Edward James Hughes, genelde kısaca Ted Hughes, İngiliz yazar ve çocuk edebiyatçısıdır. Eleştirmenler kendisini kendi döneminin en iyi şairleri arasında sayarlar. Hughes 1984'ten ölümüne kadar İngiltere'nin Devlet Şairi (Poet Laureate) olarak yazmıştır.
Sylvia Plath ile evlenmiş ve 2 çocuk sahibi olmuş ama sonrasında ayrılmışlardır. Boşanmaları henüz sonuçlanmadan Sylvia Plath'ın intihar etmesi sonucu, ünlü şairin mezar taşında "Sylvia Plath" değil "Sylvia Hughes" yazılmıştır. 1998 yılında yayımladığı "Doğumgünü Mektupları" kitabı ile Sylvia Plath ile olan ilişkisini ilk defa şiirine yansıtmış oldu.
Şiirin dışında çocuk yazını ile ilgili kitaplar da kaleme aldı.
Eserleri
The Hawk in the Rain (Yağmur Altında Doğan, 1957)
Lupercal (Nisan Şöleni, 1960)
Selected Poems (Seçme Şiirler, T.Gunn ile birlikte; 1962)
Wodwo (1967)
Iron Man (Demir Adam,1968)
Animal Poems (Hayvan Şiirleri, 1967)
Crow (Karga,1970)
Gaudete (1977)
Cave Birds (Mağara Kuşları, 1978)
Moortown Diary (Moortown Günlüğü,1979)
Remains of Elmet (Elmet'in Kalıntıları, 1979)
River (Irmak, 1983)
Flowers and Insects (Çiçekler ve Böcekler, 1989)
Wolfwatching (1989)
Rain-charm of the Duchy (Duchy'nin Yağmur Büyüsü,1992)
New Selected Poems 1957-1994 (Yeni Seçme Şiirler 1957-1994; 1994)
Tales from Ovid (Ovid'den Masallar, 1997)
The Birthday Letters (Doğumgünü Mektupları, 1998)
Collected Poems (Toplu Şiirler, 2003)
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




-
Masalların Masalı
Tüm YorumlarEylül
Oturup akşamları izliyoruz yayılan karanlığı yavaşça:
Hiçbir saat saymıyor bunu.
Yinelendiğinde öpücükler ve kollar sarıldıkça
Kim bilebilir zamanın nerede olduğunu.
Yazortası: iri, durgun sarkıyor yapraklar:
Bir yıldız gözlerin ardından,
İpek bileğin altınd ...