Entelektüel hem göçmen hem de marjinaldir. O, kalabalıkların borazanlığını yapmaz. Geleneğin arkasını kuvvetlendirmez. Geleneğin bile içinden sorunlu yanları çekip çıkarabilir. (Edward Said-Yersiz yurtsuz)
Anton Çehov altıncı koğuş adlı eserinde stoa felsefesine karşı çıkar. Bu ekolün kristalize olduğunu, insanı ileri götürmediğini, kayıtsızlığa götürdüğünü, yaşamdan uzaklaştırdığını savunur. Ona göre gerçek hayatla yüzleşmemiş, duygulara kayıtsız kalmış bir felsefenin kaçınılmaz olarak boşluğa düşeceğini belirtir. Stoacılık ona göre tembelliğe yol açan bir kaçış felsefesidir. Verdiği sakinlik gerçek değil, bir kaçışın getirdiği sahte bir sakinliktir.
Aşk hayatın anlamını ortaya çıkarır, açık eder kimine göre! Kimi de bilakis o anlamı bulandırdığını söyler aşkın. Şurası kesin ki aşk, şiddeti kişiden kişiye değişen bir deprem etkisi yaratır. Bu deprem kiminin benliğini yeniden ve daha sağlam temeller üzerine inşa ederken kiminin şirazesini büsbütün kaydırır.
İnsanın iki büyük günahı vardır: Sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız olduğumuz için cennetten kovulduk, tembel olduğumuz için de oraya geri dönemiyoruz. (Franz Kafka-Aforizmalar)
Hasan Ali Yücel, Ziya Gökalp’in kültür ve uygarlığı ayrıştırmasını benimsemez. Yücel’e göre kültür ve uygarlık bir bütündür. Uygarlığı evrensel, kültürü ise milli olarak görmek saçmadır. Kültürü ve uygarlığı bir bütün olarak düşünmek, bir bütün olarak dönüştürmek gerekir Yücel’e göre. Milli olanı uygarlıktan ayrıştırarak kültüre özgülemek milli kültüre aykırıdır.
İnsanlar filmlerde, tiyatro oyunlarında ya da kitaplarda anlam üretmeye çalıştılar. Bense insanlara anlamın yetersizliğini, silikliğini hissettirmeye çalıştım. Anlam peşinde koşmak yerine iz peşinde koştum. İnsanlar sıradan dünyalar inşa ederken ben sıradışı dünyaları işaret ettim. (David Lynch)
Adler insan hayatının birbiriyle çelişen hareketlerin güdümünde olduğunu söyler: Bir yanda güce susamışlık, üstünlük arzusu, diğer yanda ise insani dayanışma duygusu; bir yanda yalnızlık, diğer yanda ise toplumsallık; bir yanda (kötü) doğa, diğer yanda (iyi) kültür; kötü bencillik ve iyi diğergamlık. Öyleyse terapist, eğitmen Adler’in tüm çabası bizi insani ortaklaşalık duygusunu, mitmenschlichkeit’ı kabule zorlamaktan ibarettir. Zira her ne kadar yokluğunu asla saptayamasak da toplum doğal değildir, bu bireyin kökensel zayıflığına karşı bir çaredir. Bu noktada Rousseau'yu yineleyen Adler der ki ‘’İnsan yalnız yaşayacak kadar güçlü değildir.’’ Ortak hayat sürme baskısı işte buradan kaynaklanmaktadır.
Az gelişmiş topluluklarda işçi hep haklıdır. Ne söylese haklıdır işçi. Haklı olmaktan öteye geçemez yine de ne yazık ki. Haklı olmakla kalır. Kazanan daima başkalarıdır.
Sanki bizim Rusya’mız anlatılıyor. İncildeki o hasta adamdan çıkıp domuz sürüsünün içine giren cinler. Ve büyük Rusya’mız. Aziz, sevimli Rusya’mız. Hasta Rusya’mız. Evet, hep şu sevdiğimiz Rusya. Ve yüzyıllar boyu onda biriken irin, cerahat, kokuşmuş yaralar, büyüklü küçüklü her türden cin, şeytan! Ama yüce bir düşünce, yüce bir irade cin tutmuş adamı nasıl sağalttı ise Rusya’yı da sağaltacak ve yüzeyi tutmuş görünen o pislik, irinler, adilik Rusya’nın içinden çıkıp domuzların içine girmeyi kendiliğinden isteyecektir. Belki de çoktan girdiler bile! Biziz bunlar! (Fyodor Dostoyevski-Ecinniler)
Gizem ve sırrı birbirinden ayırmak gerekir. Ölümün bir gizemi var ama bu gizemin özelliği atom bombasının, felsefe taşının, Stradivarius kemanlarının vs… birer sırlarının olması türünden bir sır olmamasıdır. İnsanlar bu tip sırlara pek tutkundurlar. Fakat kimse ölümün sırrına sahip değil. Bir sır yok. Bu bir sır değil ve işte ölüm bu bakımdan bir gizemdir. Yani bu masumiyet gizemi gibi apaçık, gün gibi ortada bir gizemdir. Saydamlık içinde, bizzat varoluş olgusu içinde var olan bir gizemdir. En gizemli olanın gecenin zifiri karanlığı değil öğle vaktinin aydınlığı olduğu söylenir mesela. O vakitte herşey kendi apaçıklığı içinde sergilenir. Bizzat şeylerin var olması olgusu örtüsünden soyunarak çıplak kalır. Bir sır keşfedilir. Bir gizem ise kendini açığa vurur ama onu keşfetmek mümkün değildir. (Vladimir Jankelevitch-Ölümü düşünmek)
Yaşlı rahibe, genç kızları ahlakla dövmekteydi. Oysa o genç kızların bedenleri canlanma aşamasında idi. Karşı cinse, erkeklere eğilimleri en üst seviyeye çıkmıştı. Yaşlı rahibe, onları ahlaklı olmaya çağırarak cezalandırmaya çalışıyordu. Kendi yapamadıklarının faturasını sonrakilere kesmek istiyordu içten içe. Onların da kendisi gibi olması tek istediği, yaşam amacı haline gelmişti. O kadar ahlaklı, iffetli davranmış, o kadar fazla ahlak vaazı vermişti ki genç kızların hem ruhsal hem de duygusal direncini çökertmişti. Kızlardaki yükselen coşkunun o yaşlı rahibede çökmüş olması onu tarifi zor bir hıncın içine atmıştı. Çıkamaz kendini eğitmemiş kafalar o hınç bataklığından. Bakire Meryem görüntüsü oluşturarak diğerlerini de bozma eğilimine girer. (Max Scheler-Hınç)
Modernlik Rene Descartes’den gelen kartezyenizm, rasyonalizm, akılcılık, dünyayı parçalara ayırma vs… daha felsefi içerikli bir kavramdır. Modernizm 19. asırda bilhassa Charles Baudelaire’den hareketle gelişen edebi, sanatsal, estetik bir akımdır. Modernizm aslında modernleşmeyi eleştirir. Kapitalist sanayileşme koşullarının bir eleştirisini yapar. Modernleşme ise sanayi inkılabı ile kapitalizmin getirdiği değişimdir. Muhafazakarlık bu üçünün hepsine birden karşı değildir. Muhafazakarlığın karşıtlığı özellikle modernizme ve modernliğe yöneliktir. Muhafazakarlıkta aklın yetersizliği ve toplumun karmaşıklığı söylemleri esastır. Muhafazakarlığa göre dünyayı parçalara ayırarak, analiz ederek, sadece akla güvenerek anlamak mümkün değildir.
Adem günah işlediği için cennetten kovulmuştu. Gregor ise eve para getiremediği için. Gregor’un değerini belirleyen tek şey eve para getirmesi idi çünkü. Gregor’u (Samsa) umursayan yoktu aslında. Böcekten farksızdı Gregor. Para getiremeyince böcek gibi ezmişlerdi onu. Gregor falan yoktu artık ortalarda.
İnsanlar o kadar uzun süre çaresiz ve aç bırakılmışlardı ki kendilerini bir makine parçası gibi satmayı tek kurtuluş yolu olarak görüyorlardı. Düşman insan ruhunu tankla, topla değil bir kravatla ve iş sözleşmesi ile ele geçiriyordu. İnsanı kendi sömürüsüne sevinçle koşacak kadar çaresiz bırakmak kötü bir aklın ürünüdür. (Jack London-Yol)
Zeus’a göre Prometheus haindir. Onu mitolojideki en ağır cezalardan birine çarptırır. Kafkas dağlarında onu zincirler. Bir kartal tarafından Prometheus'un ciğeri her gün parçalanır. Prometheus’un çektiği bu işkence sonsuza dek sürecektir. Peki niçin ciğer? Bu tesadüfi bir organ seçimi değildir. Antik Yunanlılar ve Romalılar bütün duyguların; öfkenin, hırsın, heyecanın, tutkunun merkezinin bu organ olduğuna inanırdı. Zeus kartala Prometheus’un ciğerini parçalatarak aslında onun temel hırslarını, duygularını hedef almıştır. Bir haine verilecek en büyük ceza onun elinden motivasyon kaynağını, tutkularını almaktır.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:31Çoğunluğun düşüncesinden bize ne Kriton? Çoğunluk demek olan bitenden habersiz demek değil midir? (Platon-Kriton)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:31Entelektüel hem göçmen hem de marjinaldir. O, kalabalıkların borazanlığını yapmaz. Geleneğin arkasını kuvvetlendirmez. Geleneğin bile içinden sorunlu yanları çekip çıkarabilir. (Edward Said-Yersiz yurtsuz)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:30Anton Çehov altıncı koğuş adlı eserinde stoa felsefesine karşı çıkar. Bu ekolün kristalize olduğunu, insanı ileri götürmediğini, kayıtsızlığa götürdüğünü, yaşamdan uzaklaştırdığını savunur. Ona göre gerçek hayatla yüzleşmemiş, duygulara kayıtsız kalmış bir felsefenin kaçınılmaz olarak boşluğa düşeceğini belirtir. Stoacılık ona göre tembelliğe yol açan bir kaçış felsefesidir. Verdiği sakinlik gerçek değil, bir kaçışın getirdiği sahte bir sakinliktir.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:29Aşk hayatın anlamını ortaya çıkarır, açık eder kimine göre! Kimi de bilakis o anlamı bulandırdığını söyler aşkın. Şurası kesin ki aşk, şiddeti kişiden kişiye değişen bir deprem etkisi yaratır. Bu deprem kiminin benliğini yeniden ve daha sağlam temeller üzerine inşa ederken kiminin şirazesini büsbütün kaydırır.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:28İşçi çalıştığı şirketin kara günlerinde fedakarlığa ortaktır sadece. İşler yoluna girdiğinde ise yüksek kazanca asla!
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:28Yaşamda küçük anlamlar inşa etmek ve yolda o şekilde ilerlemek mümkündür lakin yaşamın anlamsızlığı büsbütün yok edilemez. (Albert Camus)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:27İnsanın iki büyük günahı vardır: Sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız olduğumuz için cennetten kovulduk, tembel olduğumuz için de oraya geri dönemiyoruz. (Franz Kafka-Aforizmalar)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:27Hasan Ali Yücel, Ziya Gökalp’in kültür ve uygarlığı ayrıştırmasını benimsemez. Yücel’e göre kültür ve uygarlık bir bütündür. Uygarlığı evrensel, kültürü ise milli olarak görmek saçmadır. Kültürü ve uygarlığı bir bütün olarak düşünmek, bir bütün olarak dönüştürmek gerekir Yücel’e göre. Milli olanı uygarlıktan ayrıştırarak kültüre özgülemek milli kültüre aykırıdır.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:26İnsanlar filmlerde, tiyatro oyunlarında ya da kitaplarda anlam üretmeye çalıştılar. Bense insanlara anlamın yetersizliğini, silikliğini hissettirmeye çalıştım. Anlam peşinde koşmak yerine iz peşinde koştum. İnsanlar sıradan dünyalar inşa ederken ben sıradışı dünyaları işaret ettim. (David Lynch)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:24Negatif özgürlük müdahalenin yokluğudur.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:24Faşizme karşı sessiz kalanlar ya da mücadele etmeyenler faşizmin zindanlarında buluşurlar. (Bertold Brecht)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:23Adler insan hayatının birbiriyle çelişen hareketlerin güdümünde olduğunu söyler: Bir yanda güce susamışlık, üstünlük arzusu, diğer yanda ise insani dayanışma duygusu; bir yanda yalnızlık, diğer yanda ise toplumsallık; bir yanda (kötü) doğa, diğer yanda (iyi) kültür; kötü bencillik ve iyi diğergamlık. Öyleyse terapist, eğitmen Adler’in tüm çabası bizi insani ortaklaşalık duygusunu, mitmenschlichkeit’ı kabule zorlamaktan ibarettir. Zira her ne kadar yokluğunu asla saptayamasak da toplum doğal değildir, bu bireyin kökensel zayıflığına karşı bir çaredir. Bu noktada Rousseau'yu yineleyen Adler der ki ‘’İnsan yalnız yaşayacak kadar güçlü değildir.’’ Ortak hayat sürme baskısı işte buradan kaynaklanmaktadır.
Godot'yu Beklerken
09.07.2026 - 12:35Modern toplumlarda insan, insan olduğu için değerlidir. Az gelişmiş topluluklarda ise insan sadece eve para getirince değerlidir.
Godot'yu Beklerken
08.07.2026 - 14:16Az gelişmiş topluluklarda işçi hep haklıdır. Ne söylese haklıdır işçi. Haklı olmaktan öteye geçemez yine de ne yazık ki. Haklı olmakla kalır. Kazanan daima başkalarıdır.
Godot'yu Beklerken
08.07.2026 - 14:15Bırakın plan yapmayı! Mesele yaşamı keşfetmekte. (Ursula K. Le Guin-Mülksüzler)
Godot'yu Beklerken
08.07.2026 - 14:14Sanki bizim Rusya’mız anlatılıyor. İncildeki o hasta adamdan çıkıp domuz sürüsünün içine giren cinler. Ve büyük Rusya’mız. Aziz, sevimli Rusya’mız. Hasta Rusya’mız. Evet, hep şu sevdiğimiz Rusya. Ve yüzyıllar boyu onda biriken irin, cerahat, kokuşmuş yaralar, büyüklü küçüklü her türden cin, şeytan! Ama yüce bir düşünce, yüce bir irade cin tutmuş adamı nasıl sağalttı ise Rusya’yı da sağaltacak ve yüzeyi tutmuş görünen o pislik, irinler, adilik Rusya’nın içinden çıkıp domuzların içine girmeyi kendiliğinden isteyecektir. Belki de çoktan girdiler bile! Biziz bunlar! (Fyodor Dostoyevski-Ecinniler)
Godot'yu Beklerken
08.07.2026 - 14:13Gizem ve sırrı birbirinden ayırmak gerekir. Ölümün bir gizemi var ama bu gizemin özelliği atom bombasının, felsefe taşının, Stradivarius kemanlarının vs… birer sırlarının olması türünden bir sır olmamasıdır. İnsanlar bu tip sırlara pek tutkundurlar. Fakat kimse ölümün sırrına sahip değil. Bir sır yok. Bu bir sır değil ve işte ölüm bu bakımdan bir gizemdir. Yani bu masumiyet gizemi gibi apaçık, gün gibi ortada bir gizemdir. Saydamlık içinde, bizzat varoluş olgusu içinde var olan bir gizemdir. En gizemli olanın gecenin zifiri karanlığı değil öğle vaktinin aydınlığı olduğu söylenir mesela. O vakitte herşey kendi apaçıklığı içinde sergilenir. Bizzat şeylerin var olması olgusu örtüsünden soyunarak çıplak kalır. Bir sır keşfedilir. Bir gizem ise kendini açığa vurur ama onu keşfetmek mümkün değildir. (Vladimir Jankelevitch-Ölümü düşünmek)
Godot'yu Beklerken
08.07.2026 - 14:11Yaşlı rahibe, genç kızları ahlakla dövmekteydi. Oysa o genç kızların bedenleri canlanma aşamasında idi. Karşı cinse, erkeklere eğilimleri en üst seviyeye çıkmıştı. Yaşlı rahibe, onları ahlaklı olmaya çağırarak cezalandırmaya çalışıyordu. Kendi yapamadıklarının faturasını sonrakilere kesmek istiyordu içten içe. Onların da kendisi gibi olması tek istediği, yaşam amacı haline gelmişti. O kadar ahlaklı, iffetli davranmış, o kadar fazla ahlak vaazı vermişti ki genç kızların hem ruhsal hem de duygusal direncini çökertmişti. Kızlardaki yükselen coşkunun o yaşlı rahibede çökmüş olması onu tarifi zor bir hıncın içine atmıştı. Çıkamaz kendini eğitmemiş kafalar o hınç bataklığından. Bakire Meryem görüntüsü oluşturarak diğerlerini de bozma eğilimine girer. (Max Scheler-Hınç)
Godot'yu Beklerken
08.07.2026 - 14:11Modernlik Rene Descartes’den gelen kartezyenizm, rasyonalizm, akılcılık, dünyayı parçalara ayırma vs… daha felsefi içerikli bir kavramdır. Modernizm 19. asırda bilhassa Charles Baudelaire’den hareketle gelişen edebi, sanatsal, estetik bir akımdır. Modernizm aslında modernleşmeyi eleştirir. Kapitalist sanayileşme koşullarının bir eleştirisini yapar. Modernleşme ise sanayi inkılabı ile kapitalizmin getirdiği değişimdir. Muhafazakarlık bu üçünün hepsine birden karşı değildir. Muhafazakarlığın karşıtlığı özellikle modernizme ve modernliğe yöneliktir. Muhafazakarlıkta aklın yetersizliği ve toplumun karmaşıklığı söylemleri esastır. Muhafazakarlığa göre dünyayı parçalara ayırarak, analiz ederek, sadece akla güvenerek anlamak mümkün değildir.
şu an ne dinliyorum
07.07.2026 - 01:25Godot'yu Beklerken
03.07.2026 - 13:53Toplum olmakla topluluklar bileşkesi olmak arasında fark vardır. Bazı ülkeler hiçbir zaman toplum olmadı.
Godot'yu Beklerken
03.07.2026 - 13:52Adem günah işlediği için cennetten kovulmuştu. Gregor ise eve para getiremediği için. Gregor’un değerini belirleyen tek şey eve para getirmesi idi çünkü. Gregor’u (Samsa) umursayan yoktu aslında. Böcekten farksızdı Gregor. Para getiremeyince böcek gibi ezmişlerdi onu. Gregor falan yoktu artık ortalarda.
Godot'yu Beklerken
29.06.2026 - 02:10İnsanlar o kadar uzun süre çaresiz ve aç bırakılmışlardı ki kendilerini bir makine parçası gibi satmayı tek kurtuluş yolu olarak görüyorlardı. Düşman insan ruhunu tankla, topla değil bir kravatla ve iş sözleşmesi ile ele geçiriyordu. İnsanı kendi sömürüsüne sevinçle koşacak kadar çaresiz bırakmak kötü bir aklın ürünüdür. (Jack London-Yol)
Godot'yu Beklerken
29.06.2026 - 01:57Zeus’a göre Prometheus haindir. Onu mitolojideki en ağır cezalardan birine çarptırır. Kafkas dağlarında onu zincirler. Bir kartal tarafından Prometheus'un ciğeri her gün parçalanır. Prometheus’un çektiği bu işkence sonsuza dek sürecektir. Peki niçin ciğer? Bu tesadüfi bir organ seçimi değildir. Antik Yunanlılar ve Romalılar bütün duyguların; öfkenin, hırsın, heyecanın, tutkunun merkezinin bu organ olduğuna inanırdı. Zeus kartala Prometheus’un ciğerini parçalatarak aslında onun temel hırslarını, duygularını hedef almıştır. Bir haine verilecek en büyük ceza onun elinden motivasyon kaynağını, tutkularını almaktır.
Toplam 773 mesaj bulundu