yaş alıyorum
durmadan bakıyorum önümdeki boş kâğıda
elimdeki kalem parmaklarımdan düşüyor
bütünleşsin istiyorum benimle
içimden geçenleri hissetsin istiyorum
hiçbir şey olmuyor öylece duruyorum
bir boşluk oluşuyor içimde
nasıl dolar belli de değil
dışarı vuruyor kendini sonra
durup durup
dilimde diziliyor kelimeler
sussam bahçemde çiçekler solar
konuşsam dudaklarımda bin bir keder
tarifsiz bir yorgunluk yüreğimde
durmadan ürkek bir kuş gibi saklanmaktan
başı boş hayallerden vakitsiz sevdalardan
yitirilmişlerin bıraktığı yersiz hüzünlerden
korkar oldum hayatın bu kuru gürültüsünden
insanların bitmek bilmeyen curcunasından
yaşamak denilen bu dünyanın kaosundan
hep bir şeylere alışmak kitap okumak yazmak
dışarıya çıkmak yürümek bakınmak
caddeler sokaklar mağazalar
dükkanlar marketler vitrinler
gürültü kirlilik zehir solumak
yaşamın canını alan kalabalıklar
çay bahçeleri kahvehaneler meyhaneler
ve oraları dolduran insanlar
yüzlerinde hayattan izler
neşe gam keder
bir fincan kahve
bir bardak çay
bir kadeh rakı
tavla okey iskambil
boşa tükenen zaman
yaşanmadan azalan
değeri bilinemeyen ömürler
toprağı ıslatan yağmurlar yaşamak
yatağına sığmayan deli ırmaklar
yaprak yaprak yeşeren ağaçlar
renk renk açılan kır çiçekleri
hazla uçan kırlangıçlar
tarla kuşları yaşamak
hayatı tüketmek değil yaşamak
durmadan kırılan bir fidan değil
yalanların vurduğu umutlar değil
bu yarım yamalak ömrüm hiç değil
kendimi insafsız aldatışlarım
yüzüme teyellediğim gülümseme
sapı sapır dökülen çiçeklerim
yavaşlayan nabzım yaşlı yüreğim
isyanlar içinde ayaklarım
taşımak istemiyorlar artık beni
kaçıp gitmek kurtulmak istiyorlar
içimde de durmadan büyüyen bir sıkıntı
dudaklarım aralandıkça süzülen
konuşabilsem gökyüzü parçalanır
beklesem toprak üstüme kapanır
yaşamak ne zormuş yoksa bize mi öyle geliyor
bunu hep bu yaşlarda mı öğreniyor insan
pişmanlıklarım yakınıp sızlanmalarım
ah ne zarar geçti gitti artık
bir türlü beceremediğim bu ömür
zaten ne kaldı ki geriye daha yapmak istediğim
kuruntu yapıyorum kendime bazen böyle işte
yaş alıyorum ya gün geçtikçe ondan olmalı diyorum
en haz aldığım en mutlu olduğum anları bile
durup durup eskimiş bir hüzünle doldurmak
hiç eksik etmemem başımdan sanki batıyor yokluğu
anıların zamansız bir intikamında sırtıma saplanıyor
ne kötü bu arsız hüzünle yaşamak hep önüme çıkıyor
mesela fotoğraflarım caka ile poz atıp süslediğim
yıllarca özenle biriktirip sakladığım fotoğraflarım
neredeyse on beş yıldır kapalı kutularda
öylece duruyorlar solup yıpranıyorlar sessizce
kapaklarını açmaya cesaretim yok
bir gün mecbur kalırım diye de korkuyorum
onları görmek geçmişi canlandırmak
hüzne ve kedere istenmeyen bir yolculuk
zaman geçiyor ya onlarda benimle yaşlanıyor
ölmeye yüz tutuyor sonsuza kadar ne kalır ki
bazen mezar taşlarının üzerinde görürsün
merhumun en hoş fotoğraflarından biri
beni unuturlarsa yüzüm unutulmasın
oysa sana ait olan her ne varsa seninle ölüyor
senin resmin sadece sana değerli
senden sonra kim ne yapsın
bir süre saklanıp diğer eşyalarınla birlikte
sonra bir hal çaresi bulunuyor elbet
eskiciler sahaflar çöplükler ne güne duruyor
hepsi öksüz bırakılan resimlerle
eşyalarla giysilerle dolup taşıyor
yalnız yaşanır mı diyor arada dostlar
eskimiş bir hicaz şarkı anımsıyorum o anlarda
sözleri neredeyse unutulmuş notalar ise hayal meyal
‘’ Yaşamak yalan belki yalan delice sevmek’’
‘’Gözlerin dudakların o yeminler hep yalan ‘’ *
yalnızlığım diyorum zorunlu bir seçimden anlamıyorlar
mırıldanıp gülümsüyorum sessizce sorun etmiyorum
sonra kime ne ben memnunum
nerede akşam orada sabah misali
hem böyle daha iyi
kendinle hesaplaşıyorsun sadece karanlık çökünce
o kadar da olsun artık bunu da kim yapmaz ki
bu dünya da zaten herkes yalnız değil mi
kim içine bir insanı sığdırabilir
kim birinin içinde yaşamak ister ki
ne olursa olsun bir şekilde yaşanıyor işte
istesen de istemesen de
yine de katlanmak zorunda değilsin
kimin cesareti varsa da buna kutlamak isterim
herkesin hayatı kendi ellerinde ölenle ölünmüyor
evet ölünmüyor belki can bedende yaşıyorsun
senden parça parça kopup gidenlerin yokluğunda
alışırım mı diyeceksin yok alışılmıyor hiçbir zaman
soğuyor yüreğin geçen zamanla acı azalıyor
bir kenarda saklıyorsun alıştım sanıyorsun
babam öldü ya bir yanım eksildi yüreğim yarım kaldı
kanadı kırık kuş oldum o gün neysem şimdi de öyleyim
bir türlü alışamıyorum işte zorlama ile de olmuyor
*
Güfte: Turhan Oğuzbaş
Beste: Sadettin Öktenay
bir annem kaldı tutunacağım ellerinden
sıcak kucağına başımı koyabileceğim
kardeşlerim de çocuklarım da olsa da aynı olmuyor
anne baba çocuğun üstüne titrer
az zarar gelse üzülür dertlenir
çocuğunu bir yük görmez
sağlıklı olduğunu bilmesi bile onu mutlu eder
çocuklarsa bir yere kadar
herkes kendi derdine düşer sonra
annem de gidecek bir gün
işte o an gerçekten yalnız kalacağım
Kayıt Tarihi : 27.07.2026 12:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!