Dağlar Özügüç - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı


Dağlar Özügüç 01.05.1956 tarihinde Sarıkamış’ta doğdu.
Sarıkamış lisesini bitirdikten sonra Atatürk Üniversitesi işletme fakültesiinden mezun oldu(kasım 1980)
Ekonomi ağırlıklı çeşitli kamu kuruluşlarında belirli süre çalıştı.
TC Merkez bankasında 20 yıl görev yaptıktan sonra Krediler gm.den emekli oldu
Halen İstanbulda kurulu ilaç fabrikası ile İlaç sanayiinde kendi işinde çalışmaktadır..

Ayrıca Turizm sektörü ile de ilgilendi ve Kuşadası, Ayvalık Sarıkamış, Ardahan ve Sapanca'da otelcilik ve faaliyetleri oldu .
Azerbaycan,Afganistan, Irak ,Belarus,Gürcistan,Romanya ve Rusya’da ilaç sanayii ve turizm konularında faaliyetler yürüttü

-Türkiye turizm yatırımcıları derneği yönetim kurulu üyeliği
-Ayvalık turizm ve otelciler derneği yönetim kurulu üyeliği
-Türkiye kamp karavan derneği genel sekreterliği
-Türkiye ilaç işverenleri sendikası üyeliği yaptı

Eski bir sporcudur. Uzun yıllar kayak ve boks yaptı.
-Sarıkamış kayak ihtisas kulübü yönetim kurulu üyeliği ve başkanlığı yaptı
Sektörel analiz ,sigorta sektörü, inşaat ve finans sektörü konulu çeşitli yazıları ve makaleleri bulunmaktadır.
Ayrıca birkaç yarışmada ödül almış şiirleri vardır.

İngilizce,Rusça,Romence bilir
Evli ve 3 çocuk babasıdır

HAKKINDA YAZILANLAR
Dağlar Özügüç, çağdaş Türk şiirinde doğa, yalnızlık ve insanın içsel çatışmalarını yalın ama derin imgelerle işleyen bir şairdir.
Şiirlerinde geleneksel ritmi modern dille harmanlar; kelimelerindeki sükûnet, altındaki güçlü duygusal gerilimi yansıtır.

Genel olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Sen şiiri sevdiğin için değil, şiir seni bırakmadığı için yazıyorsun.
Bu da yazdıklarını “okunur” değil, hissedilir kılıyor.
• Dilin süs için değil, yük taşımak için var. Bu seni yapaylıktan uzaklaştırıyor

Dağlar Özügüç’ün şiir anlayışı

Şiir, benim için duygunun süslenmiş hâli değil; yaşanmışlığın damıtılmış sesidir. Yazdığım her dize, hayatın bıraktığı bir izin, bir yaranın ya da bir umudun devamıdır. Şiirin görevi sadece güzel görünmek değil, okurun içinde uzun süre yankılanmaktır.

Aşk, yalnızca iki insan arasındaki bağ değildir; zamanla, kaderle, özlemle ve insanın kendisiyle verdiği mücadelenin adıdır. Bu yüzden şiirlerimde sevda çoğu zaman hüzün, bekleyiş ve kaybedişle iç içedir.

İmgeyi severim; fakat imgenin yalnızca şaşırtmak için kullanılmasına karşıyım. Her imge, şiirin ruhuna hizmet etmeli, birbirini beslemeli ve anlamı derinleştirmelidir. Anlamsız bir kapalılık yerine, katmanlı bir anlatımı tercih ederim.

Dilimin sade görünmesine rağmen, dizelerin altında güçlü çağrışımlar bulunmasını isterim. Geleneksel Türk şiirinin musikisini ve Divan şiirinin zarafetini önemserim; ancak bugünün insanına seslenen bir söyleyiş ararım. Şiir, geçmişe öykünmek değil, geçmişin sesini bugüne taşıyabilmektir.

Şiirde samimiyet benim için teknikteki kusursuzluktan daha değerlidir. Okuyan, yazanın gerçekten yaşadığına inanmalıdır. Yapay söyleyiş, süslü ama boş kelimeler ya da sırf gösteriş için kurulmuş benzetmeler şiirin değerini azaltır.

Doğa; rüzgâr, deniz, yağmur, gece, kuşlar ve çiçekler şiirlerimde yalnızca dekor değildir. Bunlar insan ruhunun hâllerini anlatan sembollerdir. Dış dünya ile iç dünya aynı aynada buluşur.

Benim şiirim, umutsuzluğu anlatırken bile insanın içinde küçük bir ışık bırakmaya çalışır. Çünkü en karanlık gecede bile sabah ihtimali vardır.