Hayat mücadelesi uğruna güzelliği feda edeceksek barbarlar daha şimdiden bizi yenmiş demektir. (Sylvia Plath-Sırça Fanus)
Güzelliği çoktan feda etti gibi insanoğlu.
Truva’ya giden Odysseus ile İthaka’ya dönen Odysseus aynı kişi değildir. Yolculuk sadece coğrafi de değildir. İnsanın kendi sınırlarını öğrenme yolculuğudur. Başlangıçta Odysseus daha çok zekasına güveniyordu, hatta Truva atını tasarlayan da oydu. Dönüş yolunda ise şunları öğrenmiştir: Her şey zeka ile çözülemez ve her şey zeka ile kontrol altına alınamaz. Sınırlar vardır ve en büyük tehlike dışarıdan değil insanın içinden gelir.
Geleneksel Ortadoğu müziği ağırlıklı olarak tek seslidir. Yani monofoniktir. Ortada bir makam vardır, bir lider melodi vardır. Bütün enstrümanlar, bütün sesler sadece o tek melodiyi takip eder. Orada farklı bir nota basmak, ana melodiden sapmak bir uyumsuzluktur, hatadır. Yani herkes tek bir sese itaat etmek zorundadır. Batı müziği ise polifoniktir. Dışarıdan bakıldığında inanılmaz kaotik görünür. Kemanlar kendi melodisini çalar, üflemeliler bambaşka bir ritim tutturur, kontrabaslar alttan tamamen farklı bir frekansla ilerler. Bunlar birbiriyle sahnede adeta rekabet eder, tartışır görünür. Bu bir nevi orkestra içi kontrollü kaostur. O kontrolü sağlayan ise herkesin önündeki yazılı notalardır. O nota bir anayasadır. Farklı seslerin, farklı melodilerin birbirlerini bastırmadan, belli kurallar çerçevesinde bir araya gelerek daha büyük, daha karmaşık bir uyum, bir senfoni yaratması meselesidir. Birbirine zıt seslerin içinde uyum bulma pratiği aslında batının parlamento sisteminin ta kendisidir. Farklı siyasi partilerin, işçi sendikalarının, burjuvazinin aynı anda farklı şeyler söyleyip bir anayasa çerçevesinde ülkeyi yönetebilme kapasitesidir bu. Tek sesli topluluklar (Doğu kültürleri) ise muhalif bir ses duyduklarında bunu yanlış basılan bir nota olarak görüp anında susturmaya eğilimli iken çok sesliliği içselleştiren toplumlar farklı seslerin çarpışmasından yeni bir denge çıkarırlar. Polifoni organize olmuş bir anlaşmazlık toleransıdır. Muhalefete tahammül edebilme antrenmanıdır. (Bernard Lewis-Hata neredeydi?)
İnsan kendi kendini kuran bir saatten başka bir şey değildir. Ruh ise sadece hareket halindeki bedenin kurmalı yayı. Düşünceyi doğuran organik çarkların doğal bir salgısıdır. (Julien Offray de la Mettrie-İnsan Bir Makine)
Üzüntü, korku, öfke, yalnızlık, utanç, suçluluk ve neşe, bayağılık, aşağıla(n)ma, isteksizlik, hınç, isyan. Tüm bunları hissedip yine de kendisi kalabilmeli, kendisi olabilmeli kişi. Bunların arasından sıyrılıp kendini göstermeli en güzel şekilde.
Rutin ve ritüel. Yani usul-esas ilişkisinde esasın anlamını kaybedip usullerin ön plana çıkması ve muhafazakarlaşma! Bu bir sorundur. Böyle olduğu zaman yeni gelenler kültürün içindeki öğeleri ve kültürün sağladığı sentezleri değil uygulamalara ağırlık verirler. Hal böyle olunca yaşamın getirdiği yeni uygulamaların yaşama adapte edilmesi zorlaşır.
Bodrum’da 1960’larda yapılan taş evlerin yerini şimdi Avm görünümlü oteller aldı. Eğlence için var olan mekanlar artık eğlence üretmiyor. Sadece tüketimi teşvik ediyorlar. Her şey dahil otellere gidildiğinde bir öğün yemeği kaçırmamak için dışarı çıkıp etrafta neler olduğuna bakmıyor kimse. Bu aktivite gerçek anlamda kimseyi tatmin etmemektedir. İnsanlar tatilden yorgun ve borç içinde dönmektedir. Çünkü sunulan şey sadece imaj üretimi. Bodrum’u içine çekmek değil, Bodrum’daydım diyebilmek için uğraşmaktadır herkes.
Bana iyi gelenler her zaman bunu başaramayabiliyorlar, değişebiliyorlar, uzaklaşıyorlar ve artık bana bir şekilde iyi gelmez oluyorlardı. Nitekim buna mecbur da değillerdi. Oysa bana kötü gelenler, beni sinirlendirenler asla değişmeden sonsuza dek devam edecekmişçesine, aynı istikrarla beni sinirlendirmeye devam ediyorlardı.
Kendisi için bir şey istemediğini, ezilmişler için savaştığını dile getirenler, az gelişmiş topluluklarda en büyük vurgunları yapanlardır. Bunları güçlü kılan, topluluğun zayıflığıdır. Tıpkı kadim dönemlerde başlangıçta hiç kimseden mal-mülk-para istemediğini, bunlarda gözü olmadığını vurgulayan kimselerin sonunda çeşitli krallıklar kurması, para içinde yüzmesi gibi.
Eskiden ortak zevkleri olan alt kültürler, gruplar vardı. Bunlar da kendi içinde farklı gruplara, kültürlere bölündüğünden, ayrışmanın devamlı hale gelmesinden kültürel aşikarlık kalmamıştır. Artık her değer sorgu bombardımanı altındadır. Bunun sonucunda nicel ızdıraplar oluşmuştur. Hassas kurallar ve oluşturulan kodlar, herhangi bir konuda ızdırap çekmeyenleri bile ızdırap çeker hale getirmiştir. (Olivier Roy-Dünyanın düzleşmesi)
Entelektüel hem göçmen hem de marjinaldir. O, kalabalıkların borazanlığını yapmaz. Geleneğin arkasını kuvvetlendirmez. Geleneğin bile içinden sorunlu yanları çekip çıkarabilir. (Edward Said-Yersiz yurtsuz)
Anton Çehov altıncı koğuş adlı eserinde stoa felsefesine karşı çıkar. Bu ekolün kristalize olduğunu, insanı ileri götürmediğini, kayıtsızlığa götürdüğünü, yaşamdan uzaklaştırdığını savunur. Ona göre gerçek hayatla yüzleşmemiş, duygulara kayıtsız kalmış bir felsefenin kaçınılmaz olarak boşluğa düşeceğini belirtir. Stoacılık ona göre tembelliğe yol açan bir kaçış felsefesidir. Verdiği sakinlik gerçek değil, bir kaçışın getirdiği sahte bir sakinliktir.
Aşk hayatın anlamını ortaya çıkarır, açık eder kimine göre! Kimi de bilakis o anlamı bulandırdığını söyler aşkın. Şurası kesin ki aşk, şiddeti kişiden kişiye değişen bir deprem etkisi yaratır. Bu deprem kiminin benliğini yeniden ve daha sağlam temeller üzerine inşa ederken kiminin şirazesini büsbütün kaydırır.
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:34Hayat mücadelesi uğruna güzelliği feda edeceksek barbarlar daha şimdiden bizi yenmiş demektir. (Sylvia Plath-Sırça Fanus)
Güzelliği çoktan feda etti gibi insanoğlu.
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:32İktidar ve güç bir insanı bozmaz. İçinde zaten en başından beri var olan bozukluğu meydana çıkarır. (Lesbos’lu Pittakos)
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:26Pek çoklarının özgüven sandığı şey aslında güvensizliği saklama çabasıdır. (Heinz Kohut-Kendiliğin Yeniden Yapılanması)
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:16Truva’ya giden Odysseus ile İthaka’ya dönen Odysseus aynı kişi değildir. Yolculuk sadece coğrafi de değildir. İnsanın kendi sınırlarını öğrenme yolculuğudur. Başlangıçta Odysseus daha çok zekasına güveniyordu, hatta Truva atını tasarlayan da oydu. Dönüş yolunda ise şunları öğrenmiştir: Her şey zeka ile çözülemez ve her şey zeka ile kontrol altına alınamaz. Sınırlar vardır ve en büyük tehlike dışarıdan değil insanın içinden gelir.
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:12Geleneksel Ortadoğu müziği ağırlıklı olarak tek seslidir. Yani monofoniktir. Ortada bir makam vardır, bir lider melodi vardır. Bütün enstrümanlar, bütün sesler sadece o tek melodiyi takip eder. Orada farklı bir nota basmak, ana melodiden sapmak bir uyumsuzluktur, hatadır. Yani herkes tek bir sese itaat etmek zorundadır. Batı müziği ise polifoniktir. Dışarıdan bakıldığında inanılmaz kaotik görünür. Kemanlar kendi melodisini çalar, üflemeliler bambaşka bir ritim tutturur, kontrabaslar alttan tamamen farklı bir frekansla ilerler. Bunlar birbiriyle sahnede adeta rekabet eder, tartışır görünür. Bu bir nevi orkestra içi kontrollü kaostur. O kontrolü sağlayan ise herkesin önündeki yazılı notalardır. O nota bir anayasadır. Farklı seslerin, farklı melodilerin birbirlerini bastırmadan, belli kurallar çerçevesinde bir araya gelerek daha büyük, daha karmaşık bir uyum, bir senfoni yaratması meselesidir. Birbirine zıt seslerin içinde uyum bulma pratiği aslında batının parlamento sisteminin ta kendisidir. Farklı siyasi partilerin, işçi sendikalarının, burjuvazinin aynı anda farklı şeyler söyleyip bir anayasa çerçevesinde ülkeyi yönetebilme kapasitesidir bu. Tek sesli topluluklar (Doğu kültürleri) ise muhalif bir ses duyduklarında bunu yanlış basılan bir nota olarak görüp anında susturmaya eğilimli iken çok sesliliği içselleştiren toplumlar farklı seslerin çarpışmasından yeni bir denge çıkarırlar. Polifoni organize olmuş bir anlaşmazlık toleransıdır. Muhalefete tahammül edebilme antrenmanıdır. (Bernard Lewis-Hata neredeydi?)
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:03İnsan kendi kendini kuran bir saatten başka bir şey değildir. Ruh ise sadece hareket halindeki bedenin kurmalı yayı. Düşünceyi doğuran organik çarkların doğal bir salgısıdır. (Julien Offray de la Mettrie-İnsan Bir Makine)
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:01Üzüntü, korku, öfke, yalnızlık, utanç, suçluluk ve neşe, bayağılık, aşağıla(n)ma, isteksizlik, hınç, isyan. Tüm bunları hissedip yine de kendisi kalabilmeli, kendisi olabilmeli kişi. Bunların arasından sıyrılıp kendini göstermeli en güzel şekilde.
Godot'yu Beklerken
03.08.2026 - 02:01Rutin ve ritüel. Yani usul-esas ilişkisinde esasın anlamını kaybedip usullerin ön plana çıkması ve muhafazakarlaşma! Bu bir sorundur. Böyle olduğu zaman yeni gelenler kültürün içindeki öğeleri ve kültürün sağladığı sentezleri değil uygulamalara ağırlık verirler. Hal böyle olunca yaşamın getirdiği yeni uygulamaların yaşama adapte edilmesi zorlaşır.
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:54Pek çok insan eylemin kendisi ile eylemin altında yatan duyguları birbirine karıştırmaktadır. (Albert Camus)
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:51Bodrum’da 1960’larda yapılan taş evlerin yerini şimdi Avm görünümlü oteller aldı. Eğlence için var olan mekanlar artık eğlence üretmiyor. Sadece tüketimi teşvik ediyorlar. Her şey dahil otellere gidildiğinde bir öğün yemeği kaçırmamak için dışarı çıkıp etrafta neler olduğuna bakmıyor kimse. Bu aktivite gerçek anlamda kimseyi tatmin etmemektedir. İnsanlar tatilden yorgun ve borç içinde dönmektedir. Çünkü sunulan şey sadece imaj üretimi. Bodrum’u içine çekmek değil, Bodrum’daydım diyebilmek için uğraşmaktadır herkes.
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:49Neoliberalizmin olumsuz sonuçlarından biridir insanı bencillikle bireysellik arasında bir yerlere sıkıştırıp kalmış olmak.
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:46Bana iyi gelenler her zaman bunu başaramayabiliyorlar, değişebiliyorlar, uzaklaşıyorlar ve artık bana bir şekilde iyi gelmez oluyorlardı. Nitekim buna mecbur da değillerdi. Oysa bana kötü gelenler, beni sinirlendirenler asla değişmeden sonsuza dek devam edecekmişçesine, aynı istikrarla beni sinirlendirmeye devam ediyorlardı.
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:45Beckett anlatmaz. ''Kendi suskunluğumun sesini arıyorum.'' derken inşasına çalıştığı o dev eserin ipucunu da vermektedir.
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:17Kendisi için bir şey istemediğini, ezilmişler için savaştığını dile getirenler, az gelişmiş topluluklarda en büyük vurgunları yapanlardır. Bunları güçlü kılan, topluluğun zayıflığıdır. Tıpkı kadim dönemlerde başlangıçta hiç kimseden mal-mülk-para istemediğini, bunlarda gözü olmadığını vurgulayan kimselerin sonunda çeşitli krallıklar kurması, para içinde yüzmesi gibi.
Godot'yu Beklerken
27.07.2026 - 01:16Eskiden ortak zevkleri olan alt kültürler, gruplar vardı. Bunlar da kendi içinde farklı gruplara, kültürlere bölündüğünden, ayrışmanın devamlı hale gelmesinden kültürel aşikarlık kalmamıştır. Artık her değer sorgu bombardımanı altındadır. Bunun sonucunda nicel ızdıraplar oluşmuştur. Hassas kurallar ve oluşturulan kodlar, herhangi bir konuda ızdırap çekmeyenleri bile ızdırap çeker hale getirmiştir. (Olivier Roy-Dünyanın düzleşmesi)
Godot'yu Beklerken
19.07.2026 - 00:55İnsan hala kendini bir parça doğa-dışı varlık gibi görmektedir. İşte o parçadandır dengelerin şaşması!
Godot'yu Beklerken
19.07.2026 - 00:03Tohum bir ağaç yetişsin diye düşmez, düşsün diye düşer. (Friedrich Nietzsche)
Godot'yu Beklerken
19.07.2026 - 00:02Taş onu fırlatan elden bihaber olduğu için özgürce uçtuğunu sanır. (Benedictus Spinoza-Ethica)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:31Çoğunluğun düşüncesinden bize ne Kriton? Çoğunluk demek olan bitenden habersiz demek değil midir? (Platon-Kriton)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:31Entelektüel hem göçmen hem de marjinaldir. O, kalabalıkların borazanlığını yapmaz. Geleneğin arkasını kuvvetlendirmez. Geleneğin bile içinden sorunlu yanları çekip çıkarabilir. (Edward Said-Yersiz yurtsuz)
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:30Anton Çehov altıncı koğuş adlı eserinde stoa felsefesine karşı çıkar. Bu ekolün kristalize olduğunu, insanı ileri götürmediğini, kayıtsızlığa götürdüğünü, yaşamdan uzaklaştırdığını savunur. Ona göre gerçek hayatla yüzleşmemiş, duygulara kayıtsız kalmış bir felsefenin kaçınılmaz olarak boşluğa düşeceğini belirtir. Stoacılık ona göre tembelliğe yol açan bir kaçış felsefesidir. Verdiği sakinlik gerçek değil, bir kaçışın getirdiği sahte bir sakinliktir.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:29Aşk hayatın anlamını ortaya çıkarır, açık eder kimine göre! Kimi de bilakis o anlamı bulandırdığını söyler aşkın. Şurası kesin ki aşk, şiddeti kişiden kişiye değişen bir deprem etkisi yaratır. Bu deprem kiminin benliğini yeniden ve daha sağlam temeller üzerine inşa ederken kiminin şirazesini büsbütün kaydırır.
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:28İşçi çalıştığı şirketin kara günlerinde fedakarlığa ortaktır sadece. İşler yoluna girdiğinde ise yüksek kazanca asla!
Godot'yu Beklerken
12.07.2026 - 19:28Yaşamda küçük anlamlar inşa etmek ve yolda o şekilde ilerlemek mümkündür lakin yaşamın anlamsızlığı büsbütün yok edilemez. (Albert Camus)
Toplam 791 mesaj bulundu