Sen başka bir türsün kadın.
Bambaşka…
Bir elinde su diğerinde toprak saklar,
Kalbinde çiçek açarsın.
Sen ölümsüzsün.
İthaf edilenden daha mucizevi,
Dün antolojilerde aradım seni,
Kaynakçalar kıskanmasın diye ardından sildim emareleri.
Ne adın geçti Liyesa ne de hayalin.
Sözlüklere rahmet ettim seni bulmak için.
Ama bulamadım seni
Hiçbir şiirde, hiçbir şehirde.
Bütün aylar sizin olsun bana Mart ayını verin.
Başka bir şey istemem.
Mesela ölmek de isteme bu ayda.
Bu ay bıraktı avucuma yalnızlığımı.
Sanki yeniden doğdum bu ayda.
Yeniden filizlendi çiçeklerim.
Gürler sûrun sesi, İsrafil üfler de üfler.
Hiddetlenir denizler, okyanuslar Nuh’tan sonra bir daha.
Artık yok olur masiva.
Uzaklar yakınlaşır gözüne insanın.
Dünyanın öbür ucundan bilye tanesi görülür.
Yer, gök kavuşmuştur.
Ölüm duası “kal” ın başka adıdır.
Ölüm laldır.
Islak duvarda satırlık gazel,
Yolunu kaybeden ürkek maral,
Leyli hasretlere melaldir.
Ölüm, bir çınarın gölgesinde susmaktır.
Birileri ölmez Reyhan.
Sen ölünce gömülmez kimseler.
Bunlar acizyetin sembolü, bu toprakları istila edenlerin acizyeti.
Birileri ölmez Reyhan
Kimin umrunda söyler misin?
Senin orası bahar, benim mezar.
Acınası bir tabela yazısı o da riyakar.
Sen belki de gülmediğin kadar güleç,
Sevmedin kimseyi sevildiğin kadar,
Sevmediğin kadar seviliyorsun, ötekini.
Bak yine acem şahı öldü sabaha karşı.
O da öldü tüm dünyanın kahrını çeke çeke.
Yenildi, ezildi, eksildi kendinden bile isteye.
Dindi nefesindeki sıcaklık,
Tek dostu vardı: yüzündeki kırışıklık.
Tanrıların savaşına şahit oldu mazlumlar ah çekerek.
Günahsız öldü nicesi, dil bilmeden hıçkıra hıçkıra.
Hiçkimsenin adını bilmediği cennetler yıkıldı orta yerde.
Tek bir parçasına dökmedi gözyaşı, Tanrı’lar.
Kimse duymaz kimseyi karanlıklar mağarasında.
Herkes, kendi ölümünü seyreder kapı diplerinde.
Ne yalan söyleyeyim
Ben de biraz ağlardım.
Böyle birazdan biraz daha fazla.
Kahrolacak kadar değil de, mesela...
İkisinin ortası diyelim.
İkisinin en yakın olduğu zaman,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!