Çok modern plazamızın
bütün o el değmemiş cillop
podyumlardan ithal
beyaz pudralı, bol makyajlı
kısa etekli, açık ayakkabılı
malzemeden sakınılmamış kızlarını ektim!
..
Odamın kapısı tıklatıldı, bilgisayarımda uğraşıyordum.
Gelen sevgililerimden biriydi…
İlk sorusu:
- Sen burada ne yapıyorsun? Oldu.
Tatlı bir şeydi; çalıştığımı, bilgisayarda bir şeylerle uğraştığımı söyledim.
Bekâr buzdolabımı açarken “Bir şeker alabilir miyim? ” dedi.
Oysa avucunda bir şekerle gelmişti ve bir tanesi de ağzındaydı, emiyordu.
..
Sevmek kadar sevilmek de isterim
Gelmek kadar geri dönmek de,
Bir aciz dilberin ince beline sarılırken
Buse de dilerim tokat yemek de
Ve isterim ki sonra
Nahif bir terennüm 'seni seviyorum' diye
..
Yemek yiyeceğimi sanmıştım.
Ekmeğimi çorbaya banmıştım.
Rabbim! Ne menem bir şeydir bu,
Çorba değil sanki, safi su.
(26.05.2009'da okul yemekhanesinde verilen yemekte olan çorbanın tamamen su gibi olması ile dile gelen dizeler :))
..
En değerli şeyimiz sağlık.
o elden giderse yandık.
spor yapıp zinde kaldık.
yemek seçmedik hepsini tattık.
sağlıklı yaşam için erkenden yattık.
ama süt içmeyi unutmadık.
..
Çiğ köftesi kebabı ayranıyla tatlı baklavasıyla
Yemek yenen yerde bereket var deyip eder ikramlarla
Hele baharda hıdırellezlerde mahsus kavaklıklarda
İsmiyle, yaşamıyla,, sıcakkanlıdır Antebim; Anteplim...
..
Yaralı dille bal yemek dile acı verir.
Acı baldan değil dilden gelir.
Günahlı kalple İslam’a bakmak kalbe hüzün verir.
Hüzün İslam’dan değil kalpten gelir.
(1997)
..
Gökyüzünden bir yıldız kayıyor..Önce ışıktan bir yol çiziyor,yüreğime mavi,beyaz gibi umut renklerini taşıyor… Sonra yok oluyor parıltısı ardından bakakalıyorum…Umut tükeniyor,hayaller yok oluyor..Bir ben kalıyorum,bir de yalnızlık…Tüm iyi duygular terk ediyor beni,gülüşün terk ediyor,sevgin terk ediyor..Hüzün kalıyor bende,bir de bayram sabahının kimsesiz çocuklara öksüzlüğü hatırlatışı gibi kekremsi bir yalnızlık kuruluyor yüreğimin karanlık kuytularına…Güneş ne zaman doğacak,ne zaman bitecek bu acılar…
Güç arıyorum her geçen saniyede,biraz sabır,biraz umut,biraz mutluluk..Herşeyden biraz istiyorum sadece öldürmeyecek kadar yemek misali,ölmeyecek kadar yaşamak istiyorum..Yanımda kimse olmasa bile hatırladıkça aydınlığı yüreğime taşıyacak hayallerim olsun istiyorum..Varlığıyla hayat bulduklarımın eksikleri kapansın istiyorum…
Bir ülke istiyorum örneğin,güneşi batmayan bir ülke..Irmakları olsun; kenarlarında faili meçhul cinayet kurbanlarının bulunmadığı,sularına kanın karışmadığı ırmakları..Dağları olsun,serin yaylarları ana kucaklarını sıcacık yuvalarını rahat yataklarını bırakıp özgürlükleri için gencecik delikanlıların,gelinlik çağındaki kızların sığınmadığı dağları olsun..Gökleri olsun; masmavi tertemiz..Sadece kuşların uçtuğu,bulutların huzurla oynaştığı gökleri olsun..Analar,eşler,evlatları olsun..Dillerinde ağıtlar değil mutluluk stranları hayat bulsun…Yasları değil bayramları anlatsın dengbejleri..Yiğitleri öldürülmesin mesela,yada ölüm çalacaksa kapılarını yiğitliklerine yakışır bir şekilde çalsın ölüm kapılarını..Öyle bir ülkem olsun ki bir uçtan bir uca mutluluk rüzgarları savursun umutları..Her yerde huzur olsun,barış olsun..Öyle bir ülkem olsun ki hiç kevokasipi’si olmasın..Barış hakim olsun heryerde ve barışı temsil eden hiçbir varlığa ihtiyaç duyulmasın..Simgesi olmasın hiçbir şeyin..Herşeyin kendisini yaşasın insanlar…Savaşmadan kavuşsun insanlar özlemini çektikleri özgürlüklerine…Anadiliyle anlatsın herkes kendini..Kültürlerini yasaklar olmaksızın yaşatsın herkes..”Artık yeter” desin insanlar fakat bu sefer olmaz bukadar güzellik,bukadar özgürlük olmaz anlamına gelsin bu “artık yeter” sloganı..Lafta kalmasın kardeşlikler ve dostluklar..Her insan insan olmakta ısrarcı olsun düşmanlık yapmakta değil…
Bir ülke istiyorum düşlerimin ütopik olarak adlandırılmadığı..
..
Ben yatarken pencereyi kapatır, üşütürüm diye,
Betona otursam zorla verir altıma bir iskemle,
Tıka basa yemek yesem doymam onun gözünde
Çocuğum olunca anlarmışım, söylediğine göre.
Sizin anneniz de aynı değil mi sanki söylesenize.
..
AHMETİ ZENCANİ TÜRBESİ
[email protected]
Ahi Emir Ahmet, i Zen cani Hazretleri’nin Bayburt İli Merkez İlçesine bağlı Mutlu köyünde bulunan Hüsnü okur dan dinlediğimize göre;
Ahi, Emir, Ahmet. i Zen cani Hazretleri’nin dedeleri Buhar’dan Bayburt’a gelmişlerdir. Bir ceylan derisi üzerine yazılı olan ilk silsile namelerinin de seferberlik nedeniyle yitirilmiş olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Yine söz konusu ailede bulunan belgelerden öğrendiğimize göre: Ahi Emir Ahmet, i Zen cani Hazretleri’nin adı tam olarak şöyle geçmektedir: “Ahi Emir Muhammed bin Ahi Emir Ahmet, i Zen cani El Baybur, di Hazretleri...” Hicri 716 (Miladi 24 Nisan1316 günü) Çelebi Celaleddin Arif ile Bayburt’a gelen Ahmet Eflaki’nin “ Ariflerin Menkıbeleri” adlı eserinden anladığımıza göre bu dönemde Ahi Emir Ahmet,i Zen cani El Bayburt,di Hazretleri’nin bölgedeki tüm Ahilerin (Belki tüm halkın) Başkanı (Emiri) olduğu, manevi yönden Mevlana Hazretleri’ne olan bağı nedeniyle de O’nun Doğu’daki temsilcisi olduğu,yani Mevlana ile aynı dönemde:Ahilikle Mevleviliğin birlikteliğinin de gerçekleştiği bir il durumunda idi Bayburt.
Ahi Emir Ahmet, i Zen cani Zaviyesi.
Ahi Emir Ahmet, i Zen cani Hazretleri’nin adını taşıyan Zaviyesi, şimdiki Kadı zade Mahallesi,(Eski Kız Sanat Okulu’nun bir dönemler kirada bulunduğu) Endüstri Çarşısı’nın Kuzey kesimindeki yerde bulunmaktaydı.
Buradaki zaviyede “dini ilimler, İslam ahlakı, fen ilimleri” öğretilir, ayrıca yolcuların barınmalarını sağlayarak, yiyip içmelerinde karşılanırdı. Zaviyede bulunan Kur’an-ı Kerim, post, tespih gibi eşyalar Cumhuriyet dönemine kadar ulaşmıştı...
..
Hz. Ali El Mürtezâ (Kv.)
*Sağlığınıza eza etmeyin,
sağlığın bozulması kolay; elde etmek ise zordur.
-Midenizi fazla hayvan mezarlIgI yapmayInIz.
-Fazla yemek ve yemek üstüne yemekten kaçının;
..
Akıl olmasaydı deli olunmazdı
Değilmi yani akıl başka bir şey
Çünkü aklım var diyenleri görüyorumda
Aklının ne için verildiğini unutmuş
Yemekler önünde aç olduğu halde
Yemek yemeği unutmuş
Hayran hayran bakar durur etrafına
..
Bugün ayın 11'i,11 Nisan..
Hiç keyfim yok..
Canım yemek yemek bile istemiyor,
Arkadaşlarımın zoruyla çorba içmek için indim yemekhaneye,
Çorbamı hevessiz karıştırıp,kalkmak için arkadaşlarımın yemeğini bitirmesini beklerken,yine o,yeşiller içinde karşıma çıktı..
En sevdiğim renk yine üzerindeydi..
Tepsisini bırakmak için yanımdan geçerken "Afiyet olsun" dedi bana sessizce..
..
7 Bölüm
Gece kabuğuna çekilmiş, nöbetini devralmıştı yeni gün ve eşliğinde pencereden içeriye süzülen güneş dolmuştu odaya… Elvan uyuyordu ve onu uyurken izlemek büyük bir keyifti. Birkaç küçük dokunuşa tepki verdi. Boynuna kondurulan öpücüklerden kaçtı.
Uykum var
—Kalksana uykucu
..
Birlikte yemek yenilen bir yemek masası, bir sofra,
Paylaşmanın veya paylaşamamanın ortaya çıktığı,
Küçük bir arenadır..küçük bir dostluk sınavıdır..
Bazen tekrarı olmaz, bazen de yıllarca devam eder..
Bir dostluğun ömrü, bazen bir sofrada yenilen yemekte biçilir..
Çünkü, genel olarak o sofrada derin bir muhabbet vardır..
..
Tandır başında dünyaya gözümüzü açtık biz
Odunu, tezeği, keveni, demirölçeği baş yakıt olarak biliriz biz
O tarihte kalorifer nedir görmedik bilmeyiz biz
Tandır başında büyüdük elleri ayakları çatlak olan biz
Her gün tandır yanar yemek pişer ekmek yapılır
Tandır közünde omalı kuru fasulye, mercimek çalması
..
Zehra Öykü’ye..Seni Seviyoruz..
Leyla ile Mecnun..Aslı ile Kerem..
Ne mücadeleler vermişler sevgileri uğruna değil mi anne, baba?
Sizin sevginizi kim anlatsa duyuyorum aynıymış bunlarla..
Birlikte çok zorluklar yaşamışsınız, çok tehlikeler atlatmışsınız. Birbiriniz için canınızı katmışsınız sevginize. Sen anne ne fedakârlıkta bulunmuşsun babam için. Baba sen de annem için ne kadar da çaba harcamışsın böyle, zor olmuş sevgini söylemek, evlenmek teklifi etmek.
Bir masa da nikâh memuru, iki şahit ve birkaç arkadaşın cılız ellerinden çıkan alkış adında ki ses ilk evetinizden geriye kalan.
..
Bir öğle arası karnımızı doyurmak için girdiğimiz kebapçıdaki manzara;
Ortam harika ve temiz. İlk defa girdiğimiz bir yerdi oysa, sanki öyle tanıdık bir yer ki. Rahat bir ortam, güler yüzlü garson. Ne yiyeceğimizi sorduktan sonra, siz bilirsiniz ama yöresel bir tat bu, denemek istermisinzi dedi. Olur deneyelim dedik ve siparış verdik. Kısa sürede siparişimiz geldi. Gerçekten mükemmel bir tat. İyi ki tavsiyeyi dinledik dedik, doyasıya ve gönül rahatlığı ile yiyorduk ki, duvarda gözüme ilişen bir yazıda şöyle diyordu; ' sayın müşterilerimiz, mutfağimiz daima denetiminize hazırdır '. Şöyle düşündüm, işletmecinin çok aklıllı olduğunu gösteren bu yazı ancak kendine öz güveni olan birisini işaret ediyor olabilirdi. Bir ikincisi de kendine güvenmese bunu yazmazdı düşüncesi. Ben şahsen ikinci şıkkı düşündüm ve hafif gülümsedim, akıllı bir işletmeci diye çevreye göz atınca, bir çok yerde göremeyeceğiniz şekilde temizlik kokusu vardı aslında. Ama salonun temizliği, düzeni ve tabi ki al benili olmalı ki müşteri gelsin.
Esas işin üretim yapılan bölümü, yani mutfak. İşin bilincinde olan bu işletmeci, bu duvardaki gayet okunaklı yazıyla bunu ekarte etmişti ve güven vermişti. Herkes benim gibi iki fikir yürütemez ya da güveni irdelemez. Benim de bu kadar derin düşünmeme neden, bir zamanlar işletmecilik yapma sebebiyle oluyor.
Yemek yiyip bir yandan da bu düşünceler içerisinde iken, karşı masaya bir çift süzüldü. Adam iri cüsseli, kadın zayıf, narin bir yapıda ama yürüsem mi yoksa yürümesesem mi diye ağır adımlarla, sanki bir mahkemeye çıkıyor gibi isteksiz. Bezgin adam umursamaz bir tavırla, hart diye sandaliyeyi çekip oturdu. Kadın kendi kendine bir bakındı ve sandalyeye ilişti, emaneten oturmuş gibi oturdu. Boş gözlerle bir noktaya bakıyordu, rengi solmuş, bir hastalıktan yeni kalkmış, nekahat döneminde gibi sanki. Ya da çok kötü bir hastalık haberi almış gibi. Gözümü ayıramıyordum, ister istemez bakıyordum. Aralarında da oldukca yaş farkı gözden kaçmıyordu. Sandalye hafif sallansa, düşecekti. Ürkmüş bir serçe kuşu gibiydi, adam hemen menüyü aldı bir şeyler seçti. Sanırım garsonda gelmişti ve siparişi verdi. Bu arada sen ne yiyon kız dedi, sesini birileri kısmıştı. Belli belirsiz sen ne yersen dedi. Ben o kadar yakın olmama rağmen dudak okuyarak zor anlıyordum, adam aynı yemekten iki tane dedi. Ne içeceğini bile sormadı. Neyse siparişler geldi, servis yapan garsonunda gözünden kaçmamıştı bu hal ve tavırlar. Adam hemen yemeğe başladı, karşısındaki kadın gözlerini adama dikmiş, öyle bir bakıyor ki, gözleri asla hareket etmiyor, yemeğede dokunmuyordu. Kadın ağlıyordu ama göz yaşıyla değil, gözleri göz yaşı dökmeden ağlıyor. İçi ağlıyordu, kim bilir göz yaşını kaç yıldır dökmüştü. Belki göz yaşı bitmiş yada artık isyan etmiş ve akmıyor. İçeriden bir yol bulmuş gidiyordu ama kesinlikle ağlıyordu. Dalgın, kırgın, bezmişti bir şeylerden, gözleri ve ruhu derin derin ağlıyordu. Adam hiç oralıklı değil, yemek yemeye devam ediyordu. Bakımsız, pis yemek yiyişi bile iğrençti, belli ki kadından mutluluk uzaklaşmış hemde öyle uzaklaşmış ki el bile sallamadan gitmişti. Belki hiç uğramamıştı kim bilir. Kim neden bu hale getirdi? Eminim önce babası onu insan olarak görmedi ve evlat olarak görmedi. Ya berdel ya kuma yada alacak verecek silinsin diye vermişti bu adama. Canım yüzü öyle güzel, gözler kömür karası, solmuş tenininden göze çarpıyor. İşte canım kim bilir ne zaman bir aynaya bakmıştı. Bu güzel gözler kendini bile unutmuş bakınırken, göz göze geldik bak halime der gibi baktı. O arada yesene kız dedi adam, hırlar gibi bir sesle. Elini uzatıp, bir parça pidesinden kopardı ve zoraki çiğnedi. Yutkundu, sanki bir kaya vardı ağzında. Benim fark ettiğimi de fark etti ve göz ucuyla beni de süzüyor ve ağlıyordu, derin derin. Bir iki lokma yedi, yemedi adam önünden kendi önüne çekmişti. Kadın oh bir yükten kurtuldum der gibiydi...
Aslında oturup uzun uzun tüm olup biteni yazmayı çok isterdim ancak kadının bakışı içimde sayfalarca yazmıştı, gördüklerim yetmişti. Günümüzün gerçeği maalesef daha bir hafta önce dünya kadınlar gününü kutladığımız şu günlerde, kadınların bu şekilde yaşaması beni son derece üzmüştü. İsmini bile bilmediğim bu kadının yaşamından kesitleri ve kendi duygu ve düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.
Sevgili okurlarım saygılarımla
..
(Yorgun Yıllar Ağrısını Bırakıp Bir Göç Kuşu Gibi Geçip Gitti, Kanamalı Bir Hastanın Sağrısında Yarıldı Yüreğimiz Yarıldı, Yarılandı Yol Nice Ömürler Yarılandı, Acılar Her Bir Yanımızı Kapladı.
Yorgunuz Kendi Gölgesinde Yaşlı Bir Çınar Gibi, Pınarlarımız Ne Eski Akışında Nede Gün Şafaklarımız Tertemiz Bir Güne Uyanışta, Dünyamız Kirlendikçe Kirlenmekte Gün Çekilip Akşama Erince, Hüzün Gece Karası Mahur Besteler Söyler “Yorgun Her İşçi Yüzünde”(1) .
Özlemse İçimizde Sönmeyen Ateş Topu Bir Yanardağ Bir Alev, O Dağlar Ki Barut Ve Kanın Yangın İzini Sürerken Kekik Kokusunda Değil Şimdi.
Kentlerin Sokak Ve Caddelerinde Mutluluk Şarkıları Söylensin, Aç Açıkta Kalınmasın Herkesin Aşı- İşi, Ve Gözlerde Çocuk Sevinçleriyle Kardeşçe Paylaşım Olsun İstenirdi.
İstenir İstenmesine De Bir Şeyi İstemek Ona Ulaşmanın İlk Adımı Olsa Da Bu Pek Kolay Olmayan Bir Durumdu, Zoru Başarmaksa Onlara Kalandı.
Onlar Ki; Tozlu Yolların Tozunu, Korunaksız İzbe İşyerlerinin Ciğerlerine Yapışan Kahrını Yutarken,
Yar Uçurumlarında Açan Karçiçekleri, Boyun Eğmez Bir Güne Doğan Güneş Gibi Kanla Yazılan Tarihin Çocuklarıydılar. Yaşamları Zor Ve Yoksunlukla Yoğrulup Hasat Rüzgârlarıyla Kavrulmuştu.
..
Sevmek değil korkum sevipte ayrılmak korkum
Kurşun yemek değil korkum kaleşçe vurulmaktan korkum
Seni aramak değil korkum numarını iptal etmekten korkum
Sana çok sevıyorum demmekten degilde korkum haydı lan demen korkum
Sen güzel nadide bayan degil korkum bunlları çok kişiye Soylemeden korkum KORKUM sensiz ¥@$@M@K
..



