Uşak Kanyonu’nun derin uçurumlarına baktım dün gece,
Banaz Çayı akar geçer kayaların arasından hırçın ve soğuk.
Atapark’ta yürüdüm tek başıma bu gurbet akşamüstünde,
Beni bıraktın ulan, o zalim yalnızlığın tam ortasında!
Uşak halılarına dokunan o ince, o kırmızı nakışlar gibi,
Ben senin adını kazımıştım şu yaralı göğsüme tek tek.
Sen ellerin masalında sıcak iklimler yaşarken gamsızca,
Bu dertli adam kaldı bir başına, çek ulan kahrını çek!
Clandras Köprüsü’nün tarihi taşlarına dayadım sırtımı,
Asırlardır akar su, yıkar geçer o sert kayalıkları.
Akan sular temizleyemedi benim şu gönlümdeki lekeyi,
Söyle ulan, neydi senin benle o bitmek bilmeyen hırsın?
Tarihi Uşak Evleri’nin ahşap cumbaları dilsizce bakar,
Karakuş Tepesi’ne pus çökmüş yine bu seher vakti.
Biz seninle bu efe toprağında bir ömür sürecektik,
Sen ellerin iklimine sattın bizim o lekesiz yılları.
Tarhana kokan o eski dar caddelerde adım attım efkarla,
Bir cigara yaktım, dumanı saplandı gecenin zifir bağrına.
Hangi dost kapısını çalsam "Geçer" derler bilmezler ki,
Hiç kimse çıkaramadı benim gibi bu ayrılığın acı tadını.
Sen herif, bilmezsin bu Ege ile bozkırın buluştuğu ayazı,
Rüzgâr vurur da dağlardan, dondurur gözündeki acı yaşı.
Biz bu coğrafyanın mağrur ve boyun eğmez çocuklarıyız,
Eğmeyiz kimseye başımızı, vermeyiz bu şerefli savaşı!
Uşak’ın caddelerine çöktü kapkara bozkır gecesi,
Banaz Çayı’nın suları taşır benim bu sessiz çığlığımı.
Sen unuttun o kanlı yeminleri, o dumanlı akşamları,
Ben ise taşıdım bu acı matemi mezara kadar tek başıma!
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 05:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!