İçimin yorulduğunu hissediyordum…
Ne bir dağın yorgunluğuydu bu,
ne de uzun yolların.
Ben,
kendi içimde büyüttüğüm fırtınaların
enkazında kalmış bir yolcuydum.
Her gün biraz daha eksiliyordu içimdeki ışık.
Gülüşlerim vardı;
ama eski bir konağın kapıları gibi
yalnızca görünmek için ayakta duruyorlardı.
Kimse bilmiyordu.
Bir insan bazen ağlamaktan değil,
hep güçlü görünmekten yorulur.
Bazen bir kelimeyi yutarken,
bir ömrü yutmuş gibi olur.
Bazen de bir “iyiyim”
derken,
içindeki bütün şehirler sessizce yıkılır.
Ben de öyleydim işte.
Rüzgâra emanet edilmiş
sararmış bir yaprak gibi,
nereye savrulduğumu bilmeden
geçiyordum mevsimlerden.
Ne beklediğim geldi,
ne gidenler tamamen gitti.
Yarım kalmış hatıralar,
geceleri kapımı çalan eski misafirler gibi
oturuyordu başucumda.
Sonra bir gece…
Göğün en tenha köşesinde
yalnız bir yıldız gördüm.
Ne parlaktı,
ne gösterişli.
Ama karanlığa rağmen
sönmüyordu.
O vakit anladım:
Marifet ışıkta parlamak değilmiş,
karanlıkta yanabilmekmiş.
Ve ben,
içimdeki bütün kırık saatleri susturup
yoluma devam ettim.
Çünkü bazı insanlar
mutlu oldukları için güçlü değildir;
onca kedere rağmen
yürümeyi seçtikleri için güçlüdür.
İşte o gece,
yorulan içim değilmiş aslında…
Beni tüketen,
hep dönmeye çalıştığım
olmayan limanlarmış.
Kayıt Tarihi : 20.06.2026 03:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!