Yanlış Vurulmak Şiiri - Beşir Sevim

Beşir Sevim
6

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Yanlış Vurulmak

saatin kadranında değiştirmez yönümüzü,
bu boynu bükük duruşun...
gitgide birbirine dönüştürürken ömrümüzü.

derler ki;
uzayan kirpiklerinin altında saklarmış dünyasını,
yağmurun korkuttuğu hiçbir çocuk
arka bahçelerde oynamazmış rüyasını.

sonra bir düş boyu inceldim baktıklarımdan,
dudağının kenarına bir telaş tak-
-tım ki o zamanlar
çıkmıyormuş fotoğraflarda,
beni öperken yüzümde bıraktığın boşluklar...

ama, sana eksik uzanışım, sakarlığımdan
yanlışlıkla birbirimizi vurmayalım diye
uzanıp aldım... o gülü aramızdan.

Beşir Sevim
Kayıt Tarihi : 8.09.2001 17:28:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Tuna Kıpçak
    Tuna Kıpçak

    panayır
    asırlar önce başıma gelmiş gibiydi,
    /herşeyliğin…;

    o puslu ve kıyama hasret meydanı
    sarmıştı yedi yönden muhabbet,
    ne akrep, ne de yelkovanın,
    nerelerde gezdiğini bilmiyordum,
    dijital çağın saatleriniyse zaten sallamıyordum,
    ki sarkaçsızdılar…;

    tavırlı; pek çalımlıydım,
    gökte ararken yerde bulmuşlar kadar…,
    bir elmanın iki yarısı olamadıysa da yankılarımız,
    /tekbir/ sadalı bir mahrem çağrının
    içine sığıyorduk omuz omuza,

    dağlar ardında ve,
    haftaları kovalayan haftalarda da,
    kesintisiz irtibatta kaldık,
    ki beraberdik bu meyanda, ayrılmadık…;
    bazı türküler ve allahın şarkısı ilahiler dışında,
    gönülden anlaştık…,

    yürüdüğüm sapa yolları örten ve
    uzun yaşamış bir insan ömrü kadar yaşlı,
    çınar ağaçlarının rengi geçkin yaprakları,
    henüz güze boyun eğmiş değilken
    iyi kalpli eylülde,
    çıksam da baksam yâren;
    şu hurma endamlı çınarın,
    zarif yaprakları arasında mısın ki…,

    yâr ile hemdem iken,
    âyârın verdiği eziyete,
    katlanmaktır aşk…,

    ve usulca avuçlarından öpmek,
    hafifçe koklamaktır ayrılığı ve,
    sürekli anıp, hep hatırda tutmaktır yâri…;
    gamsız bakmak hiçbir yere,
    ve her yere muhabbet serpmektir,

    hz.muhammed efendimizin hicretinin
    ardından geçmiş, bindörtyüz küsur yılın,
    sene başı muharrem hilâlinden,
    yirmibeş akşam geçmişken ve keza,
    hz.isa peygamberin de,
    buna beşyüz bilmem ne yıl ilaveli senesi,
    kaç gün olacağı istikrarsız ayının,
    yirmidördüncü günü,
    günlerden cumaydı;
    yine böyle kritik bir ikindi vakti ertesiydi
    ve kentin o en uzlaşmasız meydanında duyduğum,
    kâfûr kokulu sesinin geldiği yöne baktım…,
    ki o an ölmenin hemen öncesiydi,
    ah;

    ve bir çocuk masumluğundaki bakışlarımdan geçiyordu;
    sak/lan/baç çiçekleri körebesinin köşe kapmacasında,
    uzun eşeğin üstünden ırmakta taş sektirişim,
    elektronik beyin adı verilen bir kasabalı kuzu gibi;
    çelik çomaktan bıkkınken,
    ve micozun kırdığı biricik mavi bilyenin,
    talihsizliğine içerlemiş,
    ve dahası kanatlılar bilmecesindeki bıçak da,
    yağmur erteleri oynan kader çizgisi oyununda
    dar boğaza saplanmışken,
    yine,
    yap/boz/yap memleket haritasında
    yerini bulamadığım uşak kayıpken,
    bir insan anatomisindeki iç organların yeri bile,
    gözü kapalı bulunabiliyordu hayatta sanki artık,
    tekrar, tekrar ve tekrardan…,

    ve belki de panayırda kaybolmuş bir çocuktum,
    tuzlu kocaman gözlerimle ve,
    atlı karınca döndükçe,
    hareleri oyuncak çemberiydi ne malum,

    ve belki mutlu çocuk yüzleri biriktiriyordum,
    yüzümü yasladığım parlak bir yıldızın yanağında;
    zaman, pastasını bir kez daha keserken…,

    derken gök;
    matem giysisini geçirip üstüne,
    tülden siyah örtüsüyle,
    sildi tuzlarını çocuğun gözlerinden,
    ve üfledi mumu…,

    bir dilek panayıra düştü,
    belki de yine bir düştü…,
    kaybolmuş bir çocuktum belki
    kendi karanlık ormanımda
    ve yağmur kokusu avuç içlerimde,
    alnı buz gibi bir çocuk…,

    ve bir kerametli ve ismiyle müsemma kalbi gördü,
    o panayırda kaybolmuş çocuk ve,
    gömüldü; yürek boşluğuna
    uysal kalbinin kuş tüyleri…,

    korku tünelindeki gürültü,
    içinden hızla geçerken,
    aralık kapılar bırakıyordu,
    ve hep o; aralık kapılardan süzüldü
    o/nun ol tecellisi,
    her seferinde açık kalan o kapılardan…,

    ve haylaz bir çocuk gibi,
    sak/lan/baç zamanı derdi;
    - çık ortaya…,

    tebessümü ılık taze süt kokusu,
    yüzünde iki mürdüm eriği…,
    elma yanağında yıldız izi…;
    parıl parıl parıldaya koşardım ona,
    panayırda kardeşini bulmuş çocuk gibi,

    Cevap Yaz
  • Naki Aydoğan
    Naki Aydoğan

    Etliye sütlüye karışmayan ben
    Yine ilhamımı
    Etliye sütlüye karışandan,
    Eleştirdiğim bozuk düzenden alıyorum.

    Herkes Allah'ın emrine uyduğu zamanda
    Adı sanıda kalmaz, anılmaz adalar sanlar
    Allah'ın adından başka.
    Bu yüzden zikirden kaçar ayrının gayrının olduğu yere gider.
    Allah'ın adını vurgular emirlerinden bahseder.
    Adımızı okuturuz.

    Doğru vurulan ölür.
    Yanlış vurulan yaşar.

    Her şey yaşamak için bir nebze farkımızı duyumsamak için.

    Cevap Yaz
    Tuna Kıpçak

    tebrikler... harika bir yorumdu... şiirden fazlasıydı ;)

  • İkrâ Hira
    İkrâ Hira

    Bu kadar güzel bir şiir yazanın,
    günün şiirini güzel bulması çok büyük bir çelişki.
    Çünkü günün şiiri güzel değil , sizin şiire bakılırsa sizin iç dünyamızı temsil etmiyor yansıtmıyor. olmalı :)

    Cevap Yaz
  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan

    kutlarım güzel bir şiir olmuş.

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (38)

Beşir Sevim