YEMEK ŞİİRLERİ

YEMEK ŞİİRLERİ

Yusuf Tuna

Rahmetli Mehmet Ali Dedem ile yaz aylarında beraber mal gütmeye giderdik.Sığır sürüsünü sürdüğümüz gibi Değirmenboğazından Cindengediğine varır,akşama kadar sığırları burada otlatır,akşam üzeri Çiftlikköydek geçer Uzunkır tolundan geri dönerdik.Mehmet Ali Dedem bana orda eski anılarını anlatır,ben de onu can kulağı ile dinlerdim.Bir gün böyle çardak altında oturmuş yemek yemiştik.Ardından ''Gel hele oğlum yanıma otur.Sana bi eski anımı anlatıvereyim ''dedi.Hemen koşup yancağızına sokuldum.''Anlat dedeciğim'' dedim.Dedem başladı söze; ''Bi gün bizim goca eşşeğe binip şööyle bir Meri ovasına varıp Beşkaza bazarını gezip geleyim demiştim.Sabala erkenden ezanla Gocananı galdırdım.Beraber eşeğe semeri vurup,paldımını taktık.Golanını bağlayıp,yularını geçirdik.Üsdüne de bi heybe arddık,çıktım yola.Öyleden sonra Beşkaza pazarına anca vardım.Pazar yerinin kenarına bi gosgocaman meydan yapmışlar.Baktım burda bir galabalık var.Üle bayram falan mı var yoğusa? Diye varıp bi bakayım dedim.Herkes kenara dizilmiş,millet seyre bakıyor.Neyse ben de merak ettim.Ben de dikilip gözel baktım.Herifler goca meydanın iki yanına iki kümes goymuşlar.On bir bi yanda on bir bi yanda yirmi iki tavuk var.İki yanda bi de ortada üç horoz mevcut olup,ortadaki horozun ötmesiyle tavuklar birbirine giriyor.Yumurtayı kümese gatınca da gulu gulu diye bağırıyorlar''dedi.
Ben hemen bunun bir futbol maçı olduğunu anlamıştım.Dedeme; ''Dede bu futbol maçı''dedim.Gülerek bana; ''Üle oğlum bizim eskiden futbol maçı mı gördüğümüz var? Ne bilelim maç ne? Fulbol ne? Oyuncu ne? İlk gördüğümde ben de bu şekilde benzetip Gocanana anlattım.O da bilmediğinden''öyle şey mi olur üle herif? Tavuklar oyun mu oynar? Sen aklını yitirdin goca herif herhalde''demişti.Ben de epey Gocananın laflarına gülmüştüm.diyerek gülümsedi.''
Ömründe hiç maç görmeyen birisinin futbol maçını teşbih sanatını kullanarak benzetmeyle bu şekil anlatması insanımızın ne kadar zeki olduğunu gösterir.İnsanların kıvrak zeka diye tabir ettikleri zeka türü bu olsa gerek.Eski adamlar zaten bir başka oluyor.Onların her söylediği sözden bir anlam ve ders çıkarmak gerekir.Onlar boşa pek konuşmazlar.Ne de olsa yılların tecrübesi var.Hepsi akıl küpü mübarek.
Ben de bu olayı çocuklarıma anlatıp epeyce bir gülüştük.Şimdiki çocukların top oyunları bir başka.Biz eskiden top bulamadığımız için ip yumağı ile oyun oynardık.Mal güderken çayırların üzerinde çocuklarla toplanır bir ip yumağı peşinde koşturur,böyle vakit geçirirdik. Şimdi bu zamanda akşama kadar çocuklar top ardında koşmaktan kan ter içinde kalıyorlar.Anası; ''Oğlum bu ne hal? ''diyecek olsa bir de ona karşılık veriyorlar.Zamane çocukları işte.Ne yaparsın? Ne dersin? Onlara söz geçirmesi zor.Seni dinleyen olmaz,anlayan da yok.Kafalarının estiği gibi hareket ediyorlar.Allah(C:C :) daha beterinden saklasın.Beterin de beteri var elbet.Yine de çocuklar sevimli varlıklar.İnsan ne kadar kızsa da seviyor.Ama ihtiyarlayınca onların eline bakacak olursak vay halimize!
..

Devamını Oku
Abdurrahman Yıldız

İsmin dahi Abdus Selam
Bir selamı esirgersin
Dilden düşmez fitne kelam
Birbirine düşürürsün

Dinden anladığın tek şey
Ön saf ile bitmez her şey
..

Devamını Oku
Abdullah Konuksever

Ertan, Metin ile tanıştıktan iki yıl sonra beraber bir iş kurmaya karar vermişlerdi. Etraflıca bir araştırmadan sonra küçük bir lokanta açmakta anlaştılar. Laleli caddesinde kiraladıkları dükkanın tamir ve tadilatından sonra Enfes adındaki lokantayı açtılar. Görev taksimi yapmışlardı; lokantaya gerekli olan alış verişleri beraber yapacaklardı. Ertan ahcı,Metin ise garson olacaktı. Para yetersiz olduğundan temizlikçi alamamışlardı. Ahcı yemeklerin yanı sıra mutfağın temizliğini de yapacaktı. Buna karşılık garson ise dükkanın temizliğinden sorumluydu. Hayal çok büyüktü; bir yıl içerisinde Laleli caddesindeki bütün esnaf ve misafirleri Enfes’e yemeğe geleceklerdi. Ikinci aşamada Sarılar mahallesi sakinleri de Enfes’e alışmış olacaklardı. Üçüncü aşamada ise Enfes çarşıya taşınıp sadece eşrafın ve büyük esnafın ağırlandıkları saygın bir lokanta olacaktı. Enfes açılmış ve iki ortak canla başla çalışmaya başlamışlardı.

- Metin, oğlum neden bütün işleri sen yapıyorsun? Ertan senin ortağın değil sanki patronun! Kendini ezdirme evladım!

- Baba, görev taksimi yaptık: ben müşterilerle ilgineleceğim. Ertan ise ahcılık yapacak.

-Tabi! Tabi! Ne güzel görev taksimi yapmışsınız! Adam kolaydan bir kaç çeşit yemek yapıp kalan zamanda gel keyfim gel yapıyor! Sen ise harıl gürül çalışıyorsun!
..

Devamını Oku
Osman Demircan

Bu şehir duvarlar arasında sıkışmış bir çığlık gibidir. Ve bu şehrin duvarlarına yağlı boya resimler yapmak isterim. Ey sevgili sen treni bilirsin, uçağa binersin. Bu şehir yumrukların gül olduğu, kelebeklerin dövüldüğü bir şehirdir. Aynı ülkenin farklı coğrafyasında yaşamaktayız. Sen oturduğun sitenin çevresini duvarlarla çevirirsin. Bense bulduğum bir duvar dibinden kaçacak delik ararım. Bu ülke kimine mezar, kimine zindan, kimine uçsuz bucaksız meydan olur at koşturur. Öyleyse önemli olan kimlik değil kişiliktir. Aynı kimliği taşırız; ama farklı kişilikteyiz. Sen hiç sönmeyen alev gibisin ben ise kar altında bir dal gibiyim. Ben üşürüm sen yanarsın. Ne kadar ilginç değil mi bana odun derler sana ateşli derler. Söyle bu ülkeyi kim cehenneme çevirir? Beni ateşlere kim atar, sana bir ormanı kim bağışlar?
Sen kimliğinde Türklük taşırsın ben de. Ama ben karnı aç, yüreği perişan, her gün çalışıp çabalayan biriyim. Ben Türk'üm, doğruyum, çalışkanım; sen Türk'sün ama her işin yalan dolan. Aynı dili konuşuruz ama senin lügatinde camiyi bombalamak vardır. Zafere ulaştıracak her yol senin için mübahtır. Öldürürsün, suçu taşeron örgütlere üstlendirirsin. Bir de Türkiye'de terör var dersin. Ey sevgili bir de sosyete sosyete gezersin. Sen yumuşak bir dikensin. Ne kadar kibar bir faşistsin. Ey sevgili söyle hangi ülkenin metresisin. Yok mu senin bir kişiliğin, hep ondan bundan yardım istersin. Sen tam bir çakma madonnasın. Kendi şarkını bile söylemeyi bilmezsin. Sanatı olmayanın dünyada yeri olmaz. Sen anca kavalınla koyunları güdersin. Bu ülkeyi bir mezraya çevirirsin ya da bir mezara benzetirsin. Ama dua etmesini bile bilmezsin. Hiç karanfil ekmediğin topraklara, şimdi dalından koparılmış bir karanfil dikersin. Onu mezarını kazdığın aydınların cenazelerine çelenk diye gönderirsin. Ben bir Türk'üm ama kanımda Ermeni kanı da var, Kürt kanı da Rum kanı da var. Ben bir Anadolu'yum. Kanımla gurur duyarım, Türklüğümle duyduğum kadar. Ben ari ırk peşinde koşmam. İnsan olanın önce insanım diyenin peşinden koşarım ve bundan yorulmam. Sen de Türk'sün ama bütün şehirlerin çöp kokar, lağımların derelere akar. Tüm şehirler gökdelenlerle yıldızlara ulaşırken, sen bayrağındaki ay yıldızla gurur duyup başını göklere erdirirsin. Anca uygun adımda yürümesini bilirsin. Tüm halkına emirler verirsin; ama başka bir ülkenin çavuşundan emir alırsın. Bir de bir Türk dünyaya bedeldir dersin. Ey sevgili beni sevdiğini söylersin, sonra baldır bacak başkalarına poz verirsin. Dersin ki ne çıkar bacaklarımı başkalarına öptürmemden. Ben anca senin evine gelirim. Hayır istemem sakın benim için bir adım atma. Git ayaklarını da başkalarına yalat. Ey sevgili sen ya iki parmalığınla yürüye yürüye yardım elini uzatırsın bana ya da İtalyan ayakkabılarınla koşa koşa gelirsen yanıma. Böyle ülkenin ileriye gideceğini düşünürsün. Bu ülke için düşünürken bile bir Fransız gibi düşünürsün. Sen yemek olsan bu ülkenin topraklarında yetişmiş bir biberin içine domuz eti konulmuş dolma yemeği olursun. İçin böyle doldurulmuştur. Bir de ben de domuzluk hiç bulunmaz dersin. Millet de bunu yer ne yazık ki.
..

Devamını Oku
İbrahim Uğur Toprak

"Tabakta yemek bırakma.
Arkandan ağlar" derdi hep annem.
Madem ki gidiyorsun Güzel Kız.
Kalbimde sen bırakma.
Ardından ağlarım...


..

Devamını Oku
İsmail Malatya

Kardeşim çok çok küçük
Daha ufacık bebek,
Tuvalete gidemez
Kendi yiyemez yemek.

Ben de onun gibiydim
Şimdi oldum kocaman,
..

Devamını Oku
Oktay Avcu

Canım sıkılıyor sebepsiz
Yemek içmek nafile
Bağırmak çağırmakta kabalık
Kibarca canım sıkılıyor
Başkalarına kirlensin yüreğiniz
Küfürler edersem bana küser
Küsmesinler
..

Devamını Oku
Yakup Çabak

Otobüsteki insanın terinden
Sokaktaki insanın şerinden.
Yemek yerlerinin kirinden
Korunmaktan yoruldum.

Oturanın nefesinden
Küfürbazın sesinden.
..

Devamını Oku
Sarı Zambak

Derin gecenin karanlığında
Yalnızım yine bu sokakta
Bir damla suya düşüyor
Ve de bir kedi yemek arıyor
Çalıların arasında cırcır böcekleri
Bazı evlerden gelen televizyon sesleri
Bu koyu karanlığı aydınlatan bir onlar
..

Devamını Oku
İsmail Aksoy

İstiridye, ortalama bir çakıl taşının büyüklüğündedir, hoyrat bir görünümü vardır, rengi bile daha azdır, göz alıcı bir beyazlıktadır. İnatla kapanmış bir dünyadır. Gene de açılabilir mamafih: bir bezin boşluğunda tutmak zorundasın, ve ince ağızlı, handiyse kör bir bıçak kullanmalısın ve defalarca kertiklemelisin. Meraklı parmaklar kesilir, tırnaklar kırılır: Çok kaba bir iştir. İşaretleriz mahfazasını beyaz çemberlerle, bir çeşit halelerle, çentikleye çentikleye.

İçinde bir dünya buluruz tastamam, yemek ve içmek için: inci rengi bir kubbe altında (sadık bir anlatımla) , üstteki gökler alttaki göklerle kaynaşır, basit bir göl oluşur, ileri ve geri akan yapışkan yeşil bir torbacığın hem kokusu hem de görüntüsü ortaya çıkar, ve bu da siyah bir örgüyle çevrelenir.

Kendimizi hemencecik süsleyeceğimiz küçük biçimli bir boncuk onların inci gırtlaklarında olur çok nadir durumlarda.


..

Devamını Oku
Oktay Avcu

Canım sıkılıyor
Canım sıkılıyor sebepsiz
Yemek içmek nafile
Bağırmak çağırmakta kabalık
Kibarca canım sıkılıyor
Başkalarına kirlensin yüreğiniz
Küfürler edersem bana küser
..

Devamını Oku
Ali Uydurucu

Su kaynağında berrak
Gönül rızasıyla verilen
Elmanın ancak
Yarısı tatlıdır
Üç kişi
Bir masada
Yemek yediniz mi hiç...
..

Devamını Oku
Sinan Karakaş

Kırılmış kanadı uçamaz olmuş
Üzülüp saçını başını yolmuş
Kendi gelecekken haberi gelmiş
Beni götürmeden gel sen de gitme

Haberini aldım bana küsmüşsün
Yemek yemez iştahını kesmişsin
..

Devamını Oku
Tuba Gürdere

Yücelerde öyle bir huzur vardır ki;
O yalnızca kalbin kürsüsüdür.
Kalbin hakkı o gün yalnızca hakikatte
Haktan bir hakka varacaktır.
Bazen yazmak ve anlatmak,
Yalnızca aç olan birine leziz yemek anlatmak gibidir.
Duyabilir belki ancak ruhun doygunluğuna ulaşamaz.
..

Devamını Oku
Rıdvan Yamuç

Asker ocağında olmak istiyorum
Hamuruyla yoğrulmak istiyorum
Helvayıda hep beraber yemek istiyorum
Hayırlısıyla tezkere almak istiyorum

Askerliği yapmak ne güzel
Doslukları yaşamak ne güzel
..

Devamını Oku
Cafer İşler

Kısa ömründe beş evlat yetiştirdi
Çok çalıştı gece gündüz demedi
Hep evlatlarını düşündü bir gün olsun çarşıda yemek yemedi
Çarşıda ne bulduysa aldı aldı evine getirdi

Henüz otuzundaydı
Birden siroz hastalığına yakalandı
..

Devamını Oku
Yusuf Önder Bahçeci

Şimdi seviyorum desen ne yazar,
Kâlbin de onulmaz, yaraların azar,
Nasıl sevdin, ölüyorsun azar azar,
Şimdi seviyorum desen ne yazar.


Karşılıksız bir sevda ölüm demek,
..

Devamını Oku
Sevda Toşur

Havanın tatlı serinliğinde, Niğde’nin Kayırlı Kasabası’ndan yola çıktık. Yolda bir arkadaşımız da bize katıldı. Temiz, düzenli ve güzel görünümlü evleri ile göze çarpan, Güzelyurt’tan geçtik.Yer yer peribacalarının görüldüğü Soğanlı, yol kenarında bize el sallıyordu.Yemyeşil ağaçların karşıladığı,adı ile bütünleşmiş, neresi burası dedirten; ceviz, kayısı, iğde, kiraz ağaçlarının göze çarptığı Yeşilhisar, mamur bir yer. Erciyes karşımızda, etrafta birçok tepeyi görmek mümkün.
Türkiye’nin önemli kuş cennetlerinden; tatlı su ve tuzlu su yaşam alanlarının bir arada bulunduğu,Sultan Sazlığı tabelası göze çarpıyor.. Buraları ne kadar merak etsek te istikametimiz belli olduğu için yolda oyalanmıyoruz.Yahyalı‘ya 20 km, tabelasını okuyoruz. Erciyes’i solumuza aldık artık.Başı göğe doğru yükselmiş, eteklerindeki grilik ile göğün griliği bütünleşmiş durumda. Bulutlarla dost olmuş dağ, belli belirsiz. Buna karşın karlı zirvesi ben buradayım, diyor.
Yahyalı’ya 20 km kala modern elma bahçelerini, ayçiçek tarlalarını görmek mümkün.
Yahyalı’ya ulaşıyoruz ve bir benzin istasyonunda, benzin almak için duruyoruz. Bu arada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün buralı olduğunu öğreniyoruz. Burası eskiden Kayseri’nin en gelişmemiş iki ilçesinden biriymiş. Fakat Abdullah Gül’ün seçilmesinden sonra gelişmiş ilçelerden biri haline gelmiş. Market alışverişimizi de burada yaptıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.Buradaki kirazlara imrenerek bakıyorum. Çıkışta yol çalışmaları sürdüğü için yol, insanı yoruyor. Dağlara doğru tırmanırken, toprak kırmızı; sarı ve mor içiçe olup renk renk çiçekler dağları süslüyor.
Dev rüzgar gülleri görülmeye değer. Rüzgar gülleri, tepeye hakim olmuş, gelen geçeni kendine hayran bırakıyor. İlk defa burada gördüğüm dev rüzgar gülleri,bana yel değirmenleri ile savaşan Don Kişot ‘u hatırlatıyor.
Orda bir köy var uzakta dedirten Delialiuşağı Köyü’nden geçiyoruz. Yol kenarındaki küçük köy okulundaki salıncaklar, dikkatimi çekiyor.

..

Devamını Oku
Abbas Paksoy

Gitme Gardaş
Gitme gardaş, gurbet acıdır.
Varlığın, başımın tacıdır.
Yaşatan, anayla, bacıdır.
Dikenlidir, yolları gardaş.

Derdini de, kimseler dinlemez.
..

Devamını Oku
Zeynal Yaman

En çok sevdiği hizmet, yoksullara yardım hizmetiydi. Nitekim bir gün yine davet ettiği yoksullara önceden hazırladığı yardımlarını sırayla dağıtmış, alanlar da sevinçle evlerine dönmüşlerdi ki, tam o sırada uzaklardan koşarak gelen bir başka yoksul, dağıtımın bittiğini, kendisine verilecek bir şeyin kalmadığını anlayınca oraya yığılakalmıştı. Şefkatle baktığı bu yoksula da:
— Üzülme dedi, sana da bir çare bulabiliriz. Bulduğu çareyi de hemen orada anlattı. Buradan doğruca Medine çarşısına git, ihtiyaçlarını satan dükkanlara gir, ne lazımsa al, sonra de ki: 'Mal benim borç Resulullah'ındır! .'
Yoksul adam, tereddüt edince de tekrar etti. Unutma dedi: 'Mal benim borç Resulullah'ın diyecek, gerisini düşünmeyeceksin! ' Böylece yoksula verecek bir şeyi kalmayınca borçlarını üstlendi, mahrum kalmasına gönlü razı olmadı.
Mütevazı olmayı, vazgeçilmez vasfı kabul etmişti. Bu sebeple misafirlerine bizzat kendisi hizmet eder, ikramda bulunurdu. Bir gün çölden gelen biri, 'Kim bu insanların büyüğü? ' diye sordu. O sırada misafirlerine bardaklarla içecek ikram ediyordu. 'İnsanların büyüğü insanlara hizmet edendir! ' diye cevap verdi. Bu sözüyle hem büyüklerin insanlara hizmet edeceğini ifade etmiş hem de aradığı kimsenin kendisi olduğuna işarette bulunmuştu. Zaten hizmet edilmeyi değil, hep hizmet etmeyi sever, hizmeti tercih ederdi. Nitekim bir yolculuk dönüşünde herkes hurmalıkta istirahate çekilmiş dinlenirken, bazıları onlara yemek hazırlamak üzere harekete geçmişlerdi. Biri, yemek yapayım, biri, su getireyim, derken biri de ben de ateş yakayım, deyince, 'Öyle ise ben de odun toplayayım.' dedi. Biz bu hizmetleri yaparız, siz istirahat buyurun, diyenlere de:
-Bilirim ki sizler bu hizmetleri yaparsınız, ama ben hizmete seyirci kalmayı değil, hizmete iştirak etmeyi severim, diyerek kalkıp odun toplayarak hizmet edilen değil, hizmet eden olmayı tercih ettiğini göstermiş oldu.
Komşularının yemediğini yemez, giymediğini de giymezdi.
Bir gün bir sepet dolusu taze hurma getirip kendisine uzattılar:
..

Devamını Oku