Ali Fırat Dicle Antoloji.com

1973 yılında Diyarbakır'da doğdu. Anadili dışında tek bir Türkçe kelime bilmeden başladığı eğitim hayatında, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen öğrenme tutkusundan hiç vazgeçmedi. İlk ve ortaöğrenimini yatılı bölge okulunda tamamladı. Meslek lisesinde eğitim görürken çeşitli nedenlerle okuldan ayrılmak zorunda kaldıysa da eğitimini dışarıdan sürdürerek lise diplomasını aldı.

Aynı yıl Sağlık Meslek Yüksekokulu'na başladı. Maddi imkânsızlıklar ve dönemin siyasal koşullarının yarattığı güçlükler nedeniyle iki yıllık yükseköğrenimini beş yılda tamamladı. Uzun yıllar sağlık sektöründe çalışan yazar, mesleki deneyimini akademik çalışmalarla destekleyerek Sağlık Kurumları Yöneticiliği ve Sağlık Yönetimi alanlarında eğitim aldı.

Çalışma yaşamının yoğunluğu içinde yazmayı hiç bırakmadı. Çocukluk yıllarından itibaren tanıklık ettiği toplumsal değişimler, kimlik, aidiyet, eğitim, emek ve insan hikâyeleri yazılarının temel izleklerini oluşturdu. Yaşamın kıyısında kalmış insanların sesine kulak veren yazar, bireysel deneyimlerle toplumsal hafızayı buluşturan bir anlatım dili geliştirmeye çalışmaktadır.

Hâlen İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğrenimine devam etmektedir. Basım aşamasında 2 Romanı, Evli ve iki çocuk babası olan yazar, yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir.
..

Devamını Oku
  • Ali Fırat Dicle
    Ali Fırat Dicle 13.07.2026 - 13:42

    1973 yılında Diyarbakır'da doğdu. Anadili dışında tek bir Türkçe kelime bilmeden başladığı eğitim hayatında, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen öğrenme tutkusundan hiç vazgeçmedi. İlk ve ortaöğrenimini yatılı bölge okulunda tamamladı. Meslek lisesinde eğitim görürken çeşitli nedenlerle okuldan ayrıl ...

Toplam 1 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR


  • Ali Fırat Dicle

    07.08.2026 - 13:48

    Kimseye Yük Olmadan Gitmek (Vedam)

    Ne yazın o nefes kesen sıcağında kurusun dudaklarım ne de kışın ayazında titreteyim ardımdan kalanları. Mevsim, ılık bir eylül sabahı gibi şefkatli olsun ya da nisan yağmurlarıyla yıkasın yorgun adımlarımı. Kimsenin alnından ter damlamasın mezar taşıma, kimsenin ...

  • Bir Anka Kuşu

    Yusuf Hayaloğlu

    15.05.2026 - 08:25


    İnsanın Kimliğinin parçalanmasını o kadar belirgin kelimelrle anlatması, Bir Anka kuşu gibi anne, Kendimi külümden yarattım. derken bütün yıkımlara rağmen yeniden doğmayı, Kırmızı kanı, devrimi, tutkuyu; siyah ise ölümü, yas ve karanlığı çağrıştırması Şiiri okurken okurda sanki bir ağıt ya da bir ...

  • Bedava

    Orhan Veli Kanık

    14.05.2026 - 19:07

    Ama o günler çok geride kaldı üstadım...
    Hava bedava değil artık,
    Fabrika bacaları, egzoz dumanı,
    Plastik torbalarla dolu gökyüzü…
    Nefes almak bile taksitli.Bulut bedava değil, Yağmuru asit,
    Dereyi lağım, Tepeyi beton yuttu.
    Dere tepe satılık, Metrekare hesabı.Yağmur çamur bedava değil,
    Sel g ...

Toplam 5 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR
  • ölüm

    07.08.2026 - 13:55

    Kimseye Yük Olmadan Gitmek (Vedam)

    Ne yazın o nefes kesen sıcağında kurusun dudaklarım ne de kışın ayazında titreteyim ardımdan kalanları. Mevsim, ılık bir eylül sabahı gibi şefkatli olsun ya da nisan yağmurlarıyla yıkasın yorgun adımlarımı. Kimsenin alnından ter damlamasın mezar taşıma, kimsenin eli üşümesin küreği tutarken avuçlarında.
    Pazarın o dingin sabahını benimle bölmesin dostlar. Bütün hafta yorulmuş bedenlerin dinlendiği güne gölge düşmesin. Haftanın ilk gün yorgunluğuna düşmesin adım, neme lazım trafikte sinirler gerginken kimse acı bir haberle irkilmesin. Belki sıradan bir çarşamba olsun ya da sakin bir perşembe günü. Hayat kendi ritminde akarken sessizce çekeyim aradan kendimi.

    Sabahın kör karanlığında çalan telefonlarla ürkütmeyeyim yürekleri. Güneş daha yeni uyanmışken kara haberle güne başlatmayayım kimseyi. Öğle telaşında lokmalar dizilmesin boğazlara. Akşamın yorgunluğu üstüne, evine dönme telaşındaki insana dert olmayayım. İkindi serinliği çöksün şehre, gölgeler yavaş yavaş uzarken günün en telaşsız, en usul vaktinde çıkayım o son yola.

    Sade bir veda olsun benimkisi gürültüsüz ve iddiasız. İyi olsun ölümüm, yaşadığım hayata en nazik teşekkür gibi. Kimse incinmesin, kimsenin boynu bükük, kalbi kırık kalmasın ardımda. Gider ayak bir ah almak, omuzlara ağır bir yük bırakmak istemem. Sessizce kapanan bir kapı gibi, usulca sönen bir mum gibi olsun. Rüzgârın alıp götürdüğü kuru bir yaprak kadar hafif, güzel bir günde, o en güzel zamanda olsun elvedam.

    Gölgenin boyu uzar, sokaklar usulca durulur. Gökyüzü altın sarısı bir tülle örtünür ikindi vakti. Hayatın ne tam başladığı ne büsbütün bittiği o arafta, kimsenin koşturmacasına basmadan süzülür zaman. Yaşamak nasıl ince bir zanaatsa, veda etmek de işte öyle zarafetle olmalı.

    Arkada kalanlara ne bir yük ne ağır bir hüzün faturası bırakılmalı. Sadece “Güzel yaşadı ve usulca göçtü” dedirten bir sükûnet kalmalı geride. Ne mevsimin öfkesi düşmeli adımlarımın üstüne ne de bir haftanın o yorucu, telaşlı gürültüsü. Sıradan bir günün kalbinde, kimseyi yormadan, sanki yan odada tatlı bir uykuya dalar gibi çekilmeli insan.

    Çünkü veda, bir ömrün kaleme aldığı en son hikâyedir. Ve o son sözler hiç bağırarak söylenmez aslında. Bazen akşamüstü esen hafif bir rüzgâr fısıltısıdır, bazen yaprağın toprağa dokunduğu o sessiz an. Her şeyin yerli yerinde durduğu, kalplerin sükûnete erdiği vakitte ölüm de, tıpkı yaşanmış hayat gibi, kimseyi incitmeyen nahif bir şiir olup tamamlanmalıdır.

  • ölüm

    07.08.2026 - 13:54

    Kimseye Yük Olmadan Gitmek (Vedam)

    Ne yazın o nefes kesen sıcağında kurusun dudaklarım ne de kışın ayazında titreteyim ardımdan kalanları. Mevsim, ılık bir eylül sabahı gibi şefkatli olsun ya da nisan yağmurlarıyla yıkasın yorgun adımlarımı. Kimsenin alnından ter damlamasın mezar taşıma, kimsenin eli üşümesin küreği tutarken avuçlarında.
    Pazarın o dingin sabahını benimle bölmesin dostlar. Bütün hafta yorulmuş bedenlerin dinlendiği güne gölge düşmesin. Haftanın ilk gün yorgunluğuna düşmesin adım, neme lazım trafikte sinirler gerginken kimse acı bir haberle irkilmesin. Belki sıradan bir çarşamba olsun ya da sakin bir perşembe günü. Hayat kendi ritminde akarken sessizce çekeyim aradan kendimi.

    Sabahın kör karanlığında çalan telefonlarla ürkütmeyeyim yürekleri. Güneş daha yeni uyanmışken kara haberle güne başlatmayayım kimseyi. Öğle telaşında lokmalar dizilmesin boğazlara. Akşamın yorgunluğu üstüne, evine dönme telaşındaki insana dert olmayayım. İkindi serinliği çöksün şehre, gölgeler yavaş yavaş uzarken günün en telaşsız, en usul vaktinde çıkayım o son yola.

    Sade bir veda olsun benimkisi gürültüsüz ve iddiasız. İyi olsun ölümüm, yaşadığım hayata en nazik teşekkür gibi. Kimse incinmesin, kimsenin boynu bükük, kalbi kırık kalmasın ardımda. Gider ayak bir ah almak, omuzlara ağır bir yük bırakmak istemem. Sessizce kapanan bir kapı gibi, usulca sönen bir mum gibi olsun. Rüzgârın alıp götürdüğü kuru bir yaprak kadar hafif, güzel bir günde, o en güzel zamanda olsun elvedam.

    Gölgenin boyu uzar, sokaklar usulca durulur. Gökyüzü altın sarısı bir tülle örtünür ikindi vakti. Hayatın ne tam başladığı ne büsbütün bittiği o arafta, kimsenin koşturmacasına basmadan süzülür zaman. Yaşamak nasıl ince bir zanaatsa, veda etmek de işte öyle zarafetle olmalı.

    Arkada kalanlara ne bir yük ne ağır bir hüzün faturası bırakılmalı. Sadece “Güzel yaşadı ve usulca göçtü” dedirten bir sükûnet kalmalı geride. Ne mevsimin öfkesi düşmeli adımlarımın üstüne ne de bir haftanın o yorucu, telaşlı gürültüsü. Sıradan bir günün kalbinde, kimseyi yormadan, sanki yan odada tatlı bir uykuya dalar gibi çekilmeli insan.

    Çünkü veda, bir ömrün kaleme aldığı en son hikâyedir. Ve o son sözler hiç bağırarak söylenmez aslında. Bazen akşamüstü esen hafif bir rüzgâr fısıltısıdır, bazen yaprağın toprağa dokunduğu o sessiz an. Her şeyin yerli yerinde durduğu, kalplerin sükûnete erdiği vakitte ölüm de, tıpkı yaşanmış hayat gibi, kimseyi incitmeyen nahif bir şiir olup tamamlanmalıdır.

Toplam 2 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR