Uçan Balıkların Mücadelesi
Güneş, sabahın ilk ışıklarını Doğu'nun kadim diyarı Van'ın üzerine serperken, gölün yüzeyi dev bir ayna gibi ışıldıyordu. Uzak dağların karlı zirveleri, durgun suyun üzerinde titrek hayaller gibi yansıyor; gölün derinliklerinde ise bambaşka bir yaşam sessizce akıyordu.
Van Gölü'nün maviliklerinde yaşayan milyonlarca inci kefalinden biri de Gümüşkanat'tı. Gençti. Meraklıydı. Pulları güneş ışığı değdiğinde işlenmiş gümüş gibi parlar, sürüyle birlikte yüzdüğü zaman sanki suyun içinde bir yıldız kayıyormuş gibi görünürdü.
Hayatı boyunca gölün sonsuz gibi görünen sularında yaşamıştı. Dalgaların ninnisiyle büyümüş, akıntıların dilini öğrenmişti. Ona göre dünya, Van Gölü'nün sınırlarından ibaretti.
Ta ki bir bahar sabahına kadar...
Nisan ayının ortalarında gölün derinliklerinde alışılmadık bir hareketlilik başladı. Yaşlı balıklar sürülerin arasında dolaşıyor, gençleri çağırıyordu. Suların içinde görünmez bir heyecan dolaşıyor, her kalpte aynı çağrı yankılanıyordu.
Bilge balıklardan biri yüksekçe bir kayanın yanında durdu.
"Vakit geldi..." dedi ağır ve kararlı bir sesle.
Genç balıklar merakla etrafını sardı.
"Soyumuzun geleceği için yola çıkıyoruz."
Gümüşkanat heyecanla öne atıldı.
"Nereye?"
Yaşlı balık gözlerini uzaklara çevirdi.
"Doğduğumuz yere... Tatlı sulara. Bu yolculuk kolay olmayacak. Akıntılar bizi geri itecek, kayalar önümüze çıkacak, yorgunluk içimize işleyecek. Fakat unutmayın; hayat, rahat sularda değil, zorluklara karşı verilen mücadelede şekillenir."
Bu sözler Gümüşkanat'ın kalbinde yankılandı.
İçinde hem korku hem de tarifsiz bir heyecan vardı.
Çünkü ilk kez bilinmeyene doğru yüzecekti.
Sabrın Sessiz Öğretmeni
Günler sonra sürü, gölün nehirlerle buluştuğu yere ulaştı.
Gümüşkanat, coşkuyla ileri atılmak istedi.
Fakat yaşlı balıklar onu durdurdu.
"Henüz değil."
"Neden?" diye sordu sabırsızlıkla.
"Çünkü her yolculuk cesaretle değil, sabırla başlar."
Genç balık anlam veremedi.
Önlerinde uzanan tatlı su ona davetkâr görünüyordu. Hemen yüzmek, hemen ilerlemek istiyordu.
Ama beklediler.
Bir gün...
İki gün...
Sonra daha fazla...
Gümüşkanat bazen sıkılıyor, bazen huzursuzlanıyordu.
"Ne zaman başlayacağız?" diye düşünüyordu.
Fakat bekledikçe fark etti ki nehir sadece bedenlerini değil, ruhlarını da hazırlıyordu.
Suyun sıcaklığını hissetmeyi öğrendi.
Akıntının dilini dinlemeyi öğrendi.
Doğru zamanın değerini öğrendi.
Ve bir sabah...
Su tam olması gereken sıcaklığa ulaştığında, içindeki ses fısıldadı:
"Şimdi..."
Akıntıya Karşı
İlk metrelerde Gümüşkanat büyük bir şaşkınlık yaşadı.
Bu bambaşka bir dünyaydı.
Gölün sakin suları geride kalmıştı.
Karşısındaki akıntı, görünmez bir dev gibi üzerine yükleniyordu.
Her kulaçta biraz daha yoruluyor, her hamlede biraz daha geri savruluyordu.
Bazen taşlara çarpıyor, bazen nefesi kesilecek gibi oluyordu.
Bir ara durdu.
Kuyruk kasları yanıyor, bedeni tükenmiş hissediyordu.
"Kendi gücüm bunun için yeterli değil..." diye düşündü.
Tam vazgeçmeye yaklaşırken yanından geçen yaşlı bir balık ona seslendi:
"Acı geçer, mücadele kalır."
Bu sözler sanki nehrin uğultusunu bastırdı.
Gümüşkanat yeniden harekete geçti.
Her darbede biraz daha güçlendi.
Her başarısızlıkta biraz daha öğrendi.
Her düşüşte biraz daha büyüdü.
O gün anladı ki cesaret, korkmamak değil; korkuya rağmen ilerleyebilmektir.
Uçmayı Öğreten Şelale
Yolculuğun en zor bölümüne geldiklerinde suyun sesi göğü titretiyordu.
Önlerinde yükselen dev kaya duvarı ve üzerinden köpükler saçarak akan şelale, bir engelden çok kaderin kendisi gibiydi.
Gümüşkanat başını kaldırdı.
Şelale gözüne sonsuz görünüyordu.
Küçücük bedenine baktı.
Sonra tekrar şelaleye...
İçine ilk kez gerçek bir korku düştü.
"Ya başaramazsam?"
Bu soru zihninde büyüdü.
"Ya gücüm yetmezse?"
Tam o sırada önündeki balıklardan biri sıçradı.
Ardından bir diğeri.
Sonra yüzlercesi...
Suyun içinden fırlıyor, güneş ışığında gümüş oklar gibi havalanıyorlardı.
Bazıları başarıyor...
Bazıları düşüyordu.
Ama hiçbirisi vazgeçmiyordu.
Düşen yeniden deniyor, yorulan tekrar güç topluyordu.
İşte o an Gümüşkanat gerçeği gördü.
Başarı, hiç düşmemek değildi.
Her düşüşten sonra yeniden ayağa kalkabilmekti.
İlk sıçrayışını yaptı.
Yükseldi...
Yükseldi...
Ama yeterince değil.
Şelalenin köpükleri arasında geriye düştü.
Canı yanmıştı.
İkinci denemesinde daha yükseğe çıktı.
Fakat kayanın sert yüzeyine çarparak yeniden aşağı savruldu.
Bir an için gözlerini kapattı.
Yorgundu.
Kırılmıştı.
Umudu incelmiş bir ip gibi sallanıyordu.
Tam o sırada kıyıdaki insanları gördü.
Çocuklar...
Öğretmenler...
Merakla ve hayranlıkla onları izliyorlardı.
Küçük eller havaya kalkıyor, sesler nehir boyunca yankılanıyordu:
"Haydi!"
"Bir daha dene!"
"Başaracaksın!"
Gümüşkanat onların ne dediğini tam anlamasa da gözlerindeki inancı hissedebiliyordu.
Birileri ona inanıyordu.
Ama daha önemlisi...
Kendisi de artık kendine inanıyordu.
İnancın Kanatları
Derinlerden gelen bütün gücünü topladı.
Geçmişteki bütün korkularını...
Yorgunluklarını...
Acılarını...
Tek bir hedefte birleştirdi.
Son kez hızlandı.
Su bedeninin etrafında köpürdü.
Akıntı ona karşı bağırıyordu.
Ama bu kez o da akıntıya meydan okuyordu.
Kuyruğunu bütün gücüyle savurdu.
Ve sıçradı.
Zaman sanki durdu.
Güneş pullarında kırıldı.
Su damlaları etrafında küçük yıldızlar gibi parladı.
Gökyüzüyle su arasında, yalnızca birkaç saniyelik o büyülü anda, Gümüşkanat gerçekten uçtu.
Sonra...
Şelalenin ötesindeki berrak sulara düştü.
Başarmıştı.
Geleceğe Yazılan Miras
Korunaklı nehir yataklarına ulaştıklarında görevlerini yerine getirdiler.
Çakılların arasına bırakılan küçücük yumurtalar, geleceğin sessiz umutlarıydı.
Hayat yeniden başlayacaktı.
Bir süre sonra o yumurtaların içinden çıkan minik yavrular, akıntıyla birlikte Van Gölü'ne doğru süzülmeye başladılar.
Onlar henüz bilmiyorlardı.
Bir gün aynı yolculuğa çıkacaklarını...
Aynı korkularla yüzleşeceklerini...
Aynı şelalelerin karşısında duracaklarını...
Ve aynı mücadeleyi vereceklerini...
O günden beri Van Gölü kıyılarında büyüyen çocuklara inci kefalinin hikâyesi anlatılır.
Çünkü bu hikâye yalnızca bir balığın hikâyesi değildir.
Bu; umudun, sabrın, cesaretin ve azmin hikâyesidir.
Hayat bazen sizi güçlü akıntıların önüne çıkarır.
Bazen karşınıza aşılmaz görünen şelaleler diker.
Bazen de defalarca düşersiniz.
Fakat unutmayın:
Şelaleyi aşan balık, en güçlü balık olduğu için değil; vazgeçmeyen balık olduğu için başarılı olur.
Çünkü bazı kanatlar etten ve kemikten değildir.
Bazı kanatlar, insanın ya da bir balığın yüreğinde taşıdığı inançtır.
Ve bazen uçmak, gerçekten havalanmak değil; imkânsız görünen bir engelin üzerine cesaretle sıçrayabilmektir.
Kayıt Tarihi : 10.06.2026 21:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!