Yaşlanmak nedir biliyor musun?
Pas tutmuş bir anahtarla
kilidi zorla çevirirken
çıkan o ince sızıdır.
Bir ev düşün,
pencereleri denize bakıyor
ama içeri hep rutubet doluyor.
İşte yaşlanmak,
manzarası güzel bir çürümedir.
Yaşlanmak,
kış ortasında açan bir çiçeğin
baharı göremeden donması değil artık;
baharın geldiğini bilip
eskisi gibi kokamamaktır.
Bir aynanın karşısında
kendini değil de
yavaş yavaş eksilen zamanı görmek gibi.
Her bakışta biraz daha
hatıra olmaktır.
Yaşlanmak,
cebine koyduğun bir taşın
yıllar içinde kemiklerine dönüşmesidir.
Ağırlığını fark etmeden taşıdığın
günlerin
bir sabah dizlerinde konuşmasıdır.
Bir tren garında
kalkmış seferlerin
ardından bakmaktır.
Anons edilmez artık bazı yolculuklar bitmiştir.
Rayların pasını
“geçmiş olsun” diye okursun.
Yaşlanmak,
içinde yavaş yavaş su alan
bir gemi değildir belki,
ama her dalgada
bir eşyanı denize bırakmaktır:
bir heves,
bir sabırsızlık,
bir ihtimal,
kalmaz artık.
Ve belki de yaşlanmak,
kendi gölgende dinlenmeyi öğrenmektir;
güneş tepedeyken bile
akşamı sevmektir.
Sorarsan yine,
cevap uzun değil
yaşlanmak,
insanın içindeki en aydınlık odanın
ışığını kısmak değil,
loşluğa alışmaktır.
Ve o loşlukta
geçip gidenleri saymadan
sessizce
ölüme yaklaşmaktır.
S.GÖL
Kayıt Tarihi : 16.2.2026 08:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!