Yağmurlu bir gündü.
Gökyüzü, kentin bütün günahlarını yıkamak istercesine boşalıyordu sokaklara.
Ben bir saçak altına sığınmıştım;
Hani şu eski mahallenin, zamanı yorulmuş o küskün köşesine…
Sen ise aklımın en derin, en dokunulmaz kuyusundaydın.
Parmaklarımın ucunda tütünü kaçak bir cigara,
İçimde dinmek bilmeyen o kadim fırtınanın uğultusu...
Üşüyordum.
Yokluğunun ayazı, bir düğüm gibi atılmıştı iliklerime.
Sokak lambaları uykusuz birer göz gibi tek tek uyanırken,
Ben senin hayalini o zifiri karanlığın sırtına bir hırka gibi giydiriyordum.
Hani derdin ya hep:"Yağmur berekettir,
Yağmur geçmişin pasını kanatmaktır."
O gün üzerime bereket değil, kimsesiz bir hüzün yağıyordu.
Gidenlerin açtığı o boşluk kapanmıyordu; ne yapsam nafile,
hangi denizi döksem o yangın sönmüyordu.
Bak, yine o köşe başındayım; hüzne demir atmış bir liman gibi.
Adın her çarptığında dilime, içimde bitmeyen bir kış başlıyor yeniden.
Ben susturmaya çalıştıkça, o sızıdan senin gülüşün dökülüyor içime.
Şimdi gömleğimin yakasında ıslak bir keder,
Avuçlarımda sana söyleyemediğim o binlerce sessiz kelime...
Yağmur duruyor, ama içimdeki o kör boşluk büyüyor.
Cebimde biriken izmaritler gibi bayatladı artık umutlar.
Zaman, paslı bir çivi gibi çakıldı kaldığım o köşe başına.
Şimdi hangi yöne dönsem yüzüme çarpan o ıslak rüzgar,
Her esişte senin izini siliyor sokaklardan;
Bu kirli ıslaklıkta, bu yorgun kaldırımlarda,
Kendi ayak seslerimin yankısından başka bir tesellim yok artık.
Biz, artık aynı yağmurda ıslanan iki ayrı yabancıyız.
Sen dindin, ben devrildim; şehir bir enkaz gibi sustu.
Geriye sadece eski bir ceket, cebimde yarım kalmış bir umut,
bir de bu bitmek bilmeyen...bide dinmek bilmeyen
Şu yağmurlu sevdan kaldı.
Güle güle ey rüzgârın savurduğu sevdam,
Yarım kalmışlığım... Güle güle.
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 05:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!