Vezir Bey, Cumhuriyet devrimi yapılırken halk Osmanlı idi. Bunu kabul ediyorum lakin Osmanlı imparatorluğunun bir şeylerin yanlış gittiğini anlaması ve silkelenmesi aslında 1700'lerin ortalarında başlıyor. 3.Selim, 2.Mahmut döneminde birtakım yenilik çabaları var. Batıdan mühendis, asker, öğretmen falan getirtiyorlar bir şeyleri düzeltmek için. Sonrası malum, tanzimat fermanı, islahat fermanı, 1.meşrutiyet, 2.meşruyiet, ilk anayasa 1876 kanuni esasi imparatora ufak ufak sınırlamalar getirme çalışmaları var yani bu değişim süreci belli ve sonra Atatürk devrimleri ile müthiş bir hızlanma oluyor lakin sonrasında yani 1940'larda tekrar sönümleniyor. Demem o ki sanırım daha asırlar var pişmek için. Avrupaya yeniden bir bakalım. Cumhuriyet 2500 yıl, üniversite geleneği 800 yıl, sekülerleşme çabaları ise 400 yıllık bir maziye sahip. bizde ise yenilik çabalarının mazisi 300 yıl. Cumhuriyetle tanışmamız 100 yıl, üniversiteler 100 yıl (Darül fünunu saymazsak) sekülerleşme de keza 100 yıl. Vezir Bey düşünceleriniz, temennileriniz güzel lakin bence daha çok zamana ihtiyaç var. Saygılar dilerim efendim. İyi geceler.
1.Osmanlı imparatorluğu cumhuriyet değil monarşi idi ve Anadolu toprakları zaten monarşinin çok daha önceden olgunlaştığı bir coğrafya idi. 2.Fransa'nın o burjuva devrimi mazisi olmayan, ha deyince vuku bulmuş bir olay değildir. Sosyoloji süreç analizidir. Bir olay vuku bulmadan önce o olayı doğuracak sebepler birikmeye başlar. Reform ya da devrim artık topun ateşlenmesidir sadece. Şartlar oluşmadan, ortam kıvama gelmeden vuku bulmaz. Tarihte bir tek örneği yoktur.
Bir düşünür; ‘’Ölüme bu korkunç görünümü getiren hekimlerle papazlardır!’’ der. Onu hayalimizin korkunçlaştırdığı dehşetlerden soyarak incelemeliyiz. Kendisinden önce can çekişme acılarından ölüm sorumlu değildir. Bütün hastalıklar gibi bu son işkenceler de hayata aittir. Ölüme yenilmemek için sırnaşıp duruverir. Bizi dehşete düşüren işte bu didişmenin seyredilmesidir. Can çekilince acılar birden kesiliverir. Ondan ötede bir şey yok. Bazı çaresiz olaylarda acı çekenleri kurtarmak için öldürmek istemiyorlar mı? Ölümün gerektiğinde kurtarıcı bir kuvvet olarak başvurulduğunu görüyoruz. (Hüseyin Rahmi Gürpınar-Hayat ve ölüm)
Belirsizlik insanın en doğal durumudur. Ama insan bu belirsizliğin içinde alan yaratmak yerine başkalarına sığınır. Bu bir tür kaçıştır. (Soren Kierkegaard-Ya ya da)
Her ülke Cumhuriyete layıktır ama Cumhuriyeti içselleştirmek bir süreç meselesidir. Hem de geniş zamana yayılan bir süreç meselesidir. Avrupa'ya baktığımızda krallık, oligarşi ve Cumhuriyet arasında bir gidip gelme görüyoruz. Cumhuriyet, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar Avrupa'da 2000 yıldır tartışılmış, fikirler olgunlaşmış ve bugünkü haline ulaşılmıştır. Dünyanın geri kalanının ise cumhurityetle pek de köklü bir geçmişi yoktur. Nasıl ki bir çocuğun doğumu için 9 ay beklemek lüzumu varsa makro düzeydeki beklentilerin vücut bulması için de binlerce yıla ihtiyaç olabilmektedir. Anadolu ve Ortadoğu'da cumhuriyetin içselleştirlmesi için ne yazık ki daha asırlar var belli ki.
Rahatlamanın birinci şartı, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır. Herkes kendi zihninde olup bitenlere göre eyler, kendi savaşını verir, kendini suçlar, cezalandırır ya da ödüllendirir. Etraftakiler o an sadece sahneyi renklendiren görüntülerden ibarettir.
‘’Bu iskemle üzerine oturanı aptala çevirir.’’ şeklinde bir inanış ortaya atılsa ve bu inanışı ortaya atanlar hakikaten o iskemleye hiç oturmasa, sonraki nesiller o iskemlenin oturanı aptala çevireceğine yönelik bir inanış geliştirirler. Kısa süre sonra o iskemle ile ilgili kabuslar görenler bile olur. Kimisi o lanetli iskemleyi yok etmek isteyecek, kimisi de o iskemleye dokunmanın çok daha büyük bir lanet getireceğine inanacaktır. İşte insanlık tarihi bu tarz inançlarla gelmiştir günümüzde. Yalana inanırsak, yalancılar tarafından felaketlere sürükleniriz. Büyük savaşlar bile bu yalanlalarla, bu kötülemelerle başlar. (Don Miguel Ruiz)
Hegel, Kant’ın diyalektik hakkındaki görüşlerine katılıyordu ancak onları eksik buluyordu. Bu yüzden diyalektiği, değişimin kendi iç çelişkileriyle açıklayan bir kavram haline getirdi. Böylece söylemsel diyalektiğin yerini doğal süreç diyalektiği aldı. Hegelci diyalektik aslında Herakleitos’un karşıtların birliği ilkesine dayanır.
En uzak durduğunuz, en korktuğunuz, aklınıza ya da ruhunuza en itici gelen, bazen de en görmezden geldiğiniz şeyler, aslında hayat kitabının üniteleridir.
İçsel çatışmalar dönüştürücü, geliştiricidir. Onları doğru yorumladığınız takdirde... 21.asırda bu kadar yıkım, bu kadar zulüm ve bu kadar çaresizliğin tekrar tekrar yaşanması onları nasıl işleyeceğini bilememiş benliklerden ötürüdür.
Hangi filozof hakikat budur diyerek nokta koymuştur ki arayışına! Koymamıştır. Dememiştir. Böyle bir güce, böyle bir yetiye sahip olmamıştır. Bedenen ve zihnen müsait değildir belki de insan hakikati bütünüyle yutmaya, içinde tutmaya, içinden dışarı çıkarmaya! Ama bizi çağırır filozof. Özellikle çağırır. Mutluluk ve zevk-i sefa diyarına olmasa da hakikate yolculuğa!
Kişi kendi parasını harcıyorsa fiyat da önemlidir kalite de. Başkasının parasını kendisi için harcıyorsa fiyat önemli değildir. Kalite ise önemlidir. Kendi parasını başkası için harcıyorsa fiyat önemlidir. Kalite önem taşımaz. Başkasının parasını başkası için harcıyorsa fiyat da kalite de önemli değildir. (Milton Friedman)
Hiçbir şey önceden düşündüğümüz gibi olmuyor. Hatta düşünmediğimiz gibi de olmuyor. Sadece oluyor. Hayatla birlikte akabiliyor isek ne ala! Yoksa şaşırıp kalıyoruz. Bir atık, bir safra gibi bizi bir kenara atıp geçiyor. Şaşmaz bir kararlılıkla kendi yolunu izliyor. Başka birinin hayatını yaşıyor hissi kalıyor bizde sadece. (Saba Altınsay-Faili malum)
Savaş iki farklı tarafın birbirini imha etme çabası değil, birbirine kendi iradesini kabul ettirme çabasıdır. Savaş organize bir çatışmadır. Meseleye şer ekseninden bakarsanız, yani taraflardan birine iyi diğerine kötü, birine haklı diğerine haksız derseniz o savaş bitmez. Bir kısır döngüye girilir. (Carl Schmitt)
İtalya, yaratıcı zekanın kudret ve azametini bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Gelgelelim İtalya’nın hemen karşısında yer alan Korsika adası ise ilk çağların basitliği içinde kalmış, bu çerçevenin dışına çıkamamıştır. İnsan bu adada, bu adanın kaba yapılı evlerinde aile kavgalarına, kıskançlıklara, geçimsizliklere rastlayamaz. Bu evlerde hayat sanki donmuş kalmıştır. Bu adada ben bir ay boyunca sanki dünyanın sonundaymışım gibi bir hisse kapılmıştım. (Guy De Maupassant-Mutluluk)
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
13.12.2024 - 00:19Vezir Bey, Cumhuriyet devrimi yapılırken halk Osmanlı idi. Bunu kabul ediyorum lakin Osmanlı imparatorluğunun bir şeylerin yanlış gittiğini anlaması ve silkelenmesi aslında 1700'lerin ortalarında başlıyor. 3.Selim, 2.Mahmut döneminde birtakım yenilik çabaları var. Batıdan mühendis, asker, öğretmen falan getirtiyorlar bir şeyleri düzeltmek için. Sonrası malum, tanzimat fermanı, islahat fermanı, 1.meşrutiyet, 2.meşruyiet, ilk anayasa 1876 kanuni esasi imparatora ufak ufak sınırlamalar getirme çalışmaları var yani bu değişim süreci belli ve sonra Atatürk devrimleri ile müthiş bir hızlanma oluyor lakin sonrasında yani 1940'larda tekrar sönümleniyor. Demem o ki sanırım daha asırlar var pişmek için. Avrupaya yeniden bir bakalım. Cumhuriyet 2500 yıl, üniversite geleneği 800 yıl, sekülerleşme çabaları ise 400 yıllık bir maziye sahip. bizde ise yenilik çabalarının mazisi 300 yıl. Cumhuriyetle tanışmamız 100 yıl, üniversiteler 100 yıl (Darül fünunu saymazsak) sekülerleşme de keza 100 yıl. Vezir Bey düşünceleriniz, temennileriniz güzel lakin bence daha çok zamana ihtiyaç var. Saygılar dilerim efendim. İyi geceler.
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
12.12.2024 - 22:581.Osmanlı imparatorluğu cumhuriyet değil monarşi idi ve Anadolu toprakları zaten monarşinin çok daha önceden olgunlaştığı bir coğrafya idi. 2.Fransa'nın o burjuva devrimi mazisi olmayan, ha deyince vuku bulmuş bir olay değildir. Sosyoloji süreç analizidir. Bir olay vuku bulmadan önce o olayı doğuracak sebepler birikmeye başlar. Reform ya da devrim artık topun ateşlenmesidir sadece. Şartlar oluşmadan, ortam kıvama gelmeden vuku bulmaz. Tarihte bir tek örneği yoktur.
Godot'yu Beklerken
12.12.2024 - 22:49Bir düşünür; ‘’Ölüme bu korkunç görünümü getiren hekimlerle papazlardır!’’ der. Onu hayalimizin korkunçlaştırdığı dehşetlerden soyarak incelemeliyiz. Kendisinden önce can çekişme acılarından ölüm sorumlu değildir. Bütün hastalıklar gibi bu son işkenceler de hayata aittir. Ölüme yenilmemek için sırnaşıp duruverir. Bizi dehşete düşüren işte bu didişmenin seyredilmesidir. Can çekilince acılar birden kesiliverir. Ondan ötede bir şey yok. Bazı çaresiz olaylarda acı çekenleri kurtarmak için öldürmek istemiyorlar mı? Ölümün gerektiğinde kurtarıcı bir kuvvet olarak başvurulduğunu görüyoruz. (Hüseyin Rahmi Gürpınar-Hayat ve ölüm)
Godot'yu Beklerken
11.12.2024 - 00:51Belirsizlik insanın en doğal durumudur. Ama insan bu belirsizliğin içinde alan yaratmak yerine başkalarına sığınır. Bu bir tür kaçıştır. (Soren Kierkegaard-Ya ya da)
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?
11.12.2024 - 00:35Her ülke Cumhuriyete layıktır ama Cumhuriyeti içselleştirmek bir süreç meselesidir. Hem de geniş zamana yayılan bir süreç meselesidir. Avrupa'ya baktığımızda krallık, oligarşi ve Cumhuriyet arasında bir gidip gelme görüyoruz. Cumhuriyet, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi kavramlar Avrupa'da 2000 yıldır tartışılmış, fikirler olgunlaşmış ve bugünkü haline ulaşılmıştır. Dünyanın geri kalanının ise cumhurityetle pek de köklü bir geçmişi yoktur. Nasıl ki bir çocuğun doğumu için 9 ay beklemek lüzumu varsa makro düzeydeki beklentilerin vücut bulması için de binlerce yıla ihtiyaç olabilmektedir. Anadolu ve Ortadoğu'da cumhuriyetin içselleştirlmesi için ne yazık ki daha asırlar var belli ki.
Godot'yu Beklerken
10.12.2024 - 22:06Rahatlamanın birinci şartı, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır. Herkes kendi zihninde olup bitenlere göre eyler, kendi savaşını verir, kendini suçlar, cezalandırır ya da ödüllendirir. Etraftakiler o an sadece sahneyi renklendiren görüntülerden ibarettir.
Godot'yu Beklerken
10.12.2024 - 22:05‘’Bu iskemle üzerine oturanı aptala çevirir.’’ şeklinde bir inanış ortaya atılsa ve bu inanışı ortaya atanlar hakikaten o iskemleye hiç oturmasa, sonraki nesiller o iskemlenin oturanı aptala çevireceğine yönelik bir inanış geliştirirler. Kısa süre sonra o iskemle ile ilgili kabuslar görenler bile olur. Kimisi o lanetli iskemleyi yok etmek isteyecek, kimisi de o iskemleye dokunmanın çok daha büyük bir lanet getireceğine inanacaktır. İşte insanlık tarihi bu tarz inançlarla gelmiştir günümüzde. Yalana inanırsak, yalancılar tarafından felaketlere sürükleniriz. Büyük savaşlar bile bu yalanlalarla, bu kötülemelerle başlar. (Don Miguel Ruiz)
Godot'yu Beklerken
10.12.2024 - 22:03Kurtuluşun failini dışarıda arayanlar, kulluk etmeye mahkumdurlar. Özgürlük de mutluluk gibi içeride bulunan gücün, güneşin, ışığın yansımalarıdır.
üç şey
10.12.2024 - 15:04Anılar
Düşler
Düşünceler
Godot'yu Beklerken
07.12.2024 - 02:53Hegel, Kant’ın diyalektik hakkındaki görüşlerine katılıyordu ancak onları eksik buluyordu. Bu yüzden diyalektiği, değişimin kendi iç çelişkileriyle açıklayan bir kavram haline getirdi. Böylece söylemsel diyalektiğin yerini doğal süreç diyalektiği aldı. Hegelci diyalektik aslında Herakleitos’un karşıtların birliği ilkesine dayanır.
Godot'yu Beklerken
07.12.2024 - 02:52Ne düşündüğümüz sorusuyla o denli meşgulüzdür ki bilinçaltımızın bizim hakkımızda ne düşündüğünü sormayı tamamen unutmuşuzdur. (Carl Gustav Jung)
üç şey
06.12.2024 - 22:57Kazandibi
Trileçe
Dubai çikolatası
Godot'yu Beklerken
05.12.2024 - 03:15En uzak durduğunuz, en korktuğunuz, aklınıza ya da ruhunuza en itici gelen, bazen de en görmezden geldiğiniz şeyler, aslında hayat kitabının üniteleridir.
Godot'yu Beklerken
05.12.2024 - 02:37İçsel çatışmalar dönüştürücü, geliştiricidir. Onları doğru yorumladığınız takdirde... 21.asırda bu kadar yıkım, bu kadar zulüm ve bu kadar çaresizliğin tekrar tekrar yaşanması onları nasıl işleyeceğini bilememiş benliklerden ötürüdür.
Godot'yu Beklerken
05.12.2024 - 02:23Nasıl zarar verdiğini, nasıl yıktığını anlamamış bilinçsiz varlık, nasıl kurtaracağını, nasıl tamir edeceğini anlamış bilinçli bir varlığa evrilemez.
Godot'yu Beklerken
05.12.2024 - 02:03Mal, ömrün huzur ve asayişi içindir. Ömür, mal cem eylemek için değildir.(Sadi Şirazi)
Godot'yu Beklerken
03.12.2024 - 19:02Hangi filozof hakikat budur diyerek nokta koymuştur ki arayışına! Koymamıştır. Dememiştir. Böyle bir güce, böyle bir yetiye sahip olmamıştır. Bedenen ve zihnen müsait değildir belki de insan hakikati bütünüyle yutmaya, içinde tutmaya, içinden dışarı çıkarmaya! Ama bizi çağırır filozof. Özellikle çağırır. Mutluluk ve zevk-i sefa diyarına olmasa da hakikate yolculuğa!
Godot'yu Beklerken
02.12.2024 - 21:57Kişi kendi parasını harcıyorsa fiyat da önemlidir kalite de. Başkasının parasını kendisi için harcıyorsa fiyat önemli değildir. Kalite ise önemlidir. Kendi parasını başkası için harcıyorsa fiyat önemlidir. Kalite önem taşımaz. Başkasının parasını başkası için harcıyorsa fiyat da kalite de önemli değildir. (Milton Friedman)
üç şey
01.12.2024 - 12:34Seviyorsan
Git konuş
Bence
cesaret veren cümleler
01.12.2024 - 12:33Başın sıkışırsa ara.
Godot'yu Beklerken
30.11.2024 - 22:39Hiçbir şey önceden düşündüğümüz gibi olmuyor. Hatta düşünmediğimiz gibi de olmuyor. Sadece oluyor. Hayatla birlikte akabiliyor isek ne ala! Yoksa şaşırıp kalıyoruz. Bir atık, bir safra gibi bizi bir kenara atıp geçiyor. Şaşmaz bir kararlılıkla kendi yolunu izliyor. Başka birinin hayatını yaşıyor hissi kalıyor bizde sadece. (Saba Altınsay-Faili malum)
Godot'yu Beklerken
30.11.2024 - 22:19Savaş iki farklı tarafın birbirini imha etme çabası değil, birbirine kendi iradesini kabul ettirme çabasıdır. Savaş organize bir çatışmadır. Meseleye şer ekseninden bakarsanız, yani taraflardan birine iyi diğerine kötü, birine haklı diğerine haksız derseniz o savaş bitmez. Bir kısır döngüye girilir. (Carl Schmitt)
Godot'yu Beklerken
30.11.2024 - 00:05İtalya, yaratıcı zekanın kudret ve azametini bütün dünyaya kabul ettirmiştir. Gelgelelim İtalya’nın hemen karşısında yer alan Korsika adası ise ilk çağların basitliği içinde kalmış, bu çerçevenin dışına çıkamamıştır. İnsan bu adada, bu adanın kaba yapılı evlerinde aile kavgalarına, kıskançlıklara, geçimsizliklere rastlayamaz. Bu evlerde hayat sanki donmuş kalmıştır. Bu adada ben bir ay boyunca sanki dünyanın sonundaymışım gibi bir hisse kapılmıştım. (Guy De Maupassant-Mutluluk)
Godot'yu Beklerken
28.11.2024 - 22:53Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter. (Franz Kafka-Dönüşüm)
Toplam 624 mesaj bulundu