Ayna, gümüşten bir nehir: kadınım orada saçını çözer,
Fosforlu parmaklarım fırtınayla tellerin arasında gezer.
Bahçede barbarca bir melodi, yapraklar titrerken içinden,
Gırtlağında benim sesim, o vahşi ve yırtıcı ritimden!
Güneşin kızıl bir volkan gibi emdiği o meyveler,
Onun beyninde ben oluveririm, saf bir sanrı yükselir,
Al al olur yanakları, göksel bir öpücüğün esrikliğinden.
Fırlatır kendini bahçeye, yeşilin çiğ feryatları arasına,
Şarkı söyler içinden, göğsün o dilsiz kafesinde.
Ses tellerinden akan o saf metal, benim vahşi çığlığımdır,
Simyacıların potasından birlikte geçmişçesine!
Bak, güneşin alevden kırbaçlarla kızarttığı o kayısılar!
Aklından ben geçerim, dikey ve yakıcı bir ışık seliyle,
Güneşlenirken teni, o radyum pırıltılı boşlukta,
Kızarır baştan başa, kor bir dudakla öpmüşçesine!
Eğilmiş dikiş diker, o evcil dünyanın zavallı kumaşına,
Gömleğimin düğmesi, kopmuş bir yıldız gibi elinde.
Hayal eder beni—o anarşik, o gezgin serseriyi—
Ve ürperir aniden, elektrik yüklü bir iğne batmışçasına!
Çocuğunu göğsüne bastırdığında, o şefkat panayırında,
Bir isyan gibi geçer erkekliğim kemiklerinin içinden;
Tüm kuralları yıkarak, tüm tanrıları alt ederek,
Benimle o vahşi bozkırda uzanıp yatmışçasına!
Kayıt Tarihi : 8.06.2026 19:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!