Uçan Balıkların Mücadelesi
Güneş, sabahın ilk ışıklarını Doğu'nun kadim diyarı Van'ın üzerine serperken, gölün yüzeyi dev bir ayna gibi ışıldıyordu. Uzak dağların karlı zirveleri, durgun suyun üzerinde titrek hayaller gibi yansıyor; gölün derinliklerinde ise bambaşka bir yaşam sessizce akıyordu.
Van Gölü'nün maviliklerinde yaşayan milyonlarca inci kefalinden biri de Gümüşkanat'tı. Gençti. Meraklıydı. Pulları güneş ışığı değdiğinde işlenmiş gümüş gibi parlar, sürüyle birlikte yüzdüğü zaman sanki suyun içinde bir yıldız kayıyormuş gibi görünürdü.
Hayatı boyunca gölün sonsuz gibi görünen sularında yaşamıştı. Dalgaların ninnisiyle büyümüş, akıntıların dilini öğrenmişti. Ona göre dünya, Van Gölü'nün sınırlarından ibaretti.
Ta ki bir bahar sabahına kadar...
Nisan ayının ortalarında gölün derinliklerinde alışılmadık bir hareketlilik başladı. Yaşlı balıklar sürülerin arasında dolaşıyor, gençleri çağırıyordu. Suların içinde görünmez bir heyecan dolaşıyor, her kalpte aynı çağrı yankılanıyordu.
Bilge balıklardan biri yüksekçe bir kayanın yanında durdu.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta