Acı çeken mümin korkusuna sığınır
acı çeken insan inancına güvenir
ters orantıda
tanrı gülümser aşağı tabakaya
Nefret edilecek ifrit bulamıyor zihinde
bu kadar güç ile toparlanıyor dostluk insan sevinciyle
..
Üzüntüler zinciri korkularımız,
Çoğu zaman boynumuzda,
Kimi zaman bileklerimizde.
Ne boynunu vurmak istersin,
Nede bileğini kesmek,
Paslanır yüreklerimiz gibi.
Sende ben,
..
Sadece sensizlik var bu günlerde,
Hüzün var, derin bir hüzün yüzümde,
Kederliyim hepsi bu, yaş var gözlerimde,
Acılar içindeyim, yangın var yüreğimde.
Kafanızı yormayın sakın halime,
Benim her günüm böyle,
..
Öyle çok acı çektim ki,
Hiç bir acı beni
Yıkamaz.
Öyle çok hayal kırıklığı yaşadım ki,
Hiç bir hayal kırıklığı beni
Yıkamaz.
Öyle çok üzüldüm ki,
..
Hafif adımlarla yaklaşıyor
O aşktan sonra ki ayrılık olan rezillik,
Önce kaybetmenin verdiği keder,
Sonra gözlerin yavaş yavaş yaşlanması,
Saçlara ak düşmesi,
Yüzdeki ifadenin açıkca acıyı anlatması...
..
Akan sulardan, ne haberler var?
Bulutların ardından, dökülmeden beni sar.
Fazlası nihayetsiz, gizli karanlık.
Bilinen sırlar mı, pek ıssız pek ılık.
Düşüncesi yıkıyor, okunan cümlelerin.
Bitmiyor geçişi, sessiz gözlerimin.
..
Birşeyim yok!
Neden herkes bana endişeli gözlerle bakıyor?
Çok mu solgunum?
Kötü mü görünüyorum?
Gözlerim sulu sulu mu bakıyor?
Yanaklarım al al mı?
Başım eğik mi yürüyorum?
..
Ben bir çocuğum
Bir elimde şeker
Bir elimde uçurtma
Birde sevgi dolu yüreğim
Ben hala bir çocuğum
Benim duygularım size saçma
Ama benim duygularım en güzeli
..
Hani dedim ya kendini okuyan insanın bakışında gördüğüm susuz kalan gönlün kuruluğudur.
Yazdığım şiirlerin anahtarı susuz kalan kalbimin acılarıdır.
En büyük okulum evrende yalnız kalan susuz ağaçlar ve topraktır.
Hep Tanrı’nın büyüklüğüdür konuşulan, oysa en büyük olan ormandır.
Her ne kadar çağdaş şair olsam dahi içten içe uzanan güzelliktir cehalete karşı koyan
Tarih denilen çınarın içinden geçen rüzgârdır her dalını bir başka müzikle sallayan
Doğanın büyüklüğüdür, yüceliğidir ancak o büyüklüğün altında ezilmeyen yaşamdır
..
Belki bir dakika,
belki de ömür boyu.
bir sigara içimi gibi,
sonsuz bir zaman,gözlerini görmek.
Mahşerin ateşten bir parçası,
hasretin yıllardır ilk vuslatı.
..
Nasıl çaktın bir anda, kalbe aşk çivisini,
İliklerimde duydum, aşkının nefesini,
Mutluluğa erdinse, dinle şimdi sesimi,
Esir-i aşk’ın oldum, gözümsün sevgilimsin.
Ta ezelden yazılmış, benim alın yazımsın,
Gözlerinle denizim, baharım hem yazımsın,
Ömür denen devranda, hem işvem hem nazımsın,
..
Aklımda olmayan ve düşünmek bile istemediğim tek şey yalnızlıktı.
15 sene boyunca hiçbir zaman yalnız kalmamıştım.
Bir sorunum olduğunda veya bir şeyden dolayı sevindiğimde
yanımda olan biri vardı.
Hani düşünmek bile istemiyordum ya
Artık düşünmek zorundaydım
Zorlu bir sınavın sonucunda kazanılan yerin uzak olması beni daha çok düşündürüyordu.
..
Ramak kalmıştı biraz daha yakın olmama sana, ama olmadı. Ne güzel hayaller, ne güzel ümitler besliyordum penceremin önünde. Ufaladığım ekmek kırıntılarıydı sanki sevinçlerim… Seyrederken dışarıda akıp giden insanları ve baktığım her yüzde seni görüyordum. Ümidim vardı başımı ne yöne çevirsem seni göreceğime, gezdiğim koridorlarda kokacağına kokunun ama yazgı izin vermedi, kursağımda kaldı sevinçlerim… Belki istediğim çok şey değildi ama yine de çok gördü, yazmadı seni yanıma kader. Biliyorum platonik bir senfoni çalıyor kulaklarımda, biliyorum tek perdeli ve tek kişilik bir tiyatro benimkisi, yine de olsun varsın, içimi kaplayan tarifsiz sıcaklık ve bu nedenle yüzüme vuran o utangaç ve mağrur gülüş yetiyor ruhumu okşamaya. Her nedense çok istenilen, yürekten arzulanan her olgu, olmama yolunda ayak diretiyor. Ardı sıra hüsran, ardı sıra hezeyan, ardı sıra tarifsiz bir sızı… Ertelemelere hüküm yemiş gönlüm… İsteklerim o kadar küçük dünyalara aitti ki, sadece aşım olsun misali. Sadece gözlerim görsün, yüreğim yansın razıydım. Bu kadardı mutluluğum ama çok gördü kader… Sense biliyorum, benim bu platonik dünyamın dışında bir üzüntü içindesin. Biliyorum bu da olmadı diye üzülmektesin. Biliyorum ve hissedebiliyorum içinde var olan hayal kırıklıklarını ve tadını alabiliyorum gözlerinden süzülen yaşların... Bu da olmadı, bu sefer de olmadı diye dövünüşlerini… Verilen vaatler, tutulmayan sözlerle örselendiğinde, meydana çıkan o güven duygusunun yıkılışı kadar insanı yaralayan bir şarapnel parçası daha yok. Hissedebildiğim o amansız acını, alıp kaçıramıyorum senden uzaklara, susturamıyorum içinde kopan tarifsiz fırtınaları, omzumu sunamıyorum bir sığınak misali. Platonik bir kargaşa, platonik bir tutku, platonik bir hikâye, tek kişilik drama, tek kişilik bir senfoni orkestrası bu bendeki…
Sendeki yerimi biliyorum ve bu nedenle yaşıyorum gizliden gizliye içimde… Sakladıklarımda saklıyım bunca zaman ve bu sebeple ki sustuklarıma kulak ver beni anlamak için ya da en güzeli bırak, ben istediğim gibi şekillendireyim seni… Kimselere söyleme ne olur. Sus! Kendine bile söyleme, bozma mutluluğumu, alma sevincimi, ruhumu okşayan ellerini bırak üzerimde… Platonik de olsa, uzaktan uzağa da olsa bırak izin ver. Gör ama görme, duy ama duyma, alma benden umudumu…(Nietszche) ”Düşün... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter... Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme…” ve Murathan Mungan’ın şu dizeleri her zaman etkiler beni. Der ki:
Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde
Sekizde yatmıştın
Saatime baktım sekizi beş geçiyor
O gün anladım bu ilişkinin yazgısını
..
Ne umut yoksunu bir akşam var semada
Karanlık çökmüş şehrin en ücra sokaklarına
Kalplerdeki zifiri karanlık yaraşır ancak bu akşama
Bir dem sevinçten ırak,sevgiden tenha sokaklarına
Sebebi olmayan ayrılık geceleri var semada
Son bilete koşar gibi uzaklaşıyor hayatlar
..
hiç çabam olmadı
kurtulmak için bataklıktan
hatta bana uzanan
elleri bile tutmadım
bu
kendime hazırladığım
zalimce bir pusuydu
..
Ne bahtsızmış ezelim,
Huzurdur yalnız emelim.
Ben hep sevdim güzelim,
Senle gülistanlar gezelim.
Okunmayacak kadar tatsız mı bu şiir?
Sevilmeyecek kadar çirkin mi bu şair?
..
Bir küçük çocuk olamayı isterdim
Kucağında hüngür hüngür ağlamayı isterdim
Ve beni sevip aglama çocuğum demeni isterdim
Şöyle derlerdi ozamanlar, Bırakın ağlasın! Ağlamayı öğrensin!
Ağladığım zaman kimsenin yüzüne ifade vermezdim
Keske beni bıraksalarda ağlamayı öğrene bilseydim
..
Bir gün çalacak kapını
Özlediğin o mutlu yarınlar
Seni götürecek o kurduğunun hayallere
Gördüğün düşlere
Üzüntü ve sıkıntı etme kendine
Ya bu gün ya yarın
Kapılıp kötü düşüncelere
..
Yüz yüze gelir bırakamazsam seni
Bakışların ruhuma işler unutamazsam seni
Sevdam yarım kalır düşlerde bırakırsan beni
Bir yanım sende kalır,öbür yanım terk eder beni
Aydınlık gözükmez ufkumda sensiz benim
Acı üzüntü kederden başka benim
..
Şikar bulupta
Arzunu neyleyim.
Bir cihan parlasa sönse
Küser bu gönlüm
Halimi sunu eyleyim.
Zılgıt yemiş bu gönlüm
..



