Keldağı'nın omuzlarında eski bir rüzgâr dolaşıyor.
Deniz, bin yıllık uykusundan yeni uyanıyor.
Nar yine kızarıyor dallarında.
İncir, balını güneşe seriyor.
Üzüm, sabırla olgunlaştırıyor zamanı.
Değişen ne?
Kim aldı gözlerimizdeki ateşi?
Kim öğretti bize boyun eğmeyi?
Zeytin çekirdeğinden ekmek üreten eller,
şimdi kendi aydınlığını neden çıkaramıyor karanlıktan?
Toprak biliyor.
Taş biliyor.
Deniz biliyor.
Bu sessizlik bizim dilimiz değil.
Bu korku, miras kalmadı bize.
Bize kalan, tahta kapıları omuzlayan kalasın direnci,
yoksulluğu paylaşan ekmeğin
ve fırtınaya karşı dimdik duran zeytin ağaçlarının bilgisidir.
Ey aynı rüzgârın çocukları,
Kıyıya vuran her dalga adınızla sesleniyor.
Kalkın.
O küllenmiş anılarınızdan doğrulun
İnsan, unutarak, susarak ve
kendini başkasının aynasında arayarak kaybolur.
Oysa sizin yüzünüz,
Akdeniz'in tuzuyla yıkanmış, sesiniz, dağların yankısıyla büyümüştür.
Yürüyün.
Yol, adım atanların, türkü, söyleyenlerindir.
Gelecek, miskince bekleyenlerin değil;
onu omuzlayıp yürüyenlerindir.
Bir nar meyvesi gibi kırıldıkça çoğalın
Bir üzüm salkımı gibi birbirinize tutunun.
Bir zeytin ağacı gibi kök salıp, sert rüzgârlara karşı göğe uzanın.
Hiçbir dağ, kendine inanan bir halktan daha aşılmaz değildir.
Ve hiçbir karanlık, aynı umudu taşıyan
yüreğin ışığından daha uzun sürmez.
Kayıt Tarihi : 12.07.2026 13:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!