vardır aslında
Matbu bir kağıttan bahsetmiyorum size,
Önümde bir kitap gibi açılmış
Şehr-i İstanbul silüeti
Sanki bin yıldır İstanbul’un sahibiymiş gibi duranlar
Ve bir boşluğun sarkacında sallanan sema sakinleri...
Çukurda sandıklarımız, gecekondu mahalleleri
Ayağı yere en sağlam basanlardır belki de.
Çocukluğumuzun kanatlarıydı o sokak kitapları,
Çizgi romanların hayal alemi...
Cami avlusunda elif cüzü okurken bile
Aklımız o kahramanların peşindeydi.
Okumak, bir kabı doldurmak değildir sadece,
Eşyanın künhüne varmak,
Bir anlamı tamamlamaktır.
Sadece sözcüklerin izini sürenler,
Bir şeye sürünüp geçerler de okuduklarını sanırlar.
Kitapların sayfa boşluklarına gecekondular yaptım ben,
İtirazlarımı sığdıramayıp oklarla yarınlara taşıdım.
Kurşun kalem izi değmemiş bir kitap,
Yaralı bir ömür gibidir; eksik ve ıssız.
Yazmak, yazgıyı dillendirmektir oysa,
Hayatı temize çekmek,
Kendinden yola çıkıp dünyayı çoğaltmak.
Zihnin tek bir eylemi vardır aslında:
Okumak.
Yazar, müellif olmaktan uzaklaştı artık.
Oysa müellif, ülfeti kurandır;
Kafa ile kalbi, dün ile bugünü,
Dünya ile ahireti kaynaştıran bir simyacı...
Kâğıt kalem arasında fiyaka satmak değildir yazarlık,
Okumadan yazmaya kalkmak,
İnsan olma mesuliyetinden bir kaçış teşebbüsüdür sadece.
Varlığın merkezine kendini koyan cüretkârlık,
Karanlık bir dünya doğurur.
Yazının aydınlığı düştüğü yerden kalkamaz o zaman,
Kötürüm bir ışık kalır geriye.
Bakın, kâinat yazgısız değildir.
Ağaç anlamını kendi bünyesinde saklar,
Gökyüzü, orayla bağı olmayanlar için
Yükseklerde mahfuz bir kitaptır.
Su, ateş, toprak ve yağmur...
Aklın alacağı her şey bir ayettir,
Yaratıcının yüceliğine düşülmüş bir şerh...
Şimdi bir de suskunluğu okumayı dene,
Gürültünün satır aralarına gizlenmiş o derin boşluğunu.
Zaman, parmaklarımızın arasından akan
Mürekkebi kurumamış bir risaledir aslında.
Her sabah uyandığında
Yüzündeki çizgilerin neyi muştuladığını,
Elinin değdiği ekmeğin hangi dilde sustuğunu oku.
Gönül gözü kapalı olanın,
Kütüphanesi olsa ne yazar?
Bir kuşun kanat çırpışındaki o gizli imlayı,
Bir karıncanın topraktaki telifini görmezsen,
Harflerin hamallığından öteye geçemezsin.
Bakmayı değil, görmeyi öğrenmek gerek bazen;
Her insanın alnında yazılı duran o gizli hikâyeyi.
Pencerelerin buğusuna çizilen resimler,
Yoldan geçen bir yabancının yere düşen gölgesi...
Hepsi okunmayı bekleyen birer müsvettedir.
Dünya sadece görünen bir sahne değil,
Her anı ilmek ilmek işlenen bir nakkaşhanedir.
İnsan, şahit olduğu kadardır bu hayatta.
Başkasına sağır kalanın, kendi sesini duyması
Mümkün müdür sanırsın?
Yeryüzünün sızısını yüreğinde okumayanın kaleminden,
Sadece soğuk ve ruhsuz harfler dökülür.
Şimdi bakın şu vitrinlere:
"Farklı ol!" diye fısıldıyorlar,
"Aman kendin olma, özenilecek biri ol!"
Dev fabrikaların depoları dolsun diye
İyisi mi bir alma, üç al...
Bugün git, yarın yine gel.
Kanaat artık çok uzak bir liman.
Dolaplar kıyafetlere, kıyafetler sahiplerine yetmiyor.
Aynı elbiseyi giymek bir ayıp gibi dururken,
Aynı üç yüz kelimeyle konuşmak kimseyi yormuyor.
Fikirler mi?
Eldekilerle kim ölmüş ki bugüne dek?
Yeniliği ancak giyebileceksek,
Fotoğraflayıp başkalarına gösterebileceksek seviyoruz.
İmaj her şeydir, iç denge ise hiç...
Lütfen artık birileri çıksın,
Bir şeylerin böyle olmayabileceğini söylesin.
Bizi ikna etsin, şüphelerimizi eksiltsin.
Sonunda fark edeceksin;
Gerçek farklılık, başkası gibi görünmekte değil,
Kendi içindeki o tekil manayı bulup çıkarmakta saklı.
Vitrinlerin ışığı söndüğünde,
Elimizde kalan tek şey,
Hayata düştüğümüz o içten ve samimi notlardır.
Okumayı bitirdiğinde değil,
Okuduğunu yaşamaya başladığında
Kapanır o kadim kitabın kapağı.
Ve o vakit anlarsın ki;
Asıl metin biziz,
Yazar ise her nefeste bizi yeniden yazan
o sonsuz el.
redfer
Kayıt Tarihi : 29.1.2026 14:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!