Ey akıl sahibi kul, en münevver kul insan,
Hayvanlar da hak taşır, zor değil sevgi duyman…
Uyku düzenlerinin, yemek düzenlerinin,
Hayat düzenlerinin, olduğunu unutma…
Bir kötülük düşünme, kendine dönecektir,
..
Yolları var yarı beton,yarı taşlı,topraklı
İnsanları var yarı yufka,yarı taş yürekli
Dedikodu desen almış başını gidiyor
Evler virane olmuş,insanlar köyü terkediyor
Hala altta hayvanlar,üstte insanlar yaşıyor
Kimse gördüklerinden ibret almıyor
..
Uzun zamandı çocuk şiiri yazmayı denememiştim. Bir deneme olarak iyi bir başlangıç olabilir mi, bilemiyorum. Bu da siz okuyucuların fikirlerine bağlı
Sabah kahvaltı yapmışsan eğer,
Çalışmak senin için, en büyük değer
Peynir, zaytin ve yumurta
Malum kahvaltıda en büyük gıda
..
Yine de dikkatli ol saldırabiliyorlar,
Sen zarar vermediysen pek de ısırmıyorlar…
Hani biz uyaralım, uyarmadı demeyin,
Barınaklar dolmuş taşmış, uzaylıları sevin…
Her evde beslenilen, çok tür uzaylılar var,
..
Onlara acıyorum, fakat ne hakkında konuştuklarını bilmiyorlar. Ne kadar da yazık içi doldurulmuş kuşa diyorlar. Bir zaman bulutların altında pençe gibi dururdu, mavi gökte yükselip alçalan özgür bir kuştu diyorlar. Bütün sorunlardan kaçıp, salınıp dururdu yücelerde diyorlar. Yukarıdan bakıp bütün sorunların küçüldüğünü izleyebilirdi diyorlar.
Kuşlar kadar özgür mü? Amma da saçmalık! Bilmezler ki, uçabilmek için onca çaba harcamak gerekir. Bilmezler ki, nasıl da hain kesildiğini rüzgârın ve bir paçavra gibi düşüvermemek için ne kadar çok yiyecek bulmak gerektiğini. Sürekli yemek zorundasınız. Ve kış mevsiminde çok zordur yiyecek bulmak. Kurtçuklar ağacın derinine saklanıp dururlar. Kurbağalar buz tutmuş gölcüklerin derinindedir. Bir bedeli vardır özgürlüğün kuşlar için. Hele bir de yırtıcı kuşlardan çektikleri yok mudur küçük kuşların! Ben kendim büyük bir kuş değilim. Çok tüylü küçük bir kuşum ben: Atmacalar, kartallar, şahinler. Ya yırtıcı kuşların ya da kendi açlığınızın kurbanısınızdır. Hiç de gülünç değildir aç bir atmaca tarafından kovalanmak. Yeryüzünden bakılınca, özgürlük olarak değerlendirilen uçuş, belki de hayatta kalma savaşımıdır.
”Kuşların şarkısı kadar güzel bir şey var mı? ” diyorlar. Ne ki anlamıyorlar bizi. Anlamıyorlar, ötmemizin nedeninin korku ve hayatta kalma sıkıntısı olduğunu. Sanıyorlar ki, bizler şakıyoruz. Gerçekte çığlık atıyoruz bizler.
Hele bitler, pireler ve keneler! Hemen hemen bütün kuşlar böylesi böceklerle doludur. Sokup dururlar oranızı buranızı. Kaşındırırlar, derinizde iyileşmez yaralar açarlar, üreyip dururlar teninizde, etinizi delip geçerler. Temizliğe ne kadar önem verirseniz verin, gene de kurtulamazsınız bu böceklerden. Yaşayan bir ölüsünüzdür, her yanınızı kaplar bu böcekler, gözlerinize sokulurlar uyuduğunuzda.
..
Her gün aynı iş yerine gitmek,
Her gün aynı insanları görmek,
Her gün aynı yemeği yemek,
Her gün aynı havayı teneffüs etmek,
..
Yemek için neler lazım?
Gelin!
Yedirmek için neler?
Gidin!
Önce...
"Yusuf? Yusuf? " sesleri,
..
Ne güzeldir birlikte yemek yemek akşamları,
Konuşmak,konuşmak herşeyden
Ve birlikte uyumak ne güzeldir,
Sabah birlikte uyanmak,
Gün içinde özlemek birbirini
Akşam olunca acele ile eve gitmek ne güzel
Ne güzeldir sevmek sevilmek
..
Alışkanlık mı yaptı uzaylı eti yemek?
Bir cahillik düşünüp fetvasını bilmemek…
Sen akıllanmaz mısın bu yine aynı hata?
Uzaylı bir tavukla yersin bir kap salata…
Onlar Nordikli türler profesör cinsleri,
..
Beni sorarsan eğer
Farklı bir şey yok bu gün de
Uyumak, yemek-içmek angarya
çalışmak, öylesine....
Sadece bekliyorum
Belki söz verdiğin gibi
..
Kedi öneriyorsun, bakamayız diyorlar,
Tek kedi bile olsa; olumlu bakmıyorlar…
Bahçeleriniz vardır, niçin bakamazsınız?
Yemek artıklarıyla doyuramaz mısınız?
Besleyenler vardır ki, sorumluluk taşırlar,
..
Sıcacık bakıyor, insanın içini eriten bakışlardan. Sesiyle, dokunuşuyla yanımda olmadığı zaman bile bana hatırlattığı sıcacık duygularla hayatıma girdiği ilk günden beri hep içimi ısıtıyor zaten. Beni beğeniyor. Saçlarımdaki, elbiselerimdeki değişiklikleri çok yakından takip ediyor. Dün sabah, işe gitmek üzere hazırlanırken daha önce üstümde görmediği bir ceketi farketti, “Ne güzel olmuşsun” dedi. Öyle içtendi ki sarılıp yeniden öptüm. Öpüşmelerimiz, sarılmalarımız sayısız ve zamansız. Yolda yürürken, arabada giderken, yemek yerken, televizyon seyrederken, banyo yaparken... Her yer ve her durumda kanımız kaynıyor, sarmaşıyoruz.
Üzülmeme, üzüldüğü için artık pek az şeyin beni üzmesine izin veriyorum. Çünkü biliyorum, benim mutsuz olduğumu anladığı anda o benden daha çok mutsuz Oluyor. Ağladığımı gördüğü o gün yüzünün halini gördüm. Aydınlık yüzü bulutlandı, burnunun ucu kızardı gözleri gözlerimin peşinden gelmeye hazır, acı icinde bana baktı. Yanaklarımdaki yaşları sildi, “ağlama ne olur” dediğinde, artık kolay kolay ağlamayacağımı farkettim. Sustum. Sarıldık. Enerjimizi birbirimizden alıyoruz. Birbirimizi sevgiyle, şefkâtle kucaklıyoruz.
İki yıldır tanışıyoruz. 5 Ekim’de ikinci yıldönümüzü kutladık. Zayıf, uzun boylu, sarışın. Böyle kız gibi güzel tipleri beğeneceğimi hiç sanmazdım ama ona bayılıyorum. Aramızda bir hayli yaş farkı var ama şimdilik bu bize sorun olmuyor. Benim daha tecrübeli olmam ikimizin de hayatını kolaylaştırıyor. Şimdilik beni hoş ve güzel buluyor. Daha kırk yaşıma, elli yaşıma yıllar var. Beni o zaman beğenmez, aramızdaki yaş farkı o zaman sorun olur belki, şimdilik çok iyi anlaşıyoruz. Birbirimizin, aklıyla, duyarlılıklarıyla, hatta görünüşüyle gurur duyuyoruz.
Birarada yaşayan insanların birbirine benzemesinden öte, bizim ten rengimiz, saç rengimiz, mimiklerimiz bile neredeyse aynı. Bazen gözlerinde kendi bakışlarımı yakalıyorum. Sabahları, benim sesimi taklit ederek, nağmeli bir “Güüünayyyyydııınnn” değişi var ki, ikimizde bu günaydınla güne kahkahalar atarak başlıyoruz. Akşam yemeklerimiz oldukça keyifli. Yemekten sonra, birlikte kitap okuyoruz. Müzik onun hayatının vazgeçilmezlerinden eğer ikimizde havamızdaysak birlikte dansediyoruz. O genellikle hep havasında olduğundan gün içinde mutlaka dansa zaman ayırıyor. İyi bir film varsa mısır eşliğinde kucak kucağa filmi izliyoruz. Meraklarının sonu olmadığından film izlerken bile mutlaka soracak birşeyler buluyor, konuşuyoruz.
İş yerindeyken onu özlüyorum. O da aynı anda sanırım beni düşünüyor. Akşam birbirimizi aylardır görmemişiz gibi öpüşüyoruz. Onunla kendimi değişmiş, olgunlaşmış sanki daha çok “kadın” olmuş gibi hissediyorum. Artık onsuz bir hayat düşünemiyorum. Onu kendimden bile çok seviyorum. Ve galiba kimseye karşı ona hissettiklerime benzer şeyler hissetmedim.
Asi yanları, itirazları hatta zaman zaman inatlaşmaları bile, öyle kendisine özgü ki başka birinde asla müsamaha gösteremeyeceğim pek çok şeyi onda mazur görüyorum. Gönlümü her defasında almasını biliyor.
Hafta içinde en az iki üç kere bana çiçek getiriyor. Bazısı yoldan geçerken koparılmış bir çiçek oluyor ama ne gam. Beni düşünüp getiriyor ya...
..
Pek dünyalı değiller, uzaydan geliyorlar,
Ellerinde dizüstü is top oynayacaklar…
Bunlar yavru uzaylı, UFO’lardan bırakılmış,
Uzaydan terk edilmiş Dünya’mıza atılmış…
Kapı önlerimizde, yemek beklemekteler,
..
Köpeğini mal sanmış onun tel kafesi var,
Çok da küçük sayılmaz, dört metre kare kadar…
Zemin düz tahtalardan, şükür anlayabilir,
Kuru ekmek ezilir, ıslatıp yedirilir…
Farklı bir şey eklenmez, biz takip etmekteyiz,
..
Filler, timsahlar, kuşlar, bizden zulüm görüyor,
Niçin katlediliyor, niçin öldürülüyor?
Bahaneleriniz çok, maddiyat hep maddiyat,
Kul hakkı yemek için vicdansız bir fiiliyat…
Ya yarın mahşer günü inanmadığın o yer,
..
YARIN KARDEŞİM GELECEK
Bu gün çok heyecanlı ve sabırsızım.Elimde olsa,önümüzdeki saatleri onar onar atlayarak,günü hemen bitirirdim.Bir an önce yarın olsun istiyorum.Ve hiçbir engelin,sorunun çıkmamasını diliyorum.Yarın kardeşim gelecek.Aynı şehirdeyiz ve ben onu onbeş aydır göremiyorum.En son geçen yıl Haziran ayında birlikte olmuştuk.Gezmiş,eğlenmiş,alışveriş yapmış,yemek yemiştik.Ayrılırken,sımsıkı kucaklamış,bir türlü bırakmak istememiştim.Sanki sezmiş-duyumsamıştım olacakları.Sezme-duyumsama gücüm çok fazla.Ne ya da neler olacağını? Açıklayamıyor-tanımlayamıyorum.Ama iyi ya da kötü olayları hissediyor-sezebiliyorum.Gördüğüm rüyalar da aynen ya da çok benzer bir biçimde gerçekleşiyor.Bazen ürküyorum bundan.Sanki biraz çabalasam,geleceği görebileceğim.Oysa istemiyorum bunu.İnsanların aklından geçenleri de,neredeyse tümüyle okuyabileceğim.Bunu da istemiyorum.Sezdiklerim-duyumsadıklarım fazlasıyla yetiyor bana ve ister istemez,karşı tepki oluşturuyorum.Sanırım bu:Beyin gücümü,azıcık daha fazla kullanabilme yetimden kaynaklanıyor.Öyle sıkı sıkı sarılıp,bir türlü bırakmak istemeyişime,kardeşim de şaşırmıştı.Ne oluyor? Ne var? dercesine,yüzümü-gözlerimi incelemişti bakışlarıyla.Ben de bakışlarımla,bilmiyorum ama senden ayrılmak istemiyorum demiştim sessizce.
Onunla paylaşımlarımız çok güzel.Birlikte olmaktan,ikimizde mutlanıyoruz.Zaten onu,kardeşim gibi görmedim hiçbir zaman.Aramızda 7,5 yaş olmasına karşın,bebeğim-çocuğum gibiydi hep.Biricik bebeğim,geçen yıl tam tatile gitme hazırlıkları yaparken.Kalacağı yerin bile ücretini ödemişken,doktoru tarafından apar topar hastaneye yatırıldı ve ameliyat edildi.Üç yıl önce,göğsündeki küçük bir kist için,biopsi yaptırmıştı ve bir daha kontrolö gitmemiş,ihmal etmişti.Kist kötü huylu değildi diye,önemsememişti.Zamanla büyümüş ve kötü huylu bir tümör oluşmuş.Bir dakika bile zaman kaybedilmemesi gerkiyormuş.Benim tatlı meleğim,kanserdi.Dünyanın en büyük acılarından biri çökmüştü içime.Ne yapacağımı? bilemiyordum.Olanak olsa,hemen onun yerine geçerdim.Yanına gidemiyordum,elimden hiçbirşey gelmiyordu.Ve çaresizlik,beni en deli eden şeylerden biridir.Ameliyatı iyi ve başarılı geçmişti.Göğsü alınmıştı bebeğimin.Ve aylar süren kemoterapi-radyoterapi sırasında.Telefonla bile konuşacak gücü yoktu.Ara-sıra,çok az konuşabiliyordum.Saçları,kaşları,kirpikleri hep dökülmüş.O,hayatımdaki en önemli kişiydi.Onun hastalığından bir yıl önce annemi kaybetmiştim.Daha annemin yokluğunu kabul etmeye çalışırken.Bebeğimi yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştım.Tüm boyutlarıyla,gerçekten yapayalnızdım.Bahçede,yatağımda,odamda,yanımda kimsenin olmadığı tüm zamanlarda ağlıyordum.İçim,tüm varlığım çok acıyordu.Sessizce akıyordu gözyaşlarım.Kime? Ne anlatabilirdim? Hem neye yarardı ki? Ayrıca:Kimseyi kendi sorunlarımla üzmeye-sıkmaya hakkım yoktu.Ve ben zaten,kişilik olarak ta,sorunlarını paylaşabilen bir insan değilim.Suskun,sessiz,içimde taşırım.Upuzun aylar geçmek bilmedi.Bebeğimin çektiği acılara dayanamıyordum.İsyan ediyordum.Neden ben değil de o diye? Çok sevdiğimiz insanların acıları-sorunları karşısında çaresiz,güçsüz kalmak,çok kötü.Onun çektiği işkenceleri,kat kat fazlasıyla,ben çekiyordum.Sonuç:Yaşadığım sıkıntılar-stres nedeniyle,kolestrolüm yükselmiş.Şimdilik ilaç gerekmiyor.Ama dikkat etmemi,hiçbir şeye üzülmememi söylüyorlar.Bebeğim,çok ısrar etmeme karşın.Telefonuma,bilgisayarıma fotoğrafını göndermedi.Kamerada göreyim seni dedim,reddetti.O,saçları dökük,hasta halini görmemi istemedi.Onu,öyle çok özledim ki…Bu onbeş ay süresince,ona gitme olanağım da olmadı.
Neyse.Sanırım artık tüm kötü şeyler bitti.Yarın bebeğim yanıma gelecek.Çok heyecanlıyım.İçim kıpır,kıpır.Ona yine sımsıkı sarılacağım.Bir yerlerini incitmemeliyim,dikkat etmeliyim.Yarın benim asıl bayramım var.Tüm dünyaya haykırmak istiyorum.Lütfen,ne olur bir engel-sorun çıkmasın.Bayramımı,en güzel biçimde kutlamak istiyorum.ÇOK MUTLUYUM.Nilgün ACAR 05. 09.2008
..
Bir ömrü hep paylaşalım senle biz ikimiz
Bölüşülen sıcacık bir somun ekmek gibi
Bir tek tabaktan iştahla yemek yemek gibi
Aynı bardaktan yudum yudum su içmek gibi
Bir ömrü hep paylaşalım senle biz ikimiz
Bir hayâtı paylaşalım senle biz ikimiz
..
Can simidi istiyorum kaptanım
Azgın hayat dalgalarında boğulmamak için.
Akşama bedenini istiyorum babam
Ruhunu kaplamak için.
Paran varsa işten gelirken
Tek ekmek istiyorum babam
Alnının terine banarak gururla yemek için.
..
Aşk nere gittiii. İşte bu feryadı basmadan önce aşkı nasıl elimden kaçırmam, bunu bilmek lazım. Kadın yada erkek, bedensel farklılıkları bir tarafa bırakırsak hepimizin sevilmek sevmek denen o doyuma ihtiyacımız var. Aşk bir heyecan fırtınasıdır. Olağanüstü şeyler hisseder hatta yaparsınız çoğu zaman,o zamanlarda herşeyde bir abartı yaşanır.Her zaman ki elbiseniz,eviniz,yürüdüğünüz yoldaki ağaçlar bile farklı gelir,oysa herşey aynıdır sadece siz aşık bir gözle bakmaktasınızdır etrafa..yakında görüş mesafesin de ıse o aşk duyduğunuz aşkınız siz uzaktan olsun görebilmek için defalarca denenmemişleri bile denersiniz..ya uzakta ise işte aşkın ızdırap defteri sayfalarını açmıştır çoktan..Şarkılarınız hasret çığlıklarıdır,halay bile çekseniz ritminde özlem vardır mutlaka...Ya şiirler, kiminde kavuşmayı,kiminde uzaklığa isyanı,bir çoğunda da o an ki ruh halinizi etkileyen ne varsa onu dökersiniz dost satırlarınıza..satır aralarındakileri aşıklar daha bir anlar..nedense.. Ya da sessiz iletişimler yaşarsınız. bakışında, yüzünde oluşan her mimik sizin radarınıza girer,binlerce gelgit yaşarsınız o kısacık zaman aralıklarında bile. Birgünnn..işte o gün yakınlığın günüdür.Gün bugün vakit bu vakittir hani..Gözlerin başlattığı yolculuğa iki kişi çıkarsınız. O anda yine renk değiştirmiştir tüm alışık olduğunuz mekanlar,olumsuz, berbat görünen ne varsa sizlerin pembe gözlüklerinizin ardında nede farklı görünür.Hayat ne güzeldir..lay lay lomm. Para.. ne önemi var canım. Aile.. ben seviyorsam ailem dünden sever..ya da onlar bizi rahat bırakırlar canım..Annem sen mutlu olursan (onunla) ben daha çok mutlu olurum.Yalannn.. Hiç bir ebeveyn o yaşa kadar onu seven sevdalısından öyle kolay vazgeçmez. Elinde saçlarından yapılı süpürgesi,ömrünü verdiği banka kumbarası vardır. Nasıl olur...olmaz... Hadi o kadar uzağına gitmeyelim yine o ilk el tutuşmaya dönelim. Dönelim mi.. Döndükkk. Gözler birleşti..kalp atışları 110 a çıkmış eene oluyorr, etkileşim başladı. Boğazınızdan akan o sıcak şey ne. Halbuki daha bir şey içmediniz.. Belkide kış ayazında o an parkta,yada sahildesiniz soğuk,ama ikinizde hissetmezsiniz,hatta terleyen ellerinize 320 volt elektrikle yüklenmiş vücüdunuzdan dışarı taşan sıcaklığa hayret edersiniz. İşte aşıksınız..Buna benzer bir sürü olağanüstü duygular sizi sarmıştır artık.O gün,belki de bir daha asla yapmayacağınız bir şeyi yaparsınız.. Birbirinizin gözlerine bakarsınız,bakışlarda aşk konşur..siz susarsınız.. ilk günlerde ki bu heyecan fırtınası,tabiatın gereğine de bağlı olarak yerini daha hafif esintilere bırakır. Bu arada sizler konuşmaların en faturasızını,uykuların en hafifini, gülme ve ağlamaların zamansızlarını yaşarsınız.Yemek yemeyi,onu düşünürken unutursunuz, onun olmadığı zamanlarda..Herkese karşı ne kadar da sevgi dolar yüreğiniz.Üst kattaki komşu dün üstünüze halı çırpmış bile olsa, başınızı kaldırıp ona gülümsersiniz..Hayat ne güzell,aşığımm, kuşlar gibiyim..yada herşeyi yapabilirimmm güçlüyüm benn aşığımm. Zaman geçmeye devam ediyor...ilk günlerde buluşma yerine erkenden gelen sevgililerin geciktim afedersin, trafik tıkandı..tam çıkarken misafir geldi gerçekleri başlar. Burkulmalar,incinmeler, acabalar,yoksalar düşüncelerinizin yatılı misafirleri olur artık..Belkide ailelerle tanışılmıştır bie bu arada..İki aileninde tek düşüncesi vardır başlangıçta 'yavrumuz mutlu olsun' üzerimize düşen neyse yaparız.Ben bu sözü bir çok aile için çok gecikmiş bir eylem bulurum.Çocuğun hayata hazırlanmasında,ailedeki örnek yaşamın büyük rolü vardır.Her insan öncelikle ailesinden gördüklerini kopyalar hayatında, sevgiyi,saygıyı,değer vermeyi,şiddeti,küfürü vs daha birçok şeyi adının evlilik olduğunu ögrendikleri,evlilerin evlerinde öğrenirler..tabi bunda o evin ev mi yuva mı olduğu konusudur işin bam noktası.,yuva ise içinde olumlu alışkanlıklar edinebilirsiniz. Amaa sadece ev se yaşanan birlikteliklerde olumsuz ne varsa,kopyalandığı için taşırsınız hayat boyu..'biz böyle gördük'.hayırrr efendim..olmaz, yaşayacağınız hayat farklı olmalıdır.Ne siz annenizsiniz, ne o babanız, yada o sizin anneniz değil,sizde onun babası değilsiniz. İkinizde farklı bireylersiniz, aileniz,kültürünüz,hayat felsefeniz,arkadaş çevreniz,belki işiniz hatta diş fırçalamanız,giyim tarzınız farklıdır.Bu örneklemelere daha yüzlerce farklılık eklenebilir. işte aşk bu farklılıkların farkedilmesi haline kadar fırtına haline devam eder.Zaman durmaz..insanın da doğası gereği durağan olması beklenemez, Fırtınanın ardından güneş açar bazen..dingindir.Onun ışığında huzur bulursunuz, gözlerinizde o pembe gözlükler yoktur ama. renkler parlar,herşey aslına uygundur.İşte bu sevgidir. Kalıcı olan budur.Tüm farklılıkları farkederek birlikte olmayı istemek..sevmek. Ayakları yere basarak,olduğu gibi,değiştirme savaşına girmeden,üstünlük kompleksine kapılmadan,onu sadece onu yaşamak,Aşkı bir guguklu saate koymak lazım bence.Yada takvimlerdeki her ayın 1inci gününe...saat başı heyecanı hatırlatsın. Ayın ilk günlerinde geçmiş ayın yaşanmışlıklarının ardından heyecanı tekrar hatırlatsın diye..Aşk ve sevgi o zaman kaybolmadan, bir yerlere kaçmadan hayatımızda olurlar belkiii.. ne dersiniz...
..
çok benziyorsun ona çok.Her halinle onun gibisin. Ahh canım ah
birtanem..Uzaktan Facebook taki resimlerine bakacağım. Yüreğimdeki ince sızıdan haberin olmayacak. Seni uzaktan uzağa seveceğim. Tıpkı onu sevdiğim gibi. Takım elbisede ne çok yakışmış. Allahım nazardan,saklasın. Bir taraftan seviniyorum, resimlerini gördüğüme, diğer taraftan.. senin gibi dünya yakışıklısı canımın canını tehlikeye atılmış hissediyorum.
En masum anların sana ait değil gibi, gülmen, yemek yemen sevinmen, ağlaman sana ait değil, iyinin ve kötünün olduğu bir dünyada, senin şeker gibi yüzün, mahsumiyetin, reklam gibi herkesin gözü
önünde.... uzaktan uzağa korkuyorum senin icin.
Kınalı ellerine bakıyorum... Tanrıya yakarır gibi kapattığın avuçlarına...seninle birlikte sana dualar ediyorum. Allahım seni kötülerden,kötülüklerden kem gözlerden korusun bebeğim
14.09.10
Zeynep Sekerci Bad Hersfeld
..



