Yaş düşer yaş düşer
Dağ, taşa yaş düşer
Dünyanın bin hali var
Göz, başa yaş düşer.
Güneş doğmadan yola çıktık,
Çıkınımızda çökelek, soğan katık,
Dereyi geçtiğimiz delik eski kayık,
Bakıp hor görme üstümüz yırtık,
Oğlan okusun diye davar sattık,
Güzel yavrum, dengine düşesin,
Kumaşının rengine düşesin,
Merhameti zengine düşesin,
Kalbinin ahengine düşesin,
Dilindeki sesine düşesin,
Elcümle, insan olana düşesin.
Kadere rıza imandandır,
Asi olan küffardandır,
Yoksa kara bahtımı yazan
Kara gözün, kaşların mıdır?
Emreylemiş Mevla sabrı,
Baht yıldızıydım senin için,
Yazık, kıymetimi bilemedin.
Talihini yıkıp bedbaht ettin,
Yazık, kıymetimi bilemedin.
Kül gibi savurdun kalbimi,
Yeddi düvel yeddi hisseye girdü
Türk boğasın kurban etmek içün,
Tutıp sığtı boğazın, devirdü,
Kesüp al kanın ağıtmak içün,
Yeddi parçaya bölüp budun
Her bir parçasın yemek içün
Mustafamı aldı Yemen,
Gözümü sardı kara duman,
Başıma mezar oldu Keydan,
Felek solsun bağın, bahçen.
Düzde sıra sıra neferler,
Aşık demesin bunca zül yeter,
Derdimi bin dermana değişmem,
Yarama teninden bir el yeter.
Aşk ehlini bin hançer kesemez,
Yolunu haramiler kesemez,
Hayatımız; ıssız yerlerde çürümeyi bekleyen demir yığını,
Ümitlerimiz; taze çiçekler gibi üstüste atılmış rüzgâr yığını,
Kim görecek, kim bilecek yaşadığımızı,
Nihayetinde insan dediğin şehirler yığını.
Kendi gibi yıkık bir evin,
Kalbi gibi kırık bir dalın
Altında oturdu. Yandı için için?
Kimse sormadı:" Nedir bu halin ?"
Aklında bir soru:" Bu acı, ihanet niçin?"
Meczup geldi, dikildi önüne birden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!