Bir eskici geldi,
Ömrünü pasa teslim etmiş elleriyle.
Eski bir tel dolabı sökmeye başladı;
Her kıvrımında,
Her kopan telde
Bir zamanın sessizliği vardı.
Tel, demirden önce
Avuçlarını kesti.
Kan, pasın rengine karıştı;
Ama en derin yara
Avuçlarında değil,
İçinde açıldı.
Çünkü bazı teller
Demirden yapılmaz;
Bazıları bir gülüşe,
Bir bakışa,
Yarım kalmış bir sevdaya örülür.
Dolap parçalandıkça
Anılar da dağıldı etrafa.
Her tel ucu,
Adını fısıldayan bir özlemdi.
Eskici,
Elindeki kesiklere baktı önce,
Sonra yüreğindeki görünmeyen yaraya.
Anladı ki
Pas tutan demir kolay sökülürmüş;
Ama sevdanın ördüğü kafes
İnsanı ömür boyu kanatırmış.
O gün
Bir tel dolap hurdaya çıktı.
Fakat bir yürek,
Sevdiğinin yokluğunda
Yeniden parçalandı.
Tel,
Demirin en ince itirafıdır.
Bükülür, susar, bekler...
Sonra ansızın,
Kendine dokunan eli yaralar.
Avuçlarından süzülen kan,
Yalnızca tenin diliydi.
Asıl kanayan,
Hiçbir gözün göremediği
O eski sevdanın sessiz nabzıydı.
Çünkü aşk,
Bir insanın içinde kurduğu
En zarif hapishanedir.
Kapısını kendin örersin,
Anahtarını sevdiğine verirsin;
Çıkmak istediğinde anlarsın ki
En sağlam tel,
Özlemdir...
Eskici elindeki kesikleri sardı belki,
Ama yüreğindeki yaraya
Ne bez yetişti
Ne zaman!
Ve o gün öğrendi:
Bazı eşyalar hurda olur,
Bazı aşklar ise
İnsanın içinde paslanmadan kalır.
Çünkü demiri zaman çürütür;
Ama sevda,
İnsanı kendi sonsuzluğuna
İnce bir tel gibi bağlayan
En sessiz yaradır...
Kayıt Tarihi : 3.08.2026 12:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!