O şehir, o okul orda durur da,
Dolu dolu yaşanan o zaman yok.
Hiç silinmez iz bıraktık Burdur’da,
Sanma bizden bir belirti, nişan yok.
Hâlâ o seksenli yıllarda akıl,
Günümüze dönmek şart ama nasıl!
Tek cümleyle özetlersek; iki yıl
Neşe var, huzur var; feryat figan yok.
Her sabah erkenden derse koşardık,
Yasemin’e uğrar fayans döşerdik.
Ekmek evden, su çeşmeden yaşardık,
Şimdi niye öyle dem-i devran yok!?
O gün şube şube bölündük kırka,
Ders bitti dağıldık cenuba, şarka.
Flütleri üflerdik korka korka,
Kim demiş ki korku yok, heyecan yok.
Öttürmek ayrı şey, çalmak ayrı şey,
Bir “elli”ye patlatırdık yüz “oley”.
“Ağzı olan çalar” sandı Bülent bey,
Usulünce çalamazdık yalan yok.
Hem sesimiz titrerdi, hem dil dudak,
Çatışır dururdu delikle parmak.
Kula güçlük çıkarmaz Cenab-ı Hak,
Mahşer günü böyle zor imtihan yok.
“Pazardan balığı almak” kolaydı,
Üfürüp de yemek büyük olaydı.
Ne yapardık bir de onlar olaydı
Şükür derdik; gitar, kanun, keman yok.
Kimi tavuk, kimi turna çalamaz
Kimi davul, kimi zurna çalamaz.
Kimi flüt, kimi korna çalamaz,
Tam dört dörtlük allame-i cihan yok.
İtibar etmeden gelecek not’a,
Milli Marşı öğrendik nota nota.
O gün bu gün bizde sabittir rota
Sığınacak başka salim liman yok.
Öyle Güçlü değil ki her Hatice,
Çalış, uğraş alınmıyor netice.
Kasaları yükseltmişler iyice,
Dağı aşmak için dizde derman yok.
Ne çok idi derslerimiz, ne de az
Geçti yıllar kitap oku, yazı yaz.
Amuda kalk, resim yap, bağ bahçe kaz
Yan gelip yatana inan puan yok.
Kesmezdi bizleri talim terbiye,
Kalamazdık spordan da geriye.
“Ünnedik”: “şampiyon 2/B” diye,
O coşkuyu unutmaya imkân yok.
Yiğit lakabıyla anılır elbet,
Noldu acep tostçumuz Çamur Şevket?
Sağsa sağlık dile, ölmüşse rahmet
Sohbet ettiğimiz küçük dükkân yok.
Katlanıyor kaderine faniler,
Eklenecek eskilere yeniler.
Onlardan geriye kalan anılar,
Recep Hoca, Remzi bey, Karakan yok.
Kucak açtı üç günlük misafire,
Hiç tepeden bakmadı bu fakire.
Yolum düştü gittim Karasenir’e,
Barındığım toprak damlı mekan yok.
Depremevleri’nden Tugay’a doğru,
Gezmeyince bulamazdık huzuru.
O Yeşiltepe’ye çıkıp Burdur’u,
Yine baştan sona seyir seyran yok.
Kaybolmaz; bir el kökünden biçse de,
Dağlara düşse de, inek içse de.
Dökülür ortaya kırk yıl geçse de,
Anıları zapt edecek urgan yok.
Çok şey gördük, yaşadık o şehirde,
Av da olduk bir ceylana, esir de.
O yok, bu yok derken ortada bir de,
Gönlümüzü fetheden o sultan yok.
Ayırım yapmadan hiç halef selef,
BEYO'lu olmamız bir büyük şeref.
Biz toz duman olduk bu gün malesef
Burdur yollarında o “toz duman” yok.
Belli olmaz yine çıkar geliriz,
Emek verenleri sorar buluruz.
Vefayı, saygıyı hâlâ biliriz
O konuda endişe yok, güman yok.
Katlandı iki yıl her cevrimize,
“Hadi gali” gidin demedi bize.
Seksen Beş’te attı Karadeniz'e,
“Oluklaraltı”nı gezen Osman yok.
09.01.2022
Osman BULUT
SİNCAN ANKARA
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 15:58:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!