Mahrem Odalardan Tahliye

Bir Serendipçe
10

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Mahrem Odalardan Tahliye

Ellerindeki kağıtlara bakıp mısraları alkışlıyorlar.
Hayatımı orta yere bırakıyorum, şaşkınlık içinde müzede eser izler gibi izliyorlar.
Ben satırların arasında can çekişerek ölüyorum.
Ömür öğütüyorum, onlar gelmiş ne güzel mısra.
Karşınızda durmuş, ruhumun en mahrem odalarını ardına kadar açmışım.
Her kelimemin bir yeri kırık, her noktam bir çığlık...
Boğuluyorum Aloo, boğuluyorum!
Bide çıkıp demezler mi durma yaz.
Hah! bu ne korkunç ironi.
Ben burada inci mi diziyorum.
Bu kelimeler gökten zembille mi iniyor.
İçimi lime lime edenleri kağıda döküyorum.
Siz gelmiş, tabağımdaki yemeğin süsüne iltifat eden juriler gibi, ne estetik diyorsunuz.
Şiirmiş... Ne şiiri?
Bu benim hayatım!
Bu benim her saniye çalışan zihninimin, bön bön boşluğa bakarken kurduğu, korkunç mahkemelerin soguk bankları.

İçimden avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor
(Sessizlik)

Mürekkebin kokusunu parfüm sanıyorsunuz. Birkere o benim uykusuz gecelerim.
Boğazımda düğümlenen yumrunun kokusu.
İşe yarasın istiyorum çektiklerim; birinin uykusunu kaçırsın, birinin konforunu bozsun, birini ben ne yapıyorum? diye düşündürsün..

Neyse... Sus kadın, yine başladın herkese çatmaya.
İnsanlar ne yapsın?
Onlar mı kurtaracak seni bu hastalıktan.
Kendi dertleri boylarını aşmış,
Sen uçurumun kenarında piknik yapıyorsun diye başkalarına kızmaya hakkın var mı?
Suçlamayı bırak artık şu elalemi.
Kimse kimsenin cehennemine odun taşımıyor artık, herkes kendi ateşinde ısınıyor.

Hayat dediğimiz dilsiz duvara benim lafım.
Bu kadarını hak ettim mi?
Yok yook haketmişimdir ben.
Tövbe estağfurullah yine aklımdan neler geçiyor.

Bak yine çok sinirlendim.
Asıl sitemim sana be kadın!
Aksi, huysuz, her şeye bir kulp bulan kadına. Neden bu kadar çok hassassın, hissettin?
Neden her darbeden bir kitap doğurdun?
Kendi yaranı kendin kaşıdın, sonra da, niye kanıyor diye dünyaya küstün.

Kimden neyi bekliyorsun?
Yaralarını sergileyecek kadar cesaretliydin hani?
Şimdi neden bakiyorlar diye celalleniyorsun.
Sen açtın o kapıları.
Sen davet ettin o sağırlığı hayatına sen.
Şimdi alkış sesleri kulaklarını tırmalayınca mı aklın başına geldi?

Ne kolay değil mi suçlamak kaderi.
O düğümü sen attın.
Her gece uykundan çalıp, acılarına bekçilik yapiyordun noldu?
Kendi cehennemine odun taşıyan hamal gibiydin!
Şimdi elin yanınca mızıkçılık mı!
Zihnin susmuyor,susturmak istemiyorsun.
Ses kesilirse kendi boşlugumla kalırım diye ödün kopuyor, dimi?
Asıl sağır sensin be! Merhametsiz!

Sen kendine geç kalmışlığın hırsını, başkasından çıkaran yorgun bir ruhsun.
Yeter... Gerçekten yeter.
Bu sis basmış rutubetli odada, kendi yaralarımı mısralara sarıp ninni soyleyip uyutmaktan bıktım.
Acımdan sanat eseri yapmaya çalışmaktan yoruldum.
O sağırlara haykırmayı da bıraktım.
Duymuyorlarsa duymasınlar.
Zaten ben de onları değil, sadece kendi yankımı dinliyormuşum meğer.
Bu uyuşukluk,acıdan beslenme, bu hüzne aşık olma halleri, havalı falan mı sanıyorsun ne!
Aslında bir sığınaktı ama artık nefes alamıyorum.
Kendi ördüğüm kozanın içinde boğuluyorum.
Valla da artık bu acıyı pazar da satmam.

Ha bir de;
Öyleleri var ki, iğrençliklerini sanatla, nezaketle örtmeye çalışıyorlar.
Kendi kuyusunu kazıp içine pisleyen, sonra bir kedi gibi,üzerini alelacele kapatanlar.
Yetmiyor bir süre sonra kapattıklarını merak edip,tekrar açıp, kendi iğrençliklerinden beslenenler.
Hiçbir şey olmamış gibi üzerini örten o mide bulandırıcı döngülerden yo-rul-dum.
Kendi rezilliklerini çiğneyip çiğneyip yeniden yutuyorlar.
Aynı havayı solumayacağım.
Ahkam keserler bide.
Günaydın!
Uyandın mı?
​Bu yüzden terk ediyorum bu sofrayı.
​Artık bu uyuşuk, çürümüş hayatı arkamda bırakıyorum.
Bu sitemkar kalemi masada bırakıyorum.
Zift gibi perdelerimi sonuna kadar açıyorum.
Heyt bee!
Hadi yine iyisin, huysuz ! 😊
Ben, Seni seçiyorum!
Seni seviyorum..

Bir Serendipçe
Kayıt Tarihi : 15.2.2026 15:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!