Eskiden ıslık çalardı yaban mevsimin ilikleri
Sırtında düşüp kalktığım manzarada
Dudağımı aralardı rüzgâra
Soluğunu çektiğim baharın dilinde şafağın türküsü…
Sular taşardı
Düş bilerdi zaman
Alfabesinde kayıp giderken
Yavan bir bulut öksürdükçe
Başını öne eğenlerin yeşillendiği
Perdeler sıyrılırdı
Oysa sanardım ki
Asude nin göz bebeği yaslanmış
Tüm çiçekler kıyısına dizilmiş cennetin…
Çocuklar kızıl fotoğrafın uçurumunda
Hangi çığlığın aşksızlığın da kayboluyor
Topuklu savaş erlerinin ıslık çalan kini
Yağmur ertesine secde ediyor yetimlikler
Çatlamış gökkuşağı ruhumun unutulmuşluğu
Sanki
Ve sanki
Dişlerinin izi çıkmış düşerken gecenin birbirine sarılan siyahlığı
Mor yırtığı bir saat dünyanın belindeki köstek
İkliminde un ufak edilmişim yokuşu doğmuş yolların
Senin unutulmuşluğunda uyutulmuşum
Sesini taşırsa masallar
Külliyet dokurum sukutun mektebinde
Çadır buzdan evlerin türküsü kabarır
Güneşin gurbetine iner sesin
Dilimde akşamdan kalma yaralı bir gökyüzü
Can koptu gerildi çarmıha suyun tenhalığı
Öteki heykelin hayaliyle oynar mı günışığı
Tavandan sarkıtılmış bir hayalin çocukluğuna iner mi?
Toprağın yeşiline
Umudun evveline
Birden bire koşar mı?
Uçurtmasını sabah ipliğine bağlamış koca bir gün
Keçi Çobanı
Kayıt Tarihi : 12.1.2026 09:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!