Varlığın diyorum,
Hani bir nefeslik mesafe kadar yakın,
Bir ömürlük hasret kadar uzak ya...
Öyle bir şey işte.
Yorulma diye demiyorum,
Bir zamanlar adın, dilimde bir duaydı,
Eşiğinde beklemek, ömre bedel bir sevdaydı.
Yollarını gözlemekten yorgun düşen bu gözler,
Şimdi ufkunda bir toz bile görmeyi istemezler.
Tabip dokunma hiç, yaram derindir,
Bu sızı ruhumun tek ezberidir,
Sanma ki bu sevda dün beşeridir,
Mahşere dek sürer, var gizli kalsın.
Arayıp bulmasın yollarda izimi,
Nebî’den emanet, o nurlu sancak,
Eshabın elinde yükseldi ancak,
Küfrün kalesini yıktı yıkacak,
Bu bayrak altında toplandı ocak,
İmanla parlayan bir güneş sönmez.
Aşk Fatih’e gemileri karadan yürüten nefes,
Aşk Ferhat’a dağları deldiren heves,
Hem hayati hem abes,
Hem hürriyet hem kafes...
Bir mühürdür kalbe, çözülmez düğüm,
Git artık, her şeyi koyup bir yana,
İzi kalmasın hiç, bakma arkana.
Terk et hayatımı, elini çek git;
Mezar olsun vuslat, her bir imkana.
Gözlerini al git, sök de bağrımdan,
Ben bir kez istenilmediğimi fark ettim.
O günden sonra hep kapıya yakın oturdum,
Kapıya kadar ittiler,
Sonra kapıdan çıktım diye suçlu ilan ettiler.
Sanki ben seçmişim gibi bu ayazı,
Yedi iklim, dört bucağın bağrından yükselen ses,
Bir devrin mührüdür bu, cihana veren nefes.
Fatih’in İstanbul’u fethettiği o şanla,
Yoğrulmuştur bu toprak, şehit düşen al kanla!
Şafak vakti yükselen, ufku tutan bir kordur,
Onu gökten indirmek, her namerde pek zordur.
Bir fısıltı kalır geriye, senden ve benden,
Sokaklarda çınlayan o eski gülüşlerden.
Bir isim, bir koku, belki bir bakış;
Zamanın nehrinde sessiz bir akış.
Ama bir eşik var ki, dönüşü olmayan yol,
Terk etmedi sevdan beni,
Şafaklara darlandım,
Mavzer yatağında bir gül gibi,
Zulmün ortasında dik ve taze...
Yüreğimde bin yıllık bir sancı,
Sırtımda kör bıçak izleri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!