'Ey iman edenler sizi ne mallarınız ne çocuklarınız yada evladınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir' münafikun 9
Adam Smith (1723 - 1790)
İskoçyalı (ingiliz olarakda bilinir) ekonomist ve filozof olan Adam Smith, Glasgow ve Oxford Üniversitelerinde öğrenim görmüş ve daha sonra Glasgow Üniversitesi’nde ahlak felsefesi profesörü olmuştur. Çok geniş sahaya yayılan çeşitli yazıları vardır. Ekonomi, bunlar arasında en önemlisidir.
Ekonomi örgütü hakkındaki görüşlerini etkileyen, doğal hukuka ilişkin inancıdır. Doğal olaylarda bir düzen mevcuttur; bunu gözlem ve ahlâk hissi ile tespit etmek mümkündür. Sosyal örgüt ve pozitif hukuk, bu düzene karşı çıkacağına, ona uymalıdır.
Smith’in 1776 yılında yayınladığı 'Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations' adlı kitabı, üretim ve gelir dağılımı teorisini içermekte ve bu prensiplerin ışığında geçmişi değerlendirmektedir. Politika uygulamalarına da yer verdiği bu kitapta üzerinde önemle durduğu konu ekonomik büyümedir.
Büyümenin itici gücünü, işbölümü oluşturmaktadır. İşbölümü, üretim artışına, teknik ilerlemeye ve sermaye birikimine yol açmaktadır. İşbölümü, mübadele gerektirmekte ve piyasanın büyüklüğü tarafından sınırlanmaktadır. Her insan başkalarının elindeki malları arzu ettiği, çıkarlarına göre hareket ettiği için mübadele meydana gelmektedir. Büyümeyi sağlayan diğer bir unsur sermaye birikimidir. Büyümenin başarılı olması için toplumsal, kurumsal ve hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerekmektedir.
Simith’e göre doğal hürriyet sisteminde her insan kendi çıkarlarını izlerken, istemeden toplumun çıkarını da sağlamaktadır. Aslında Smith, tam rekabet sistemine güvenmekte ve bu sistemin, kaynakların optimum dağılımına yol açacağına inanmaktadır. Laissez-faire sistemini savunmasına rağmen, devlet müdahalesinin gereğine de yer vermekte, yeni kurulan sanayilerin gümrük tarifesiyle himayesine ve devletin üç ana fonksiyonu olan emniyet, adalet ve altyapı yatırımlarına ağırlık vermektedir.
Büyümenin dışında Smith, mikroekonomik sorunlar üzerinde de durmuştur. Ona göne fiyatları tayin eden üretim maliyetidir. Rant, fiyatı tayin etmemekte, rant fiyat tarafından tayin edilmektedir.
Smith, ücretleri açıklamak için çeşitli teoriler öne sürmüştür. Ücretlerin asgari geçim düzeyinde oluşması bunlardan biridir. Smith’e göre kâr, zamanla rekabet ve kârlı işler bulma güçlüğü sonucunda düşecektir.
Merkantilist ve fizyokrat düşünce sistemlerine karşı çıkan ve dış ticareti savunan Smith’in en önemli teorik katkısı, tam rekabet altında kaynakların optimal etkin dağılımı hakkında ilk analizi geliştirmiş olmasıdır
1924 yılı mayıs ayında Elazığ Harput’un Göllübağ’ında doğdu.Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur.Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti.Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksek tahsilini tamamladı.
Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi.Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969) . Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960) . 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974’de emekliye ayrıldı.Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975) .Türk Edebiyatı Cemiyeti Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin yönetmenliğini yaptı.MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi.
1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı.1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan bu yana da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.8 Şubat 2001 tarihinde İstanbul’da öldü.
ESERLERİ
Kültür Emperyalizmi, Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Mehmet Akif, Yunus Emre,Mevlana, Bizim Alkibiaadis,Ecurufya,Sohbetler 1-2, Temellerin Duruşması,Güneydoğu Yakından,Şiir İncelemeleri, Doğudan Doğuş,Türk Edebiyatı 1-3
HAKKINDA YAZILANLAR
Şeyhü’l Muharririn Ahmet Kabaklı
Mahmut Çetin
1924 yılı Mayıs ayında Elazığ Harput’da doğdu.Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur.Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti. Hep bir Harput hasretlisi olarak yaşadı.Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksek tahsilini tamamladı.
Öğretmenlik Yılları
Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi.Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969) . Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960) . 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974’de emekliye ayrıldı.Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975) .
Yazı Hayatı
1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı.1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan 2000 yılı sonuna kadar da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. “Gün Işığında” köşesinde değerli makaleleri ile ışık saçtı. Türkiye’ye Türk Milletine ve Türkçeye aşık olup, çok seviyordu. Ve ömrünü bu değerlere hizmet için harcadı. Kalemiyle 54 yıl hizmet etti. arkasında ciltler dolusu eser, makale, şiir ve sohbet ile derin izler bıraktı. Bir ömür emek vererek ülkesine hizmet etti.
12 Eylül 1980 öncesinde terörün Türkiye'yi teslim almak için dört koldan saldırdığı bir hengamede, bazı zenginler memleketi terk ederken Kabaklı Hoca, toplumumuzun değer yargıları için mücadele veren bir insandı.
Şeyhül Muharririn
MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi.
Ahmet Kabaklı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu
Hocalık yaptığı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na Mehmet Sağlam'ın Milli Eğitim Bakanlığı'nda ismi verilmişti. Ne yazık ki bir sonraki yönetim, 'Ahmet Kabaklı' adını oradan kaldırdı.Ama cenazesindeki kalabalık, bu asil milletin O’nu sevdiğinin ve minnet duygusunun tezahürüdür.
Türk Edebiyatı Vakfı
Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yönetmenliğini yaptı. Sohbetten aldığı hazzı belki hiçbir şeyde duymazdı.
Sohbet düşkünlüğünden dolayı Türk Edebiyatı Vakfı'nda sohbet toplantıları tertiplerdi. Bu güzellik 30 yıl sürdü. Türk Edebiyat Vakfı’da 30 yıl her hafta Çarşamba günü açık oturum ve konferanslarla Türk ve İslâm Dünyasının meselelerini gündeme getirdi.Türk Edebiyatı Vakfındaki Çarşamba sohbetleri tatlı bir hatıra olarak kaldı.
Rahmetli Ahmet Kabaklı çok sevdiği eşini Kadir Gecesi’nde kaybetmişti. Önce eşi Meşkure Hanım girdi ahiret kapısından. Ondan hemen sonra da Kabaklı Hoca. 8 Şubat 2001... Ahmet Kabaklı’nın ameliyatla bir kat daha saflaşan kalbi, dakik bir saat gibi 14.00'te durdu. Türkçe'ye, Türkiye'ye ve Türk insanına aşkla bağlıydı, hiçbir olumsuzluk onu Büyük Türkiye idealinden döndüremedi.
Eserleri
Türk Edebiyatı (5 cilt) , Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Kültür Emperyalizmi, Bürokrasi ve Biz, Mehmed Akif, Yunus Emre, Mevlâna, Mubayyelat-ı Aziz Efendi, Bizim Alkibiyades, Ecurufya, Ejderha Taşı, Nedim, Temellerin Duruşması, Sohbetler, Sultanü’ş Şuarâ ve Şiir İncelemeleri...
Öcalan, bugüne kadar iyi bir önderlik yapamadığını şöyle itiraf ediyor:
'Kürt halkı çok acılı bir halktır; keşke bunlar olmasaydı. Keşke daha iyi önderlik yapabilseydim. Bu iki yüzyıllık bir oyundur. Ben iyi bir önder olamadıysam, özür dilerim..'
11/05/2001 11:14
Türkiyede 40 binden fazla insanımızın ölmesine neden olan insan bir oyuna geldiğini itiraf ediyor ama hala bunu anlamayanlar var
apo=dış mikraklar ve uyuşturucu ticaretidir
yapılanlar unutulmadı unutulmayacaktır. ve tarihte hiçbir millet devletine başkaldırdıysa iflah olmamıştır
1863 de kurulan fransız-ingiliz sermayeli banka adı Bank-Osmani-iŞahaneye idi
Osmanlı devleti adına banknot basma yetkisi verildi Ayrıca bu banka aracılığıyla Avrupadan borç para bulunuyordu
banka genelde piyasaya yeterli banknot vermeyerek darlık oluşturmuştur
93 harbi olarak bilinen 1877-78 osmanlı- rus harbinde devletin borç para talebini karşılamayan bankadan 1.dünya savaşı başlangıcında para basma yetkisini kaldırdı
ayrıca banka osmanlının avrupaya borçlarına karşılık kurulan duyun-i idaresiyle de işbirliği yaparak
osmanlının tuz, tütün,tekel gelirleri ham ipek,balıkçılık,alkollü içeçek vergilerini ve devletin Doğu rumali vilayetlerinden toplanan vergilerin Avrupaya aktarılması görevi gördü
ne anlatılabilir nede yazılabilir anlamak için görülmesi gereken bir durum
ama siz anlamak isterseniz
yahudilerin 2. dünya savaşında başına gelenlerin lafı dahi olmaz
ve anlmak isterseniz
anadoluda ermenilerin ve yunanlıların yaptığı zulme benzer
ve anlamak isterseniz sırpların kökenini
kazıklı voyvadayı bilmelisiniz
kadınlara tecevüz edilerek öldürdüler erkeklerin cinsel organlarını kestiler
ve işi öyle eğlenceye vurdular ki
turlarla insan avcıları getirdiler
özellikle fransızlar geliyordu ve buna av partisi deniyordu vurdukları her bosnalı için 1000 frank veriyorlardı duymuşsunuzdur sinaypırlar (ing. neyse) bosnalı su almak için dahi sokağa çıkması ölüm demekti
sırplar aynı zamanda tarih düşmanıydılar ve hınçlarını osmanlının son kalesi olan bosnadan silmek için mostar köprüsünü dahi bombaladılar
sırplar için sadece vahşi bir hayvanın dahi yapamayacaklarını yapan insan müsvetteleri denilebilir
insanın bir yerden bir yere seyahati intikali
bütün insanlar gerçek uyanışa gidecek bir yolcudur bu hakikat hiçbir şekilde değişmez
ilk insandan bu yana ve sonrasında devamlı yapılan yapılacak olandır
bu yolculukta götürülecek iki şey vardır
Allahın emirlerine uyup uymadıkları
ve Allah'a isyanı
yolculuk sonunda yolcuları bu yolculuğa çıkaran değerlendirecektir
ilim ve bilim aynı anlamda olan iki kelimedir
Allahın insana bahşettiği kül den bir cüz ile insan oğlu gene allahın insana öğrettiği eşyanın adıyla aslında var olanı tekrar bulmasıdır.
hiç bir şey insan için yoktan var edilemez insanda bu yeti yoktur ancak insan Allah'ın kendisine izin verdiği şeyleri yapabilir bulabilir.
gen teknolojisinde ilerlemeler sonucu bazı çevreler tarafından bu doğma saydıkları din ve Allah olgusunun sonu olarak kabul edildi ama maalesef gözleri kapalı olduğu gibi akılllarıda kapalı olan bu çevre şunu asla anlayamadı her sanatcının mutlaka bir ustası vardır ve hiçbir sanatcı asıl usta kadar hakim değildir eserine
bir ressam resim yaparken resimini güzel buluyoruz ama hiç o resmi aslından daha güzel bulanımız varmıdır.
herşeyi yaratan yaradıcı ilim sahibi olup onun ilminden sadece bize izin verilen kadarını kullanıyoruz
sınır neresi diye sorarsanız sınırı da belirleyen onu verendir ancak o bilebilir.
ilim insanı bir yaratıcının varlığını dikte eder çünkü ilim ile ilim adamı yaratılan şaheserdeki inceliği ve mükemmel imzayı görür
yeter ki insanın bazı yerleri kapanmamış olsun
türklerin hayatına islamiyetle birlikte giren bir kelime peygamberimizin adını zamanla mehemmed olarak türkçe kazanmış daha sonra isim kendini mehmed olarak türkçe isimler arasında yer bulmuştur ismin anlamı güzel, doğru dur Ahmed ve Muhammed isimlerinin anlamlarını paylaşmaktadır
bu isim ayrıca türkler için Askerliği savaşcı kişiliğini bağımsızlık duygusunuda temsil etmektedir
her mehmed bir asker ve her askerde mehmetcik dir
kolay yoldan para kazanma yolu bazı akl-ı evvel ülkelere halka uzayda bizden başka canlılarlarda var örneğin ben dün gece mehtaba karşı bir uzaylıyla yemek yedim çok romantik oluyor diyerek tişört vb. hatıra eşyası satmaya çalışmaktalar
kalkıma duyururum ki uzayda mustafa tpaloğlundan başka canlı yoktur.
lütfen korsana izin vermeyin mustafa topaloğlu kasetlerini uyanıklarından almayın
nasaya duyuru aradığınız uzaylı 50 yıldır bizim aramızda yaşıyor boşuna aramayın uzaya mesaj göndererek dünyamızın çevresini kirletmeyin
gelişmekte olan ülkelerin ve az gelişmiş ülkelerin neredeyse hiçbir zaman + yapamayacağı ticareti
günümüz dünyası artık sadece tarım ile kendi kendine yeterlilik dönemini geçmiş artan insan ihtiyaçları nedeniyle tüketim de artmıştır iletişiminde artması sonucu dünyanın herhangi bir ülkesinde üretilen bir mala talep doğmakta ve bu mal talebini karşılamak için de ithalat yapılmaktadır
eğer petrol üreten bir devlet yada zengin maden yatakları (altın uranyum vs) sahip değilseniz ve teknolojik düzeyinizde yeterli değilde
ithalatı karşılayabilmek için bir şeyler üretmelisiniz ve ürettiğinizi satarak elde edeceğiniz gelirle dış ticaret yapabileceksiniz
dış tiaret ülkenin refah düzeyini artırıcı etki yapar dış ticaretiniz ne kadar fazla ise o kadarda istihdam yaratabilirsiniz
az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin dış ticarete konu olan ana malları
tarım -maden ve ara mallar niteliğindedir
türk tarihi 5000 yıl kadar öncesine dayanan bir geçmiş hakkında az da olsa bilgilerimiz vardır türk tarihini en eski yazıtları Orhun yazıtlarıdır daha eskilerden gelen yenisey yazıtları maalesef yeterli bilgi verecek durumda değillerdir...........
orta asyada ve anadoluda birbirinden büyük devletler kurmuşlardır
türkler tarihleri boyunca daima yöneten insanlar olmuştur hiçbir zaman esaet altında uzun dönem yaşamamıştır
türk milletinin ve türk tarihinin izlerini
viyanadan çine kadar yapacağınız yolculukta görebilirsiniz
hatta japonya
endonazya
ve afrikada
laiklik devletin dine karışmamasıdır yani kişilerin dini inançlarını belirleyen olmadığı gibi sınırlayanda olmamasıdır ama malesef bu konu özellikle türkiyede islami kesim tarafından yanlış anlaşılmakta ve devamlı olarak devlet aleyhine kullanılmaya çalışılan bir konu olmaktan ileri gidememektedir
Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman kişilerin dini inançlarına baskıcı uygulama getirmemiştir sadece bu yönde ileri sürebilecekleri argüman olan eğitimde başörtüsü olayıdır ki bunun da nede bu noktaya geldiğini en iyi onlar tarafından bilinmektedir.
iran şahının yıkılışını hazırlayanlar üniversite gençliğiydi dini inançlar öne atılarak iran şahlığı yıkılarak yerine iran molla devleti kuruldu
günümüz dünyasında refah düzeyi ve inançların en rahat yaşandığı ülke Türkiye maalesef belli bir kesim bu konuyu devamlı kaşıyarak türkiyede sorun çıkartma çalışması yapmakta (tehlikeli yazılar)
evet laiklik tek yönlüdür çünkü devlet sadece kendi varlık gerekçesine bakar ve kişiler hangi dinden olduğuyla ilgilenmez
şikayet edenlerin şikayet nedenlerini başka dine mensup insanlarda yapsa devlet aynı uygulamayı yapmaktan çekinmeyecektir
İnanan insanlar daha kendi iç dünyalarındaki eksikliklerini tamamlamadan tüm toplumu düzeltmeye kalkmaları ne acıdır ve bunu Allah adına yapmaya kalkmaları ne cahilcedir
ve inananlarca her gün okunan Kur'an da sadece şu konuyu anlamamaları ne acıdır.
Allah buyuruyor ki hidayeti yalnız ben veririm
bu dahi anlaşılamazken insanların istedikleri bir laiklik sonrası anlayışları nasıl olacaktır acaba
not inanan kesime göre (aklı başında olanları tenzih ederim) laiklik dinsizliktir ve dinsiz rejimler tağut olarak algılanır ve tağuti rejimlerinde yıkılması gerekir
böyle bir kavram olabilicek bir şeydeğildir. sebebi de
din ve ideoloji kavramlarının bir birinden ayrı olmasıdır
Allah tarfından gönderilen din özellikle son din islam kişilere gelmiştir
devlet ise somut olmaktan çok soyut bir kavramdır ve soyut olan birşeyinde dini olup olmadığını öğrenmek saçma bir bir durumdur.
ayrıca din bir ideoloji değil yaşam biçimidir ki bu yaşamı anlayışını devletin içine sokmaya kalkarsanız o toplumda yaşayan diğer insanların dini inançları ne olacak tartışması doğar
eğer çoğunluğun dini neyse devletimin dini de o olsun düşüncesine gidilirse burada çoğunluk olanın başka bir ülkede azınlık olması halinde baskı ve sindirmeyle yok olması anlamına gelirki bunun da ne din anlayışında nede çağdaş insanlık değerlerinde yeri vardır
sana söylediklerimin hepsi tatlı zevkli bir hayat geçirmek istersen yapman gerekenler ama benden bir nasihat istersen beni dinleme benim halim sana örnek olsun
türk yapımı ilk halı süpürgesi okadar çok tutuldu ki üreticisi yurt içi ve dışı taleplerine yetişemiyordu. malesef daha sonraları teknolojik olarakda ürününü geliştiremeyince silinip gitti
eğer gerekli özen gösterilseydi belki şu anda türkiyenin yurtdışındak tanınan en önemli ihraç malı olacaktı
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ANADOLU'NUN DURUMU VE KURTULUŞ ÇARELERİ Samsun'a çıktığım gün genel durum ve görünüş Bunlara karşı düşünülen kurtuluş çareleri Milli kuruluşlar, siyasi amaç ve hedefleri Memleket içinde ve İstanbul'da ...
kuran-ı kerim
02.04.2005 - 01:19'Ey iman edenler sizi ne mallarınız ne çocuklarınız yada evladınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın kim bunu yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir' münafikun 9
adam smith
02.04.2005 - 01:14Adam Smith (1723 - 1790)
İskoçyalı (ingiliz olarakda bilinir) ekonomist ve filozof olan Adam Smith, Glasgow ve Oxford Üniversitelerinde öğrenim görmüş ve daha sonra Glasgow Üniversitesi’nde ahlak felsefesi profesörü olmuştur. Çok geniş sahaya yayılan çeşitli yazıları vardır. Ekonomi, bunlar arasında en önemlisidir.
Ekonomi örgütü hakkındaki görüşlerini etkileyen, doğal hukuka ilişkin inancıdır. Doğal olaylarda bir düzen mevcuttur; bunu gözlem ve ahlâk hissi ile tespit etmek mümkündür. Sosyal örgüt ve pozitif hukuk, bu düzene karşı çıkacağına, ona uymalıdır.
Smith’in 1776 yılında yayınladığı 'Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations' adlı kitabı, üretim ve gelir dağılımı teorisini içermekte ve bu prensiplerin ışığında geçmişi değerlendirmektedir. Politika uygulamalarına da yer verdiği bu kitapta üzerinde önemle durduğu konu ekonomik büyümedir.
Büyümenin itici gücünü, işbölümü oluşturmaktadır. İşbölümü, üretim artışına, teknik ilerlemeye ve sermaye birikimine yol açmaktadır. İşbölümü, mübadele gerektirmekte ve piyasanın büyüklüğü tarafından sınırlanmaktadır. Her insan başkalarının elindeki malları arzu ettiği, çıkarlarına göre hareket ettiği için mübadele meydana gelmektedir. Büyümeyi sağlayan diğer bir unsur sermaye birikimidir. Büyümenin başarılı olması için toplumsal, kurumsal ve hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerekmektedir.
Simith’e göre doğal hürriyet sisteminde her insan kendi çıkarlarını izlerken, istemeden toplumun çıkarını da sağlamaktadır. Aslında Smith, tam rekabet sistemine güvenmekte ve bu sistemin, kaynakların optimum dağılımına yol açacağına inanmaktadır. Laissez-faire sistemini savunmasına rağmen, devlet müdahalesinin gereğine de yer vermekte, yeni kurulan sanayilerin gümrük tarifesiyle himayesine ve devletin üç ana fonksiyonu olan emniyet, adalet ve altyapı yatırımlarına ağırlık vermektedir.
Büyümenin dışında Smith, mikroekonomik sorunlar üzerinde de durmuştur. Ona göne fiyatları tayin eden üretim maliyetidir. Rant, fiyatı tayin etmemekte, rant fiyat tarafından tayin edilmektedir.
Smith, ücretleri açıklamak için çeşitli teoriler öne sürmüştür. Ücretlerin asgari geçim düzeyinde oluşması bunlardan biridir. Smith’e göre kâr, zamanla rekabet ve kârlı işler bulma güçlüğü sonucunda düşecektir.
Merkantilist ve fizyokrat düşünce sistemlerine karşı çıkan ve dış ticareti savunan Smith’in en önemli teorik katkısı, tam rekabet altında kaynakların optimal etkin dağılımı hakkında ilk analizi geliştirmiş olmasıdır
ahmet kabaklı
01.04.2005 - 23:01Ahmet Kabaklı
1924 yılı mayıs ayında Elazığ Harput’un Göllübağ’ında doğdu.Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur.Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti.Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksek tahsilini tamamladı.
Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi.Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969) . Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960) . 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974’de emekliye ayrıldı.Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975) .Türk Edebiyatı Cemiyeti Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin yönetmenliğini yaptı.MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi.
1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı.1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan bu yana da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.8 Şubat 2001 tarihinde İstanbul’da öldü.
ESERLERİ
Kültür Emperyalizmi, Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Mehmet Akif, Yunus Emre,Mevlana, Bizim Alkibiaadis,Ecurufya,Sohbetler 1-2, Temellerin Duruşması,Güneydoğu Yakından,Şiir İncelemeleri, Doğudan Doğuş,Türk Edebiyatı 1-3
HAKKINDA YAZILANLAR
Şeyhü’l Muharririn Ahmet Kabaklı
Mahmut Çetin
1924 yılı Mayıs ayında Elazığ Harput’da doğdu.Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur.Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti. Hep bir Harput hasretlisi olarak yaşadı.Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksek tahsilini tamamladı.
Öğretmenlik Yılları
Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi.Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969) . Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960) . 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974’de emekliye ayrıldı.Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975) .
Yazı Hayatı
1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı.1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan 2000 yılı sonuna kadar da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. “Gün Işığında” köşesinde değerli makaleleri ile ışık saçtı. Türkiye’ye Türk Milletine ve Türkçeye aşık olup, çok seviyordu. Ve ömrünü bu değerlere hizmet için harcadı. Kalemiyle 54 yıl hizmet etti. arkasında ciltler dolusu eser, makale, şiir ve sohbet ile derin izler bıraktı. Bir ömür emek vererek ülkesine hizmet etti.
12 Eylül 1980 öncesinde terörün Türkiye'yi teslim almak için dört koldan saldırdığı bir hengamede, bazı zenginler memleketi terk ederken Kabaklı Hoca, toplumumuzun değer yargıları için mücadele veren bir insandı.
Şeyhül Muharririn
MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi.
Ahmet Kabaklı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu
Hocalık yaptığı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na Mehmet Sağlam'ın Milli Eğitim Bakanlığı'nda ismi verilmişti. Ne yazık ki bir sonraki yönetim, 'Ahmet Kabaklı' adını oradan kaldırdı.Ama cenazesindeki kalabalık, bu asil milletin O’nu sevdiğinin ve minnet duygusunun tezahürüdür.
Türk Edebiyatı Vakfı
Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yönetmenliğini yaptı. Sohbetten aldığı hazzı belki hiçbir şeyde duymazdı.
Sohbet düşkünlüğünden dolayı Türk Edebiyatı Vakfı'nda sohbet toplantıları tertiplerdi. Bu güzellik 30 yıl sürdü. Türk Edebiyat Vakfı’da 30 yıl her hafta Çarşamba günü açık oturum ve konferanslarla Türk ve İslâm Dünyasının meselelerini gündeme getirdi.Türk Edebiyatı Vakfındaki Çarşamba sohbetleri tatlı bir hatıra olarak kaldı.
Rahmetli Ahmet Kabaklı çok sevdiği eşini Kadir Gecesi’nde kaybetmişti. Önce eşi Meşkure Hanım girdi ahiret kapısından. Ondan hemen sonra da Kabaklı Hoca. 8 Şubat 2001... Ahmet Kabaklı’nın ameliyatla bir kat daha saflaşan kalbi, dakik bir saat gibi 14.00'te durdu. Türkçe'ye, Türkiye'ye ve Türk insanına aşkla bağlıydı, hiçbir olumsuzluk onu Büyük Türkiye idealinden döndüremedi.
Eserleri
Türk Edebiyatı (5 cilt) , Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Kültür Emperyalizmi, Bürokrasi ve Biz, Mehmed Akif, Yunus Emre, Mevlâna, Mubayyelat-ı Aziz Efendi, Bizim Alkibiyades, Ecurufya, Ejderha Taşı, Nedim, Temellerin Duruşması, Sohbetler, Sultanü’ş Şuarâ ve Şiir İncelemeleri...
APO
01.04.2005 - 22:58Öcalan, bugüne kadar iyi bir önderlik yapamadığını şöyle itiraf ediyor:
'Kürt halkı çok acılı bir halktır; keşke bunlar olmasaydı. Keşke daha iyi önderlik yapabilseydim. Bu iki yüzyıllık bir oyundur. Ben iyi bir önder olamadıysam, özür dilerim..'
11/05/2001 11:14
Türkiyede 40 binden fazla insanımızın ölmesine neden olan insan bir oyuna geldiğini itiraf ediyor ama hala bunu anlamayanlar var
apo=dış mikraklar ve uyuşturucu ticaretidir
yapılanlar unutulmadı unutulmayacaktır. ve tarihte hiçbir millet devletine başkaldırdıysa iflah olmamıştır
filistin
01.04.2005 - 21:10http://www.aqsanews.net/
bakın ve görün acıyı ve zulmü bunu yapanda 1945 den beri insanların acıma duygularına oynayan bir millet
şeytanla dans etmek
01.04.2005 - 19:03şeytanla dans ederim diyenler kendilerini çok akıllı görenlerdir kendini akıllı görmek ise kibirdir kibirde şeytandandır anlayana
osmanlı bankası
01.04.2005 - 18:591863 de kurulan fransız-ingiliz sermayeli banka adı Bank-Osmani-iŞahaneye idi
Osmanlı devleti adına banknot basma yetkisi verildi Ayrıca bu banka aracılığıyla Avrupadan borç para bulunuyordu
banka genelde piyasaya yeterli banknot vermeyerek darlık oluşturmuştur
93 harbi olarak bilinen 1877-78 osmanlı- rus harbinde devletin borç para talebini karşılamayan bankadan 1.dünya savaşı başlangıcında para basma yetkisini kaldırdı
ayrıca banka osmanlının avrupaya borçlarına karşılık kurulan duyun-i idaresiyle de işbirliği yaparak
osmanlının tuz, tütün,tekel gelirleri ham ipek,balıkçılık,alkollü içeçek vergilerini ve devletin Doğu rumali vilayetlerinden toplanan vergilerin Avrupaya aktarılması görevi gördü
Bosnada sırplarca yapılan vahşet
01.04.2005 - 18:42ne anlatılabilir nede yazılabilir anlamak için görülmesi gereken bir durum
ama siz anlamak isterseniz
yahudilerin 2. dünya savaşında başına gelenlerin lafı dahi olmaz
ve anlmak isterseniz
anadoluda ermenilerin ve yunanlıların yaptığı zulme benzer
ve anlamak isterseniz sırpların kökenini
kazıklı voyvadayı bilmelisiniz
kadınlara tecevüz edilerek öldürdüler erkeklerin cinsel organlarını kestiler
ve işi öyle eğlenceye vurdular ki
turlarla insan avcıları getirdiler
özellikle fransızlar geliyordu ve buna av partisi deniyordu vurdukları her bosnalı için 1000 frank veriyorlardı duymuşsunuzdur sinaypırlar (ing. neyse) bosnalı su almak için dahi sokağa çıkması ölüm demekti
sırplar aynı zamanda tarih düşmanıydılar ve hınçlarını osmanlının son kalesi olan bosnadan silmek için mostar köprüsünü dahi bombaladılar
sırplar için sadece vahşi bir hayvanın dahi yapamayacaklarını yapan insan müsvetteleri denilebilir
yolcu
01.04.2005 - 18:33insanın bir yerden bir yere seyahati intikali
bütün insanlar gerçek uyanışa gidecek bir yolcudur bu hakikat hiçbir şekilde değişmez
ilk insandan bu yana ve sonrasında devamlı yapılan yapılacak olandır
bu yolculukta götürülecek iki şey vardır
Allahın emirlerine uyup uymadıkları
ve Allah'a isyanı
yolculuk sonunda yolcuları bu yolculuğa çıkaran değerlendirecektir
Allah Tüm yolcuları Hak yolun yolcusu yapsın
bilim
01.04.2005 - 18:24ilim ve bilim aynı anlamda olan iki kelimedir
Allahın insana bahşettiği kül den bir cüz ile insan oğlu gene allahın insana öğrettiği eşyanın adıyla aslında var olanı tekrar bulmasıdır.
hiç bir şey insan için yoktan var edilemez insanda bu yeti yoktur ancak insan Allah'ın kendisine izin verdiği şeyleri yapabilir bulabilir.
gen teknolojisinde ilerlemeler sonucu bazı çevreler tarafından bu doğma saydıkları din ve Allah olgusunun sonu olarak kabul edildi ama maalesef gözleri kapalı olduğu gibi akılllarıda kapalı olan bu çevre şunu asla anlayamadı her sanatcının mutlaka bir ustası vardır ve hiçbir sanatcı asıl usta kadar hakim değildir eserine
bir ressam resim yaparken resimini güzel buluyoruz ama hiç o resmi aslından daha güzel bulanımız varmıdır.
herşeyi yaratan yaradıcı ilim sahibi olup onun ilminden sadece bize izin verilen kadarını kullanıyoruz
sınır neresi diye sorarsanız sınırı da belirleyen onu verendir ancak o bilebilir.
ilim insanı bir yaratıcının varlığını dikte eder çünkü ilim ile ilim adamı yaratılan şaheserdeki inceliği ve mükemmel imzayı görür
yeter ki insanın bazı yerleri kapanmamış olsun
mehmet
01.04.2005 - 18:14türklerin hayatına islamiyetle birlikte giren bir kelime peygamberimizin adını zamanla mehemmed olarak türkçe kazanmış daha sonra isim kendini mehmed olarak türkçe isimler arasında yer bulmuştur ismin anlamı güzel, doğru dur Ahmed ve Muhammed isimlerinin anlamlarını paylaşmaktadır
bu isim ayrıca türkler için Askerliği savaşcı kişiliğini bağımsızlık duygusunuda temsil etmektedir
her mehmed bir asker ve her askerde mehmetcik dir
Şeytanın Gör Dediği
01.04.2005 - 16:33kardeniz sahil kentlerini mutlaka görün yazın yayla şenliklerini pişman olmazsınız hem ucuz hem değer
şeytan diyor ki
01.04.2005 - 16:31artık benim adıma başkaları konuşuyor telif hakkı isterim
uzay
01.04.2005 - 16:30kolay yoldan para kazanma yolu bazı akl-ı evvel ülkelere halka uzayda bizden başka canlılarlarda var örneğin ben dün gece mehtaba karşı bir uzaylıyla yemek yedim çok romantik oluyor diyerek tişört vb. hatıra eşyası satmaya çalışmaktalar
kalkıma duyururum ki uzayda mustafa tpaloğlundan başka canlı yoktur.
lütfen korsana izin vermeyin mustafa topaloğlu kasetlerini uyanıklarından almayın
nasaya duyuru aradığınız uzaylı 50 yıldır bizim aramızda yaşıyor boşuna aramayın uzaya mesaj göndererek dünyamızın çevresini kirletmeyin
göz
01.04.2005 - 07:03güzel bir kozmik olay sanki gerçek insan gözü
dış ticaret
01.04.2005 - 06:15gelişmekte olan ülkelerin ve az gelişmiş ülkelerin neredeyse hiçbir zaman + yapamayacağı ticareti
günümüz dünyası artık sadece tarım ile kendi kendine yeterlilik dönemini geçmiş artan insan ihtiyaçları nedeniyle tüketim de artmıştır iletişiminde artması sonucu dünyanın herhangi bir ülkesinde üretilen bir mala talep doğmakta ve bu mal talebini karşılamak için de ithalat yapılmaktadır
eğer petrol üreten bir devlet yada zengin maden yatakları (altın uranyum vs) sahip değilseniz ve teknolojik düzeyinizde yeterli değilde
ithalatı karşılayabilmek için bir şeyler üretmelisiniz ve ürettiğinizi satarak elde edeceğiniz gelirle dış ticaret yapabileceksiniz
dış tiaret ülkenin refah düzeyini artırıcı etki yapar dış ticaretiniz ne kadar fazla ise o kadarda istihdam yaratabilirsiniz
az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin dış ticarete konu olan ana malları
tarım -maden ve ara mallar niteliğindedir
Türk tarihi
01.04.2005 - 05:45türk tarihi 5000 yıl kadar öncesine dayanan bir geçmiş hakkında az da olsa bilgilerimiz vardır türk tarihini en eski yazıtları Orhun yazıtlarıdır daha eskilerden gelen yenisey yazıtları maalesef yeterli bilgi verecek durumda değillerdir...........
orta asyada ve anadoluda birbirinden büyük devletler kurmuşlardır
türkler tarihleri boyunca daima yöneten insanlar olmuştur hiçbir zaman esaet altında uzun dönem yaşamamıştır
türk milletinin ve türk tarihinin izlerini
viyanadan çine kadar yapacağınız yolculukta görebilirsiniz
hatta japonya
endonazya
ve afrikada
Tek Yönlü Laiklik
01.04.2005 - 05:35laiklik devletin dine karışmamasıdır yani kişilerin dini inançlarını belirleyen olmadığı gibi sınırlayanda olmamasıdır ama malesef bu konu özellikle türkiyede islami kesim tarafından yanlış anlaşılmakta ve devamlı olarak devlet aleyhine kullanılmaya çalışılan bir konu olmaktan ileri gidememektedir
Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman kişilerin dini inançlarına baskıcı uygulama getirmemiştir sadece bu yönde ileri sürebilecekleri argüman olan eğitimde başörtüsü olayıdır ki bunun da nede bu noktaya geldiğini en iyi onlar tarafından bilinmektedir.
iran şahının yıkılışını hazırlayanlar üniversite gençliğiydi dini inançlar öne atılarak iran şahlığı yıkılarak yerine iran molla devleti kuruldu
günümüz dünyasında refah düzeyi ve inançların en rahat yaşandığı ülke Türkiye maalesef belli bir kesim bu konuyu devamlı kaşıyarak türkiyede sorun çıkartma çalışması yapmakta (tehlikeli yazılar)
evet laiklik tek yönlüdür çünkü devlet sadece kendi varlık gerekçesine bakar ve kişiler hangi dinden olduğuyla ilgilenmez
şikayet edenlerin şikayet nedenlerini başka dine mensup insanlarda yapsa devlet aynı uygulamayı yapmaktan çekinmeyecektir
İnanan insanlar daha kendi iç dünyalarındaki eksikliklerini tamamlamadan tüm toplumu düzeltmeye kalkmaları ne acıdır ve bunu Allah adına yapmaya kalkmaları ne cahilcedir
ve inananlarca her gün okunan Kur'an da sadece şu konuyu anlamamaları ne acıdır.
Allah buyuruyor ki hidayeti yalnız ben veririm
bu dahi anlaşılamazken insanların istedikleri bir laiklik sonrası anlayışları nasıl olacaktır acaba
not inanan kesime göre (aklı başında olanları tenzih ederim) laiklik dinsizliktir ve dinsiz rejimler tağut olarak algılanır ve tağuti rejimlerinde yıkılması gerekir
dinsiz ideolojiler
01.04.2005 - 05:18böyle bir kavram olabilicek bir şeydeğildir. sebebi de
din ve ideoloji kavramlarının bir birinden ayrı olmasıdır
Allah tarfından gönderilen din özellikle son din islam kişilere gelmiştir
devlet ise somut olmaktan çok soyut bir kavramdır ve soyut olan birşeyinde dini olup olmadığını öğrenmek saçma bir bir durumdur.
ayrıca din bir ideoloji değil yaşam biçimidir ki bu yaşamı anlayışını devletin içine sokmaya kalkarsanız o toplumda yaşayan diğer insanların dini inançları ne olacak tartışması doğar
eğer çoğunluğun dini neyse devletimin dini de o olsun düşüncesine gidilirse burada çoğunluk olanın başka bir ülkede azınlık olması halinde baskı ve sindirmeyle yok olması anlamına gelirki bunun da ne din anlayışında nede çağdaş insanlık değerlerinde yeri vardır
kraliçe
01.04.2005 - 05:09hükümdarın eşi Türklerde melike olarak bir dönem kullanılmıştır
şeytan diyor ki
01.04.2005 - 05:06sana söylediklerimin hepsi tatlı zevkli bir hayat geçirmek istersen yapman gerekenler ama benden bir nasihat istersen beni dinleme benim halim sana örnek olsun
Gırgır
01.04.2005 - 05:04dalga geçme kafa bulma anlamlarında kullanılır
Gırgır
01.04.2005 - 05:03türk mizah hayatında önemli bir dergimiz onunla büyüdük diyebiliriz
Gırgır
01.04.2005 - 05:02türk yapımı ilk halı süpürgesi okadar çok tutuldu ki üreticisi yurt içi ve dışı taleplerine yetişemiyordu. malesef daha sonraları teknolojik olarakda ürününü geliştiremeyince silinip gitti
eğer gerekli özen gösterilseydi belki şu anda türkiyenin yurtdışındak tanınan en önemli ihraç malı olacaktı
Toplam 940 mesaj bulundu