Korkuyorum.
Olur da,
şiirden anlamayan birine aşık olursam,
hayatımı karanlıklara boğarsam diye.
Ya bana hiç şiir yazmazsa,
Yavuzun karadumanı gibi şahlan Ey Türkiyem.!
Hilalle aydınlan, yol ol, söz ol, öz ol
göğe naralar at, durmadan yenilen.
Kızıllığın gözlerde sönmeyen bir renk olsun.
Sen ki yiğit gibi dalgalanırken semada,
şehidimin kokusu essin, Çanakkaleden, Trablusgarbdan ve her bir memleketten.
Kamaştırıyor gözlerimi, varlığının rahmet nuru.
Sonra arşın arşın aydınlattığın topraklar,
hak ile sulanıyor, hakikatler bitiyor yerden.
Öyle asil öyle gururlu.
Şefaat dalların uzanırken semaya bir bir,
Bir gün herkes tanıyacak beni.
Seni sakladığım tüm şiirlerim de okunacak.
Senden bahsedecekler daha kim olduğunu bilmeden.
İşte öylesine imkansız bir halde bulacağız kendimizi.
Ve sen de okuyacaksın şiirlerimi.
Konu önce sen,
sonra ben,
sonra da biz olunca,
seni anlatan her harfe şefkatle bakmak,
her manada seni aramak istiyorum.
Yaşamı, gözlerinden öğrenmek,
Sendenim, senden bir parçayım.
Cemaline hasret, karanlıklardayım.
Her zerremde bir dünya,
her dünyamda da sana tapanım.
Bilirim ki, senden başka yar yok..
Sensiz, hiçlikte yol alanım.
Bazen bir sitem,
bazen de bir yakarış.
İşte tüm hayatımız bundan ibaret.
Bazen sessizlikler,
bazen de sensizlikler..
İşte tüm yaşamım bundan ibaret.
Sen,
yemyeşil ağaçların arasında ki,
bembeyaz bir evsin.
Bahçende ki her çiçek senlerle bezenmiş.
Estikçe rüzgar,
ciğerime buram buram dolan da sensin.
Özlemini ektiğim bahçede gözlerimi kapatıp,
hasretinle inleyen sensizlik rüzgarlarını dinliyorum.
Kıyamazken çiçeğinden bir yaprak koparmaya,
şimdi başka bahçelere savrulduğunu görüyorum.
Sonra, her tanesinde bin acıya gebe olan toprağın,
gözyaşlarıma hasret, yolumu gözlüyor.
Bazen dönüp bakıyorum yazdığım şiirlere.
Ben mi yazmışım bunları diyorum,
bu ne kasvet, bu nasıl bir endişe.!
Bütün harfler toplanmışta bir vücut olmuş,
öyle anlıyorum kimin için yazdım bu şiiri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!