Eylül gecelerinde kaybolmuşum.
Ne yana dönsem aşılmaz surlar yükselir.
Avucumda senden resimler;
sokak lambalarının altında adını sayıklarım.
Hangi sokağa sapsam karşımda suretin,
kurumuş yapraklar gibi dökülürsün
birer birer.
Gözlerimi kapatınca belirir yüzün,
zihnimin yıpranmış tuvallerinde.
Rüzgâr eski evlerin panjurlarını çarparak
seni taşır diye saatlerce nöbet tutarım.
Gece yarısının sessizliği
avutmaya yetmez içimdeki viraneyi.
Tütün dumanı ciğerlerime çekilirken
yokluğun yangın gibi sarar ıssız sokakları.
Baktığım her cihette senden bir şeyler ararım;
suskunluğum,
dünyadaki bütün çığlıklardan ağır,
biner kimsesiz omuzlarıma.
Sensiz geçen her saniye
ömrümden parçalar koparır.
Şehir baştan aşağı üşür,
içimdeki kor bir türlü sönmez.
Koyu renkler zindan gibi kuşatır boğazın üstünü.
Adını çığırmak isterim,
kelimeler kurur boğazımda.
Uzakta bir tren düdüğü çalar ansızın,
içimdeki istasyon zemini sarsılır.
Hangi vagon seni getirir diye beklemek,
raylar üzerinde yürümek
ölüm kadar ürkütücü.
Sen gelmezsin;
yokluğun oturur başköşeye,
işler bedenimin her hücresine.
Toprağa düşen ilk eylül damlası seni hatırlatır.
Kentin bütün ışıkları söner,
bir tek benim penceremde yanar o lamba
gece boyu.
Yağmur kaplamıştır asfaltın üstünü.
Sevdanı hançer gibi taşırım sırtımda,
her nefeste biraz daha derine işleyen…
Çünkü sensizlik;
bu koskoca dünyada yapayalnız kalmaktır.
Bir bardak çayın buğusu bile kesmez efkârımı.
Gün devrilir sabahın şafağına;
şehir susar, sokaklar boşalır.
Senden bir iz arar dururum,
hangi mısranın bu yıkımı taşıyabileceğini bilmeden.
Gözlerin gelir aklıma,
gecenin en karanlık köşesini aydınlatan
mavi bir gökyüzü gibi.
Bir tek senin adın kalır dudaklarımda.
Unutmak diyorum bazen…
Unutmak mümkün mü?
Sen gideli havalar soğudu,
mevsimler sonbahara döndü.
Hangi takvime baksam yapraklar aynı günü gösterir:
beni terk edip gittiğin o anı.
O üç eylül akşamını.
Çığlıklar atsam duyulmaz.
Duvarlar üzerime yürür adım adım.
Seni sevmek bir suçmuş gibi yargılanırım
kendi içimdeki mahkemelerde.
Verilen ceza hep aynı:
sonsuza dek sürecek bir sürgün.
Gittiğin yollara bakarım her sabah,
belki bir silüet belirir uzaktan diye.
Bir serap gibi belirip kaybolursun ufukta;
uzatırım ellerimi,
parmak uçlarımda sadece soğuk rüzgâr kalır.
Ne bir merhaba gelir senden ne bir selam;
unutulmuş viraneyim bu şehirde.
Vakit geçmez, gece bitmez, şafak sökmez.
Anlamaz kimse meramımı.
Gözlerimin altındaki mor halkalar.
Gecelerce sürer amansız nöbetlerim.
Seni beklemek,
çölde bir ağacın meyve vermesini umut etmektir.
Ama ben yine de beklerim;
son nefes tükenene kadar.
Bir şarkı çalınır uzaktan ansızın,
ikimizin de çok sevdiği…
Kalbim sıkışır, nefesim kesilir, gözlerim dolar.
Nereye baksam sen varsın,
bir serap gibi yerleşmişsin göz ufkuma.
Yedi cihetimde senden hayaller.
Bu nasıl bir ıstıraptır,
çözemedim.
Artık ne yediğim ekmeğin
ne de içtiğim suyun bir tadı var.
Oysa zaman erip tükenmekte.
Ömrüm solup gitmekte bu amansız bekleyişte.
Biraz daha sen,
birkaç düş,
birkaç parça yansıma…
Bir o kadar adın dökülür dudaklarımdan
gecenin bu zifiri saatinde.
Yokluğun ölümden de betermiş meğer;
ruhumun en kuytu köşelerine sirayet eden.
Ve ben bu sızıyı her gece yaşıyorum;
seni düşündükçe.
redfer
Kayıt Tarihi : 4.08.2026 21:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!