Tohumların sessiz çığlığı...
Su vermek istemiştim susamış ağaçlara, kurumuş topraklara
Bu niyetle çıkmıştım yola,
Canım babamın meftun olduğu Kirazlı kabristanına
Bilemedim suya doyan toprağın insan bedenine doymadığını
Vuslat…
Sonsuz derinlikli mavi gök kubbe altında
Ruhumu dinlendiriyorum tefekkür bahçesinde
Beyaz bulutlar göğe atılmış imza
Rahman ve rahim adına.
Üzgünüm...
Canlar cananı...
Yine sitemkarsın bu akşam bana
Biliyorum hep nazlısındır bu aciz’e
Esmiyor meltemin, güller sus pus olmuş
İçine kapanmış soluk yıldızlı gökyüzü sanki melil...
Varlıktan hiçliğe...
Ansızın geliyor
Sefa da, cefa da
Sefaya dalmadan
Cefada kabarmadan
Ahde Vefa, Nâ-şinâs Gönüllere
Hangi rüzgâr savurdu o ahdi ocağından?
Hani o "bâki" denen yeminler, o dem, o hâl?
Şimdi bir gurbet soluyor bakışlarının ufkunda,
Sanki hiç yaşanmamış, sanki hepsi bir hayâl.
Yarınlara Mektup
Dün bitti, tüh vah, yarına kaldık yine,
Bir avuç toz, biraz hayal, sermayemiz bu işte.
Karanlık dediğin nedir ki, bir iki kıvılcım,
Yeter ki cebinde kalsın o sönmeyen, sahte heyecan.
Yaşama dair...
Bir kuş olup göğe kanat açsan özgürlüğe doğru, Süzülürken ufkun tam da en mahrem yerinde,
Bir taş değer o masum süzülüşe, o narin duruşa;
O an düşer kanatların, kırılır gökyüzün,
Döner başın, kararır mevsîmin, yok olur tüm
Zirtabozlar
Millet hizmet bekliyor dediler
Dağıttık kurulu tezgâhı
Girdik yeniden milletin hizmetine
Adil bir düzendi hayalleri süsleyen
Güneş yine gülümsedi bu sabah...
umut...
nisan ile gelen mutluluk... sokakta kuşların sevinç çığlıklarını bölen bir motor sesi... ne de çok gördün bize bu huzuru...
olsun...
her sıkıntı bize yeniden dirilişe...
her yokuş bizi yemyeşil vahalara ulaştıracak...
Hidayet…
Koca sıra dağlar edep timsali
Yemyeşil cennet örtüsü bedenini saran
İlahi mesajı haykırıyor gök kubbe altında
Çıplaklığa isyan edercesine sessiz ve derinden …




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!