Meylimi sana vermeyi seçiyorum Sevgili Günlüğüm✍🏻
Dünyadan arındır beni: Çek kendine ve bir daha bırakma ellerimi. Haberleri dinlemek bize göre değilmiş.
Olan biten üç aşağı beş yukarı hep aynı. Belki yazdıklarımızda üç aşağı beş yukarı hep aynıdır ama işte kalemi elimize alınca ve yaz emrini verince kağıt ne yazdığımızdan hem haberli, hem de habersiziz ki okurken kendimizi tanımak işte tam olarak burada başlıyor.
Yazmak cesaret ister, hele hele adını soyadını altına mürekkepli kalemle yazmakta..
Bence, benim doğrum bu yani.
Benim duygularım bunlar, duygularımı, fikirlerimi ve his dünyamı ortaya çıkarıp yazmaktan gurur duyuyorsam altına ad ve soyadımı yazmakta en az bu kadar önem arz eder benim için sahip çıkıyorum noktasından virgülüne tüm yazdıklarıma, bunlar benim ve ben de yazdıklarımım.
Ama ne bileyim belkide ismime olan aşkımda gizlenmeyi yeğlemiyorda olabilir😉. Bazen ya tanışmak veya resmi işler için adımı soruyorlar öyle bir Hülya diyorum ki; zannedersin bu adı ben buldum, bu güzel beş harfi ve ruhumla uyum içinde olan anlamıda ben yerleştirdim. Halbuki neye gücüm yeterki benim, kul olmayı murad eden ölümlüyüm sadece. Yani ne bileyim Hülya derken tüm evren dudaklarımın arasından çıkıyor gibi ve uzaya da gönderdim adımı biliyor musun; evett evett bunu bilmeni isterim. Ay’da şimdilerde isimlerimiz alındı, biletler verildi. Kısmete bakar mısın ruhumla gidip gidip geldiğim yerde şimdi adım soyadım. Bir tek bedenim oralara gitmenin tadına varamayacak belki ama olsun hissettiği duygularada razı olduğunu gözlemliyorum.
Uzaya giden mekik gibi bırakıyorum onu galaksilerin yıldızların arasında gezinirken, bedeni ihtiyaçları oralarda beni düşündürmesin. Hayal dünyan yoksa veya bazı kalıplara yerleştirdiysen düşüncelerini senden beni anlamamı beklemek hata olur
Sevgili Günlüğüm✍🏻fakat
şununda farkındayım ki; hayal ve his dünyan geniş ve yazmadığım zamanlarda bana seslendiğini duyuyorum.
Bu da bizim gerçekliğimiz seni çok seviyorum hadi yeryüzüne dönelim mi?
Hayır mı!
Tamam bende istemiyorum ama anlatacaklarım var dinle dinle…
Dur durr durr tabii bilmiyorsun sen Sevgili Günlüğüm✍🏻 taşındım…
Evet evet dur sitemimin biri bin para olsun şimdi.
Nerdeydin sen bakalım ben taşınırken, hımmm hımm?
Yazı görünce giriş, iş görünce sıvış mı diyeyim bu duruma?
Koca evi tek başıma toplayıp kolilere yerleştirdim. Aman Allahım en çokta kıyafetler yordu beni.
İster inan ister inanma bir ara artık kıyafetlerden dur hemen iptal iptal iptal diyeyimde yeni söylemişim gibi olmasın tövbe estağfurullah. Midem bulandı, yeminle bu ne kadar kıyafet diye, midem bulandı.
Abiyesi ayrı, spor kıyafeti ayrı, günlüğü ayrı da
Sevgili Günlüğüm bak içinde ayrılması zor olan kıyafetlerimi de vermişliğim çoktur yani. Pinti değilim.
Zaman zaman arıyor gözlerim bazılarını, aslında bir ipek saten kırmızı kalın askılı tulumum vardı modelini tarif etmeyeceğim şimdi ağlarım yoksa ah işte onu nasıl verdim? İnsan onu nasıl verebilir, ama işte yer açılması lazım diye mi düşündüm:
İçime tek oturan odur. Akıl tutulması mı yaşadım o anda bilgim haricinde, insan en sevdiği kıyafeti nasıl verebilir?
Kolilere bavullara yerleştirirken her bir kıyafetimi izledim önce, ardından Allahım burada bir servet var dedim ve kalbim ürperdi.
Allah bunların hesabını soracak deyip arkamı gardroba dönünce, dikdörtgen hurcun içindeki kumaşları farkettim.
Daha terzimin dikeceği bi dünya en âlâ ve ipeğinden, krepinden, mor kadifesinden, penyesinden, saf keteninden daha türlü cinslerden kumaşları görünce dünyayı soyundum ve tüm kumaşları, elbiseleri,
Satürn’e kaçtım. Taş oldum döndüm çemberinde, arada yanımdan, yöremden geçen taşlar dünya kokusu alsada tenimden, benden değilmiş o koku gibi oralı olmadım. Allahtan zikirlerini bölüpte sen dünyalı mısın diye soran olmadı…
Boncuk boncuk terler döktüğüm anlardan biriydi o gün ve arınana kadar bende onlar gibi döndüm. Elimde olsa hani hiç yeryüzüne gelmeyeceğim de ansızın çalan kapının zili ve sucunun damacanayla suyu yere bırakış sesi de insanlığımın zilini çaldı aynı zamanda, susuzluğumu hissettirdi yani Sevgili Günlüğüm anlayacağın (suya) ihtiyaca binaen dönmek zorunda kalıyorum.
Bazende çocuklarımın Anne diye seslenme sesine dönüyorum. Yoksa oradan beni kolay kolay kimse getiremez bu kadar da keskin cevabım var.
Her biri ayrı ve nadide kıyafetler, herkes satın aldığını, diktirdiği elbetteki sever. Ben anılarıyla birlikte bağrıma basıyorum. Sonra tüm bu düşünceleri üzerimden atarak her birini eğil kalk bavul ve kolilere silkeleyip silkeleyip mağaza vitrininde yer alacak gibi yerleştirdim. Bir ara sarı hırkamı silkelerken Ahmet emminin kiralık olan evinden arka odamdaki ağaçlarla vedalaşmayı denedim ama yapamadım gözlerim doldu . Üç yıl boyunca sabah akşam dört mevsimi birlikte yaşamıştık. Ayrılık kolay mı?Sonbaharla birlikte döktükleri yapraklarla, ağaran veya ağarmaya yüz tutmuş saçlarımı benzeş durumlar olarak adlandırdım. Onlar her bir yaprağını dökerken toprağa bende her insan gibi yaş alıyordum fakat kuaförler varda Allahtan koşa koşa boyatıyoruz saçlarımızı, heh sanki ay ne içler acısı durum yazarken fark ediyorum yine, sanki saçlarım boyanınca ne geçen yıllar geri geliyor, ne de zaman duruyor. Hoş geçen yılları geçmiş gibi görmekte göreceli bir şey. Yazarak zamanı durdurduğuma inanmak içimi rahatlatıyor ve geçmişten değişen şeylerden biri de gökyüzündeki uydu çöplüğü. Yıldızları seçmekte niye gözlerimiz bu kadar zorlansınki ama değil mi
Sevgili Günlüğüm✍🏻 ne hakları var?
Bazen insan olmadığın için şükretmelisin demek geliyor içimden. Bizler ölümlü insanlarız, onlar robotlar üretme çabasındalar hoş robotlardada bu duyguların olması mümkün değil: dünyanın tüm güçleri bir araya gelse, bir sineği yaratmaya güçleri yetmez ama biz kendimizi tüm canlı ve ırklardan üstün gören insanlar şak diye sinekleri nasılda öldürüyoruz!
2. bölüm
Kayıt Tarihi : 3.04.2026 12:36:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!