Ve o gün gelip de bağrına basana dek bizi bu esaret,
Sırtımdaki kan lekesi kefenim olacak belki de.
Ama bilesin,
Gözlerimi kapatırken bile son nefeste,
Yine senin adın dökülecek kuruyan dudaklarımdan.
Bütün coğrafyalar ağlarken arkamızdan,
Biz hüznü kaftan diye kuşandık sırtımıza.
Filistin’de zeytin dalları kırılırken tek tek,
Bosna’da isimsiz taşlara kazınırken acı,
Biz hep senin yüzünden sustuk,
senin için yandık.
Sitemim sana değil aslında,
Seni böyle sevdirene.
Ne Ferhat anlar bu yangından,
ne Mecnun kurtarabilir bizi.
Onlarınki birer masaldı, bitti.
Bizimkiyse her sabah yeniden başlayan bir mahşer yeri...
Varsın darp izleri kalsın ruhumuzun en derin köşesinde,
Varsın yollarımız hep uçurumlara çıksın.
Biz bu yangının ortasında,
Gül yetiştirmeyi senden öğrendik.
Şimdi hangi kurşun eritir bu çelikten imanı?
Hangi ayrılık koparır bizi bu topraktan?
Gelecekler... Kerkük’ün feryadı dinecek bir gün,
Doğu Türkistan’ın çadırlarında neşeli şarkılar söylenecek.
Gümülcine’nin buzları eriyecek yüreğimizin sıcaklığıyla.
İşte o gün,
Sana olan aşkımın şahidi olacak bu yorgun adam
Biz ki, göğsümüzde bin asırlık bir sızıyı saklarız,
Hangi kapıyı çalsak, arkasında üvey bir dünya buluruz.
Pamuk balyalarına umudunu bağlayan o Azeri kardeşimin
Gözlerindeki o mahzun buğu,
Gelip oturmuştur ya hani tam şuramıza...
İşte o yüzden sığmayız meydanlara,
sığmayız bu dar vakitlere.
Bizim kederimiz coğrafyalar aşar da,
Yine de döner dolaşır,
senin önünde diz çöker.
Varsın desinler ki "Bu ne bitmez tükenmez bir sevda?"
Bilmezler ki sevda, zincir vurulamayan bir hürriyettir.
Biz saraylar istemedik,
tahtlar, taçlar dilemedik;
Bir parça kuru ekmekle doyurduk karnımızı,
Bir tek senin hasretine doyamadık!
Şimdi varsın anadan, yârdan, arkadaştan
ayrı düşsün yollarımız,
Ayrılık kalleşçe pusuda beklesin varsın.
Ruhumdaki darp izleri şifadır bana,
Sana yürürken alınan her yara,
cennet muştusudur bu cana.
Kuruyan göz pınarlarımız şahittir ki:
Biz bu yolda yürümekten hiç yorulmadık.
Ve işte yolun sonu, kelâmın bittiği o mukaddes hece...
Sessizce çekiliyoruz dünya denen bu gürültülü sahneden.
Geriye ne saraylar kalıyor bizden,
ne de yalan yeminler,
Sadece sana adanmış bir ömrün yorgun mısraları...
Varsın bilsinler, varsın sussunlar,
hiç mühim değil,
Biz bu kutsal aşkın beratını mühürledik kanımızla.
Artık ne güneşin sıcağı kavurur yüzümüzü,
Ne de muhacir yalnızlığı incitir ehl-i dil olanı.
Biz vazifemizi yaptık;
ağlanacak her coğrafyaya gözyaşı,
Sökülecek her şafağa koca bir ömür bıraktık.
Şimdi vakit sükût vakti,
Şimdi vakit ebedi vuslat...
Ben yine sana sevdalıyım!
Ben yine sana âşık...
Şu fani dünya defteri tamamen kapanıp,
kalem elden düşene,
Ve o sadık yâr,
o şefkatli kara toprak,
"Geldin mi dostum?" deyip
bizi bağrına basana kadar...
redfer.
İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 5.07.2026 11:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!