TATİL ŞİİRLERİ

TATİL ŞİİRLERİ

Mahir Odabaşı

NOT DEFTERİMDEN – 8

Çevrim içini çevirsen de dışına / Hayatın ne getireceğini bilemezsin başına / Bazen daha varamadan beklediğin yaşına / Kalabalıklarla giderde arada kalırsın tek başına

*
Öyle bir geçer ki zaman / Dönüp bakarsın da geriye içinden çıkaman

..

Devamını Oku
Ayten Karakaş

Hoşgeldin küçük baharım evime
Teşekkürler çiçeklerin için,
Yuva yapan kuşlar
Uçuşan kelebekler için,
Sıcacık güneşin
Yumuşacık meltemin için,
Yağdırdığın yağmurlar
..

Devamını Oku
Mehmet Akif Tiryaki

Hep böyle bâkir kal Knidos
yıldızların kıskanır yoksa
onların gözü senin üstünde
ay çoban olmuş geceye
karanlığa ledli el feneri tutarcasına


..

Devamını Oku
Mehmet Akif Tiryaki

Bu gün tatil
erken de kalkmadım
ama yatakla bir günlüğüne vedalaştım
Önce birkaç şiir atıştırmalıyım
kahvaltı üstü

Tereyağında az pişmiş iki yumurta tadında
..

Devamını Oku
Engin Kaya

Şu bayramda gülemedim bir türlü
Kimle gülem dostmu yarenmi varki
Pencerem kapalı kapım kilitli
Öldünmü kaldınmı soranmı varki

Böylemi olurdu dostluğun yadı
Şimdi tatil olmuş bayramın adı
..

Devamını Oku
Birol Yiğit

Sevgiye, Saygıya değer veriyorsanız
İnsanları karşılıksız içten seviyorsanız,
Bencillikten uzak dürüst yaşıyorsanız,
Ki.., Biliyorum siz öylesiniz..,
Öyleyse siz bayramı hak ediyorsunuz
Bayramınız kutlu olsun.

..

Devamını Oku
Necati Yıldız

bahçede oynaşır cıvıl, cıvıl Çocuklar,
Kuşlar çatılarda uçuşur,
caddeler'de insanlar kar topu oynaşır,
İstanbu'la rahmet yağdı kar yağdı.

Bütün her yer beyaza büründü
Kar üstünde sevinçle yüründü,
..

Devamını Oku
Kağan İşçen

dudaklarınla yazdın
kalbimin okyanusuna firar öykünü
kanıma karıştı sözlerin
sana baktığım yerdedir ufuk çizgisi
ve seni gördüğüm yerde
dökerler içlerini gözlerime
denizaşırılığa hırslı albatroslar
..

Devamını Oku
Sefer Keskin

Bugün pazar ve ben seni hiç özlemedim...
Bunca yıl,hatta ömrümce seni özlemişim ben...
Henüz bulmuşken,yeniden özleyecek zamanım mı var.
Yada gönlümde ki o yerde bir boşluk mu var?
durup dururken seni özlemenin kitabını yazayım...
Ben seni hiç özlemedim işte...

..

Devamını Oku
Abbas Paksoy

Virajı çıkmadan, viraja.
Bitmek bilmiyor, bu kıvrımlar.
Garaja girmeden, garaja,
Bitmek bilmiyor, bu kıvrımlar.

Gecesi, gündüzü belirsiz,
Dağlar karanlık, yollar ıssız.
..

Devamını Oku
Mustafa İmamoğlu

Bir haymana gördüm ki

Tatil için arkadaşın yerine gittim ben haymanaya
Issız yollardan geçtik vardık küçücük haymanaya
Halkı sıcak mı sıcak benziyor doğu Anadoluluya
Zaten göç ederek gelmişler yıllar önce bu yöreye

..

Devamını Oku
Mustafa İmamoğlu

Bir haymana gördüm ki 2

Tatil için arkadaşın yerine gittim ben haymanaya
Issız yollardan geçtik vardık küçücük haymanaya
Halkı sıcak mı sıcak benziyor doğu Anadoluluya
Zaten göç ederek gelmişler yıllar önce bu yöreye

..

Devamını Oku
Mehmet Akif Tiryaki

Yine yağmur çiseliyor İstanbul'a
günün adı pazar ya
yine yağmur çiseliyor İstanbul'a
gözüm güneşi de arıyor denizin yanında

Sabah saatlerinde yollar taşra kasabası
kuşların cik cik sesi
..

Devamını Oku
Cem Uçar

Ve bütün ihtişamıyla geliyor geçmişine yandığım bayram! Her şey yeterince kötü bozuk ve olmasını istemediğimiz gibiyken birden bayram diye yüzler gülecek! Bir namaz kılacağız bütün zor yaşayanları düşünerek ve daha sonra evlerimize gidip sanki yarım saat önce onları düşünen biz değilmişiz gibi de o ev senin bu ev benim gezmeye başlayacağız.
Ve bayram geliyor; sokakta paltosuz gezen yaşlı teyzemin üşüyen sırtında, ayakkabısız gezen arkadaşımın soğuk ayaklarında kıpkırmızı olmuş ellerinde!
Ve bayram geliyor; bir atkıyla bile saramadığı yüzünü korumak için sakal bırakmış amcamın yüzündeki derin mutsuzlukta, gözlerini içi hep gülen ama hiç ısınmayan yanaklarında küçük kızın!
Ve bayram geliyor; defalarca üzülüp bir o kadar yalnız bıraktığımız bayramsızların her şeye rağmen yürüdüğü sokaklarda, ısıtmayan kazağın soğumayan sigaranın külünde bayram geliyor!
Ve bayram geliyor; oruçlu ağızlardan çıkan kafiyeli iftar laflarının ardından o laflardaki açlıkla terbiye edilen küçük çocukların büyük ana-babaların evlerinde uzun zaman önce yakmaktan vazgeçtikleri ocaklarının sıcaklığında!
Ve bayram geliyor; oruçlu ağzıyla küfretmeyi reddeden ama küfretmiş kadar kalp kıran sevgili dostların sinirli davranışlarında!
Ve bayram geliyor; neşeli bayram ziyaretlerinin tam ortasında kapıyı harçlık için çalan küçük çocukların heyecanlı nefeslerinde!
..

Devamını Oku
Barış Hayrettin Bilgiç

Efeler içinde sen diyar,diyar
Gezerek hep dur sen orda alim.
Rabbim kılsın seni daim bahtiyar,
Süzerek hep dur sen orda Alim.

Pekpan panelleri sattın durmadan,
Sürmelide gündüz yattın durmadan,
..

Devamını Oku
Erdal Ay

akşamın kör karanlığında
biraz nostalji olsun diye
tüm ışıkları kapamışlar
mumları yaktırmışlar.
haftanın son gününde
tatil bile demeden.
cebindeki parayı sormadan
..

Devamını Oku
Aynur Uluç

Zaman zaman gezi yazıları kaleme alıyorum; kimi zaman gezi esnasında, kimi zaman da çok eskilerde yaptığım bir geziyi anımsayarak. Bunu niçin yaptığımı sordum kendime. Bir bakıma gezi yazılarımın felsefesini yerine oturtmak istedim, kendi gözümde. Gezdiğim yerlere ilişkin yazdığım yazılarda kullandığım dil sebebiyle bu yazılarımın anı türü ile bir akrabalık bağı olabileceğini düşündüm. Bu yazılarda dili kendi hikâyem üzerinden anlatarak kurmak, bilerek yaptığım bir şey ancak amacım, elbette anılarımı yazmak değil. Anıları yazarken geçmişte yaşananlar, yeniden yaratılır. Anı yazıları, yaşamak dediğimiz geçmiş zamanlar iskeletine yeniden beden giydirmeye kalkışarak kaleme alınır da diyebilirim. Bu bakımdan anı yazılarında içten içten kendisini zorlayan “ aslında nasıl yaşanmalı kurgusu”, yaşananın gerçekte nasıl gerçekleştiğini örtebilir gibi gelir bana. Teori- pratik sonsuz döngüsünün ise, gezmekle, yeni mekânlarda bilinci yeniden bilemekle tam bir ilgisinin bulunması gerekir. İçinde yazanın hikâyesinin de yer aldığı gezi yazıları, hatıraya dayalı hayat hikâyelerinin felsefe tütsülü atmosferine göre, daha somutun içinden süzülür gelir. Böyle olunca da yazısında yazarın kendisiyle ilgili ayrıntılardan çok, oraların kendisinde bıraktığı oluşumlar ortaya çıkar. Ben de sanırım bu nedenle böyle bir dili tercih ediyorum. Çünkü bana göre bir yeri anlatmak için, o yerin insan’a nasıl değdiğine bakmak gerekir öncelikle. Ve bu anlamda kendimden başka malzeme yok elimde. Kendimden ve geziyi birebir paylaştığım ekibimden. Ve biliyorum ki; her birimiz, içinde bulunduğumuz toplumun küçük yansımaları olduğumuza göre; bir yere dair içimizde oluşan duygular ve çağrışımlar, kişisel gibi görünse de toplumsaldır aslında. Bunun yanı sıra yazdıklarım, sadece rehberlik özelliği taşıyan yazılar olsun da istemiyorum. Buradan düşünürken “gezi edebiyatı” kavramına geçiyor beynim. Gezi aktarımları, birbirinden çok farklı yayın organlarında kendisine yer bulabilecek geniş bir konu çünkü. Gazeteler, gezi dergileri, edebiyat dergileri, kültür-sanat dergileri ve yaşamımıza gittikçe daha fazla kaynaşan internet ortamı gibi geniş bir yelpazede ulaşıyor bize bu yazılar. Böyle olunca her birisinin kendi amacına uyacak şekilde öncelediği içerik farklı oluyor; bu yazıları sunma şeklindeki olanaklar da öyle.

Rehberlik amaçlı yazılarla gezi edebiyatı kapsamına giren yazıları birbirinden nasıl ayıracağız peki, gibi bir soru geliyor aklıma bu noktada. Bugünün gezi yazıları, ne kadar edebiyatın içinde yer alıyor? Burada sadece kısa süreli yer değiştirenlerin yazılarını merceğe alarak düşündüğümü söylemeliyim. Bu yer değiştirmeler, ister bir yaşam şekli halinde peş peşe yaşanmış olsun, isterse yaşamın içine sıkışmışlığımızı yaran ara zamanlarda gerçekleşmiş olsun. Yoksa farkındayım; göç edenlerin ve ettirilenlerin kaleme aldıkları eski memleketlerini anlatan ve/veya yeni memleketlerine orada yaşayanlardan daha bir dış gözle bakanların yazıları, ya da “kaçış” diye adlandırabileceğimiz kapsama giren yazılar, konunun değinmediğim derin uzanım noktaları. Tekrar kendi düşünme aralığımdaki konuya dönecek olursam sorular, peş peşe üstüme gelmeye devam ediyor. Seyahate çıkan kişinin kendisi yanı sıra gidilen, gezilen yerlerdeki insan dokusu da bir kenara itilerek sadece oralarda yenilip içilecek, gezilip görülecek yerlerin listesini veren cümle kalabalığına mı dönüyor gittikçe bu yazılar? Yazının yanında sunulan görsel malzeme ne kadar çok ve görkemli, yazının yayımlandığı kâğıt da ne kadar parlaksa o kadar mı göz alıyor, göz dolduruyor ve o kadar mı hizmet ediyor tüketime?

Gazete veya bazı gezi dergilerinde yer alacak yazılarda o yayın organlarınca, güçlü görselliğin ve rehber niteliği taşıyan bilgilerin sıralandığı yazılar, o yöreleri hızlıca tanımak isteyen okuyucu için cazip olacaktır, düşüncesiyle bu tür formlar, daha tercih edilir bir biçim olabiliyor. Bu isteğin sebebinde gittikçe daha kısa metinler okumak hatta mümkünse okumaktansa resimlerine bakmak isteyen hız çağı okuyucusunun etkileri de düşünülebilir. Günümüzde insana, ulaşmak isteyeceği bilgiye hızlı kavuşup, hızlı yaşayıp, hızlı tüketeceği mekânlar arama zihniyetinin pompalanması ile de ilgilidir bu durum. Öte yandan şunu açmak isterim; yazılardaki görsel malzeme için gereksiz, yayımlandığı kâğıt için de önemsizdir demiyorum. İnsana her şeyin en güzeli yakışır elbette ve yazıda aktarılan duyguyu tamamlayacak olan, yazının ruhunu zamanda donduran yazı eki fotoğrafları da elbette önemli. Yazının insanda sayfaya dokunma isteğini kamçılayacak ama aynı zamanda onu yormayacak bir malzeme üzerinde sunulması da çekim yaratacak bir faktör. Ancak iyi bir yazı için yeterli değil tüm bunlar. Gidilen yerdeki insan-mekân-zaman yakınlaşmasının sahici bir şekilde okuyucuyla paylaşıldığı yazıların insana daha derinden dokunacağı açık çünkü. Peki bu noktada ayrım yapmadaki kritik sorumuz şu olabilir mi o halde: Yazı, okuyucuyu ziyaretçi olmak yerine, turist olmaya mı çağırıyor?

Temasa geçilen her farklı yerin insan yaşamında yeni bir eğitim, yaşamı dönüştüren bir edim olduğu unutulunca (unutturulunca) kendimizi turist konumunda buluvermek, kaçınılmaz oluyor. Ziyaretçi olmanın özel tadının “fiyata her şey dahil” tatil anlayışının yanında bilerek pek bir boynu bükük bırakıldığı bu yeni düşünme şeklini olduğu gibi kabullenmek mi gerekir peki? Kabullenmediğimiz yerde insan’ı anlatmakta inat etmek, insan’ı hatırlatmakta ısrar etmek gerekmez mi? Bu noktada da araç ve amaç kavramlarını yeniden sorgulamak gerekmez mi? Gittiğimiz yerlerden, yazdığımız, okuduğumuz yazılardan önce bilincimize giydiğimiz tüm emanet kalıpları üstümüzden çıkarıp kendimize yeniden şöyle bir bakmak gerekir öncelikle. Sanat, hayatı daha iyiye götürmek için varsa; gezi yazılarına da bu gözle bakmak gerekir. Burada bir müddet duraklayarak sesli düşünmeye devam ediyorum o halde. Bunu yaparken de edebiyata sığınıyorum yine; insan’ı iyisiyle kötüsüyle olduğu gibi anlatarak hep bir adım öne götürmeyi hedefleyen edebiyata. Karmaşıklığıyla, dinginliğiyle, ihtiyaçlarıyla, konforlarıyla, imkânlarıyla, beklentileriyle, çantasına koyduğu soruları, şaşkınlıkları, korkuları, zaaflarıyla… kısaca “insan”ı tam anlamıyla önce anlamaya, sonra anlatmaya kilitlenmiş edebiyata. Şu sıralar moda olduğu için geçtiği her yerde mecburen dinlediği değil, göğsünün en özel yerinde taşıdığı şarkılarıyla düşünmeliyim insan’ı. Meraklarıyla, hevesleriyle, coşkularıyla, en saf haliyle beslenmeye, gelişmeye duyduğu özlemleriyle düşünmeliyim o halde.
..

Devamını Oku
Bünyamin Yalçın

Herkes gider yazın tatil zamanı
Koklar sarılarda tozu dumanı
Harman yerindeki sarı samanı
Çiğner gibi geçti çocukluk anım

Sıcacık buharı yüzüme vuran
Mis gibi kokusu burnuma dolan
..

Devamını Oku
Rengin Gardner

Ne guzel bir duygu
Seni tekrar gorebilmek,
Kokunu icime sindirmek olgusu,
Seni, senden uzakta bile sevebilmek.

Cok degismissin, sen hala birtanesin
Dahada guzellesmissin gormeyeli,
..

Devamını Oku
Kadir Tozlu

Mutlu olmak istemiyorum,
Öğüt de istemiyorum,
Psikoterapi de istemiyorum,
Damdan düşmüş birini de istemiyorum,
Dinlenme veya tatil de istemiyorum,
Hiçbirşey istemiyorum,
Yalnızca...
..

Devamını Oku