Mürekkep, kalem, lamba ve şavkında biçimim,
Sorgudalar duvarlar; neredeyim ve kimim?
Karanlığın içinden süzülüyor bir seda,
Hüznü anımsatıyor adeta bir elveda...
Yazın boynu bükülen uçsuz bucaksız ekin tarlaları gelir aklıma,
Hatıralar gelir, çocukluğum canlanır...
Odamın soğuk ve nemli duvarına başımı koyarım,
Ilık bir rüzgar beni alıp götürür, söğüt ağaçlarının altında, bulutlu gökyüzüne baktığım eski anılara.
Dibine ışığın dahi giremediği muhkem ormanlardan,
Söyler misin neden sessizsin bu kadar?
Suskunluğun adeta kulağımı tırmalar.
Konuşmayacak mısın benimle?
Çok mu kırıldın böylesine?
Bir eski mezarlık var, kıyısında ormanın
Sıra sıra ağaçlar, içinde kabristanın
Bir kabire yöneldim, üstü örtük çiçekle
Acaba kimin kabri, hangi yalnız insanın...
Yapraklar dökülüyor; anladım ki sonbahar.
Sen gelirsin aklıma, eylül seni fısıldar.
Mevsimler geçip gider; kalan ancak ahuzar,
Tarifsiz bir özleyiş, anlamsız bir intizar...
Zifiri karanlık her yanım, yine ıssız bir yoldayım,
Parlar üstümde ay ışığı, bugün ben çıkmazlardayım,
Lambalar aydınlatır yolu, parçalayıp karanlığı,
Bu eşsiz mehtabın şavkında, hep başka dünyalardayım.
Soğukça rüzgar esti demin , hem ürpertici hem serin,
Ne kasvetli bir hava, bense yine üzgünüm,
Sen yanımda yokken, baharım bile güz günüm.
Sarardılar yapraklar, yine aylardan eylül,
Bir tarifsiz his var ki, hüzünleniyor gönül.
Sessiz eserken uzak diyarlara,
Ayrılığın zerresinden iz taşır,
Yarene kavuşan bahtiyarlara,
Nice eşsiz müjdelerle ulaşır...
Bak karanlık kıvrılıyor inceden,
Sırdaş oluyor yalnız meşelere.
Gelişini haber verip önceden,
Süzülüyor en ücra köşelere.
Fısıltı gibi duyulur uzaktan,
Kapattım gözlerimi o güzel yarınlara,
İçimi ürpertirken uğultulu geceler,
Belkiler yerini bırakırken veryansınlara,
Sayfalarda düğümlendi gönülsüz heceler...
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!